anamursedir-anamur dergi
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

Sponsor Alanı

  REKLAM ALANI

Anamur SEDİR

Anamur SEDİR 1993-1994

   -Aralık   1993  1. Sayı
   -Ocak    1994  2. Sayı
   -Şubat   1994  3. Sayı
   -Mart     1994  4. Sayı
   -Mayıs   1994  5. Sayı

MAKİ DERGİSİ

MAKİ DERGİSİ-105

Saat

Ana Menü

Ziyaretçi Bilgileri

»Aktif 40  
»Bugün 2882  
»Toplam 5311504  
Sayın Ziyaretçimiz
»IP'niz | 54.198.246.164
» Bu sitemizi ziyaretiniz

HAVA DURUMU

ANAMUR

Sponsor Alanı

OZANLIK KAVRAMI VE GELENEK ÜZERİNE DÜŞÜNCELER

İ NASRATTINOĞU

01 Mart 2012, 19:42

İ NASRATTINOĞU

              GİRİŞ

 

         Türkiye’de ozan, aşık, halk ozanı, saz şairi, halk şairi, Hak aşığı vb. biçiminde adlandırılan halk sanatçıları; Azerbaycan’da “aşug-aşık”, Türkmenistan ve Özbekistan’da “bahşı-bahşi”, Kırgızistan ve Kazakistan’da “akın-cırcı”, Tataristan’da “çiçen”, Başkurdistan’da “sesen”, Karakalpakistan’da “akın-bahşı”, Ç.H.C.Uygur Özerk Bölgesi’nde ise “halg goşukcusu (halk koşukçusu)-bahşı” olarak tanımlanmaktadır.

 

         Hangi adla tanımlanırsa tanımlansınlar, bunların işlevleri,icra ettikleri sanat ve sürdürdükleri gelenek aynı kökten kaynaklanmaktadır.  Bu kök Orta Asya’dadır  ve bu sanat Türk’e özgü bir uygulamadır.

        

Üzülerek belirtmek isteriz ki; konuyla ilgili uzmanlar bugüne kadar, bu halk sanatçılarının nasıl tanımlanacakları ve  yarattıkları şiirlere ne ad verileceği hususunda fikir birliğine varamamışlardır. Gelenekle ilgili olarak Hikmet Dizdaroğlu ve Saim Sakaoğlu’nun tasnifleri bulunmaktadır, ama uzmanlar, bu tasniflere ihtiyatla yaklaşmakta ve zaman zaman yeni tanımlamalar ortaya konulmaktadır.

        

Biz, söz konusu halk sanatçısına “ozan” denilmesinden yanayız. Esasen, geçmişte de, Türkçe olan bu sözün kullanılmış olduğunu, elimizdeki belgelerden öğrenmekteyiz. Zira, aşık ve bahşi sözleri Türkçe değildir.  Kuşkusuz, ozan, geleneği bütün gerekleriyle uygulayabilen kişilere denilmelidir. Sadece şiir yazan veya söyleyen ya da sadece saz çalıp, usta malı türküler  çığıran, sanatçılara ise, ozanlık tanımlaması çerçevesinde başka adlar verilebilir. Bu adlar verilirken, Orta Asya Türkleri’nin kullandıkları akın,cırcı,yırcı, akın, halk koşukçusu vb.gibi kavramlardan yararlanılabilir. Ne yapılır ve nasıl yapılırsa yapılsın, artık bu tasniflerin yapılmasının zamanı gelmiştir.Öte yandan, ozanın elindeki çalgıya ne ad verilmelidir? Bizde saz,bağlama,cura biçimindeki çalgı, Doğu ve Batı Türkistan’da dutar,komuz(vb) adını almıştır. Öyleyse, ozana yol gösteren çalgının adı konusunda da fikir birliğine varılması gerekmez mi? Zira bu çalgıların biçimleri, biribirine benzediği gibi, işlevleri de aynıdır. Bugün yeryüzünde 7-8 tane Türk Cumhuriyeti ve çok sayıda federe ve özerk Türk Devleti ya da çeşitli bayraklar altında yaşayan Türk Toplulukları vardır.Ozanlık Geleneği,nerede Türk varsa,orada yaşatılmaktadır. Durum böyle iken, kavram kargaşasının sona erdirilmesi gerekmektedir ve bu görev de Türkiye’deki uzmanlara düşmektedir. Ne yazık ki, pasif yaklaşımlar nedeniyle Türk Dünyası’nda, ne dil ve tarih , ne de edebiyat konusunda,  görüş birliği sağlanabilmiş değildir.

