![]() | |||||||||||||||||
| |||||||||||||||||
|
| |||||||||||||||||
Sponsor Alanı
Anamur SEDİR
Anamur SEDİR 1993-1994-Aralık 1993 1. Sayı-Ocak 1994 2. Sayı -Şubat 1994 3. Sayı -Mart 1994 4. Sayı -Mayıs 1994 5. Sayı SaatHİKÂYELER
İmran AKSOY HikâyeleriAna MenüSponsor Alanı
Ziyaretçi Bilgileri
HAVA DURUMU |
ÖĞRETMENE ZORBALIK
04 Aral?k 2025, 12:49 ÖĞRETMENE ZORBALIK Öğrenciden öğrenciye zorbalık duyar bilirdik de, öğrenciden öğretmene olanını da gördük. Kaçıncı oldu bu böyle. Kimyası bozuldu eğitimin. Çankaya Kocatepe Mimar Kemal Anadolu Lisesi’nde yaşandı son örneği bunun. Sınıftan kaç öğrenci masada çevirmişler öğretmeni, fiziki müdahalelerde bulunuyor, kafasını öpüyor, dalga geçiyor küçük düşürmeye çalışıyorlar. Sınıf seyrediyor, müdahale yok. Hepsinin bunu onayladığını düşünmek mümkün değil elbet. Onlar da çekiniyorlar belli ki. Çekimi yapan grubun üyesi mi bilemiyoruz onu. Başkentte dört bin mevcutlu bir lisede görev yaptım. Toplardık öğrenciyi bahçeye sıraya sokar alırdık içeriye. İki bin sabah, iki bin öğlen. Yüz, iki yüz öğrenci geç kalırdı yine de. Bekletir dolaştırırdık bahçeyi. “Yerde çöp, kâğıt, izmarit ne varsa alıp çöp kutusuna atacaksınız, eğilmiş göreceğim hepinizi” derdik uyardı herkes ona. Şimdi olsa ikinci haftaya kalmazdı idareciliğimiz. Kayda alınır o anda bitirilirdi işimiz. Çok şey anlatılabilir elbet düne dair, bugüne bakalım biz. Öğretmen, yönetici, müfettiş olarak her kademesinde görev aldım eğitimin. Gördüm öğretmenin sınıfta öğrenci karşısındaki çaresizliğini burkuldu içim. “Ne hale geldik” dedim. Çok yönden ele almak lazım gerekiyor meseleyi. Takip edilen eğitim politikası. Dümendekilerin eğitim gemisini vardırmak istedikleri liman. Koydukları hedef. Yönetici yeterliliği, bunun gibi daha pek çok sebep. Sorsan “maneviyat eksikliği” deyip kestirip atacaklardır size, almayacaklardır üzerlerine. **** Okul yöneticilerine bakıyoruz hükümetin yan kuruluşu sendikadan referanslı isimler. Çoğu öyle çoğu ve İHL çıkışlılar. Çıkıp kurullarda, törenlerde öğretmeni öğrenciyi etkileyecek sözler edecek birikime tecrübeye sahip değil. Milli Eğitimin “genel amaçlarını”, “temel ilkelerini” sor okumamış duymamışlardır bile. Amaç, ilke onlarda başka. Laboratuarı, atölyeyi, spor salonunu, kütüphaneyi gördükleri yok. “Ders denetimi” gibi bir görevi var müdürün. Öğrencinin arasına karışıp öğretmeni dinlemek. Kiminin haberi yok ondan, kiminin de cesareti. Hak ederek oturmuş değil koltuğa çünkü. Başkentte bir dönem “İmam Hatiplileri şuurlandırma” toplantılar yapılıyordu. İl milli eğitim müdürü, bu okulların müdürleri bir de belli “sivil toplum kuruluşu” dedikleri kamuoyunun bildiği derneklerin yöneticileri katılıyorlardı ona. Onlardan birisinin başkanını çıkartmışlardı sahneye. Cep telefonunu vermiş “buradan yirmi dört saat ulaşabilirsiniz bana” demişti. “İmam Hatipliğe mi gerek sadece bu şuurlandırma sadece”. Öğretmen liselilere, meslek liseliye, düz liseliye, Anadolu lisesi, Fen liselisine niye yok? diye. Davet etmemişlerdi bir daha o toplantılara. Bakanlığın tepesinde, önemli görevlerde görüyoruz onları şimdi. *** “Öğretmen yetiştirme” meselesi var tabi, en önemlisi. Her üniversitenin Eğitim Fakültesi olsa da aralarında fark var. Çoğunun kadrosu yetersiz. Aralarında eğitim birliği yok. Diploması olan herkeste aynı bilgi aynı birikim yok. Beypazarı’nda ücretli bir öğretmenin dedikleri çıkmaz aklımdan. Eğitim Fakültesi mezunu. İlin adını vermeyim şimdi. “Anadolu lisesinde aldığımız eğitim ondan iyiydi hocam.” Doğru diyor, Anadolu liseleri bir zaman öyleydi. Oynandı üzerinde düştü seviye bu hale geldi. Atamayı bekleyen bir milyona yakın öğretmen adayı var. Atasan bile yeniden yetiştirmek gerekiyor onları. Adaylık eğitimlerinde, sonraki evrelerde yaptığım gözlemlerden biliyorum bunları. Dilekçeler toplanıp “sınıfına girmesin çocuklarımızın” denilen öğretmenlerle karşılaştık çokça. Mehdi olduğunu söyleyen birinin soruşturmasını yapmıştım. Tam teşekküllü hastanede ruhsal yönden öğretmenlik yapıp yapamayacağı hususunun rapora bağlanmasını önermiştik. Dikkate alınmamış. Dört yıl sonra aynı sebepten bir daha çıkmıştı karşıma. “Aynı iddiada mısın?” demiştim. “Evet oğlum da İsa” “Adını mı İsa’mı koydun?”