        

Şimdi, dünya coğrafyasında yaşayan Türk Ozanlık Geleneğine bir göz atalım:

 

   DOĞU TÜRKİSTAN

                  

Türk Tarihinde Doğu Türkistan olarak bilinen toprak parçası, bugün Çin Halk Cumhuriyeti sınırları içerisinde yer almakta olup, burada “Sincan Uygur Özerk Bölgesi” adıyla özerk bir yönetim vardır. Bölgede, egemen zümre olan Uygur Türkleri’nin yanısıra, Özbek, Kazak, Kırgız, Tatar, Huey-Dungan, Moğol, Şibe, Tacik, Daur, Mançu ve Rus gibi halklar da yaşamaktadır. Bizim Çinli olarak tanımladığımız Han Milletine mensup olanların sayıları ise, Uygurlar’a yakın, belki de onlardan daha fazladır. Resmi verilere göre Bölgede yaşayan Türklerin sayıları l3 Milyon dolayındadır. Ancak, Tanrı Dağları’nın eteklerinde ve çevresinde yaşayan insanların bu rakama dahil edildiklerini sanmıyoruz. Esasen, Çin Halk Cumhuriyeti’nde, sağlıklı bir nüfus sayımı da yapılmış değildir.Resmi verilere göre        bütün ülkede 1 Milyar 100 Milyon kişi yaşamaktadır. Bizim kişisel görüşümüze göre, Çin nüfusu 1 Milyar 300 Milyonu aşmış olup; Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde de en az 40-50 Milyon Türk kökenli insan  bulunmaktadır.

 

         Doğu Türkistan’da ozanlara, Halk Koşakçısı denildiğine, yukarıda değinmiştik. Bu deyim kuşkusuz Uygur Türkleri’ne mahsustur. Buradaki Özbekler, bahşı-bahşi dedikleri için, kimi zaman Uygur ozanlarına da bahşı  denilmektedir. Keza, Bölgede yaşayan Kırgızlar arasında “Manasçılar” vardır ve bunlar başta Manas olmak üzere, çeşitli Türk destanlarını söylemektedir. Bu Manasçılar saz çalmayıp,  Destanı, kendilerine özgü bir melodi ile, ezbere okurlar.

        

Urumçi, Kaşkar, Turpan gibi Bölgenin önemli kentlerinde gördüğümüz ozanlar, bireysel faaliyette de bulunuyorlar; fakat gösterilerde, düğün ve bayramlarda, daha çok, üçlü veya dörtlü gruplar halinde çalıp çığırıyorlar. Ana çalgı olan dutarın yanısıra, rebab, tambur, ney, sunay(zurna) ve dap(def) çalan kişiler grubu oluşturuyorlar. Bu ekibin başkanı durumundaki kişi, dutar çalıp, deyişat (türkü) söyleyen Halk Koşukçusudur. Uygur Halk Koşukçuları, Doğu Türkistan’da yaşayan bütün halkların dillerini bilmekte ve bu dillerde türkü çığırmaktadır. Bu türküler arasında, Ependi (Nasreddin Hoca) ile ilgili olanlar da vardır. Çünkü Nasreddin Hoca, sadece Türk kökenli olanlar için değil, bütün Çinliler için önemli bir şahsiyettir.

                  

                 BATI TÜRKİSTAN

 

         Tanrı Dağları’nın batısındaki Türkistan’da Özbekistan, Türkmenistan, Kazakistan ve  Kırgızistan gibi 4 bağımsız  Türk Cumhuriyeti ile Karakalpakistan gibi özerk bir cumhuriyet bulunmaktadır. Buradaki bağımsız Tacikistan Cumhuriyeti’nin de yarı yarıya bir Türk Devleti olduğunu kabul etmemiz gerekir; çünkü bu ülke nüfusunun en az yarısı Türk kökenli insanlarla doludur. Şimdi de bu Türk Devletlerindeki duruma bir göz atalım:

        

           Türkmenistan:

 

        Nüfusu 3,5 milyonu  geçen Türkmenistan’da yaşayan insanların yüzde 70’i Türkmen, 30’u ise Rus, Özbek ve başka halklara mensuptur. Daha önce de belirttiğimiz gibi, bu ülkede, ozanın adı Bahşı’dır. Bahşı’nın çalgısı ise  saza benzeyen dutardır. Bahşılar, geleneği teker teker icra ettikleri gibi, gruplar halinde de yürütmektedir. Tek ya da iki sazın arasında, “gıycak” adı verilen, kabak kemaneye benzer bir çalgı da yer almakta, dutarlara eşlik etmektedir. Türkmenistan geleneğinde çalgı, sözden daha çok önem taşımaktadır. Çoğu kez, türkü söylemeden, uzun süre dutar çalınmakta; bahşı bunu yaparken, adeta kendinden geçmektedir.kusuz Türkmen bahşılarının kendi deyişleri de vardır ama, onlar daha çok Mahdumkulu, Zelili,Kemine,Meteci,Molla Nefes vb.gibi usta ozanların deyişlerini okumaktan zevk duyuyorlar.