. “Değil, doğrudan Hz İsa” demişti. Aynı teklifi yeniden yazmıştım dikkate alınmayacağını bile bile. **** Velilerin de içleri rahat değil hiç bu konuda. Kimi çağdaş eğitim, kimi dindar nesil, kimi iş umudu ile çocukları alınıyor ellerinden. Bütün bunları istismar ederek milletin seçme çocuklarını ağına düşürmüştü FETÖ denen örgüt. Türevleri var şimdi onun. Adları farklı sadece. Sağlıklı, yeterli denetim yapılmıyor okullarda. Hiç yapılmıyor hatta denetim görmeden emekli olanlar var duyduk öylelerini de. *** “Camiye”, “kışlaya”, “okula” siyaset girerse o kurumdan hayır gelmez demişti atalar. Yaşamış da görmüşler. “Emniyet”, “adalet”, ne varsa akla gelen girmediği kurum kalmadı neredeyse. Yakasında parti rozeti ile okula gelen dernek başkanları gördük. Şikâyet ver hakkında. Etkili yetkili isimlerle olan yakınlığını anlatıyor gözdağı veriyor size. *** Dönersek başa, öğretmenin sınıf hâkimiyeti önemli ise de “sınıf öğretmenlerinin”, “okul rehberlik servislerinin”, “sorumlu müdür yardımcılarının”, diğer “ders öğretmenlerinin” de vebali var onda. Eğitmek gerekiyor öğrenciyi her fırsatta. Bu yaşta bu öğrenciyi buna iten ne? Ona inmek gerekiyor onu hemen topun ağzına oturtmadan önce. Öğrencimin birine tokat atmıştım bir sebepten lisede yönetici iken. Bugün olsa yapmaz, yapamazdım. Otuz yıl önce otuzlu yaşlardaydım o sıra. Giriş katta, çalışma odamın camlarının kırıldığını görmüştüm aynı hafta. Atılan taşlar duruyordu yerde. Adını sınıfını bilmiyordum öğrencinin. İl dışından gelmişti disiplinsizlik nedeniyle yine. Aramış bulmuş almıştım karşıma. İnkâr etmiş “yapmadım” demişti önce. “Doğruyu söyle söz veriyorum zarar görmeyeceksin” demiştim. Yine “yok” demiş “son kez tekrarlıyorum iyi düşün” deyince de; “Kırmadım ama yapanı biliyorum” demiş, dışarıdan iki isim vermişti önce. Çıkamayınca işin içinden “taşın birini ben attım, sonra ikisini, sonra hepsini ben attım” demiş itiraf etmişti suçunu. Ne yapacağız şimdi sana peki? Deyince; “atılırım okuldan herhalde” demişti. “Hayır, atılmayacaksın şu camın faturası. Bul getir onu önce. Aramızda kalacak konuştuklarımız. İkinci bir olaya adın karışırsa bunu da üstüne koyup o zaman cezalandıracağım seni” demiştim. Getirmişti cam parasını az noksanıyla. Görmemiştim bir daha çıkmamıştı karşıma. Şimdinin kuşağı otuz yıl öncesinin kuşağı değil elbette. “Cep telefonu”, “sosyal medya”, “internet”, “yapay zekâ” Öğretmeni, öğrencisi, müdürü, müfettişi bilmezdik o yıllarda böyle şeyleri. Dünün güneşi ile bugünün çamaşırını kurutamayız. Güne dair çözümler bulmak zorundayız. Doğan Ceylan meslektaşımın “Duygusuz nesil geliyor ” başlıklı yazısını okumayanlar okusun derim. Yirmi yılda on bakan. Sil baştan, her birinde ayrı program, biri diğerine uymayan. Bayrak şairimiz Arif Nihat’ın elli yıl önce dediğinden farklı değiliz bugün “Senelerden beridir öksüz ve yetim. Bir bakanlık biliriz Milli eğitim” . Hakkını vererek göreve gelmiş, onu hakkıyla yürüten öğretmenlerimizi yöneticilerimizi tenzih ederim. Geçmiş olsun öğretmenim. Osman ERENALP Ankara- 04 Aralık 2025 Bu haber 301 defa okunmuştur.
|
Sponsor Alanı
SANATIN İÇİNDEN ;Sponsor Alanı
|
|||||||||||||||
|
0cak - 2012 / Her Hakkı Saklıdır / Kaynak gösterilip, sitemizin ilgili sayfasına link verilerek alıntı yapılabilir.
Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir-Site ticari olmayıp, kütüre hizmet eder. |
|||||||||||||||||