 

         Türkmenistan’da sık sık Bahşı Şölenleri ve yarışmalar düzenlenmektedir. Köhne Urgenç,Göktepe ve Taşoğuz gibi kentlerde yapılan yarışmalar büyük ilgi görmektedir. Bu yarışmalarda bahşılar, şu üç dalda becerilerini ortaya koyuyorlar:

         l. Dutar çalmada üstünlük

         2. Sesin gürlüğü ve güzelliği

         3. Deyişlerin anlamı ve gücü

 

Bu yarışmalarda bir Seçici Kurul bulunuyor. Yarışmayı yöneten ve bir anlamda sunuculuk görevini de yerine getiren kişiye “carçı” diyorlar. Kimi yarışmalar ise sadece  “Destancılar”  arasında yapılmaktadır. Bu yarışmalara Batı Türkistan’daki başka ülkelerden de yarışmacılar iştirak etmektedir.

 

   Kırgızistan:

       

Ozana, Akın denilen Kırgızistan’da yaşayan 4,5 milyon insanın yarısı başka halklara mensuptur. Bunlar arasında Ruslar ağırlık taşımaktadır. Hatta başkent Bişkek nüfusunun yarısı Rus’tur. Kırgız Akınının elindeki çalgının adı komuz (yani kopuz)’dur. Akın Kırgız için, imam kadar önemli ve saygın kişidir. Akın’ın elindeki komuzla çalıp çığırmasına “ırlama” deniliyor. Usta-çırak ilişkisi  ve toylara iştirak geleneği sürdürülüyor.  İçlerinde yaratıcı olanlar bulunduğu gibi, usta malı söyleyenler de var. Çalgı çalmayıp, sadece şiir yazanlara “Cazgıç Akın” diyorlar. Daima taşlama türü deyişler söyleyen akınların adı ise, “Kuudul Akın” dır. Bir de Destancı Akınlar vardır ki, bunlara Manasçı da  diyorlar. Manas konusunda uzmanlaşmış olan destancının adı “Manasçı”, öteki destancıların adı ise “Comukcu” veya “Aytucu” dur.

 

   Kazakistan:

        

Kızılordu’nun Türkistan’ın batısını işgal etmesi ve SSCB’nin kurulması ile birlikte, buradaki Türk yurtlarına akın akın Ruslar gelip yerleşmişlerdir. Bu nedenle Kazakistan nüfusunun da yarısına yakını Rus’tur. Hatta ülkede yaşayan Kazaklar’ın sayıları Ruslar’dan azdır. 17 Milyona yakın nüfusu olan Kazakistan’da Ukraynalı, Özbek,Kırgız,Kırım Tatarı, Ahıska Türkü ve Kafkasya’nın çeşitli bölgelerinden gelenlerde yaşamaktadır.

        

Kırgızlar gibi, Kazaklar da ozana Akın diyorlar. “Cırçi” diyenler de var. Ancak Türkiye’de olduğu gibi, Kazakistan’da da geleneğin en zevkli ve en çok ilgi gören yanı, karşılıklı deyişmeler olduğu için, bunu başarabilen akınlara, “Aytıs” da diyorlar. Aslında bu kelimenin anlamı, atışma,karşılaşma,deyişmedir...Akının çalgısının adı “Dombra”dır. Dombra müziğine ise “Küy” deniliyor. İlginçtir; Kazakistan’da hemen herkes, dombra çalmayı bilmektedir.

 

   Özbekistan ve Karakalpakistan:

       

Özbekistan’ın nüfusu 20 Milyonu bulmuştur. Bu nüfusun yüzde 70’i Özbek, diğerleri Rus,Tatar,Kazak,Tacik,Koreli ve Karakalpak’tır. Özbakistan’a bağlı Karakalpak Özerk Cumhuriyeti’nde yaşayanların sayısı 1 Milyon 200 bin dolayındadır.

        

Özbekler’le Karakalpaklar ozana Bahşı diyorlar. Bahşı sanatı ve geleneği, öteki Türk Cumhuriyetlerine nazaran geri kalmış durumdadır. Oysa geçmişte, burada da ünlü ozanlar yaşamıştır ve bunlardan bazılarının heykelleri  dikilmiştir. Mesela  Semerkand’da İslam Şair,Ergeş Cümurbülbüloğlu , Muhammedkul Şahmuradoğlu ve  Fazıl Yoldaş gibi Bahşı geleneğine hizmet etmiş olan kişilerin heykelleri bulunmaktadır. Karakalpakistan’ın başkenti  Nukus’un merkezinde de, ünlü Ozan Berdak’ın, görkemli bir heykeli vardır.

        

Özbekistanlı  bahşılar, Yazarlar Birliği bünyesindeki bir şube içerisinde korunup kollanmaktadır.             

 

              AZERBAYCAN

                  

         Azerbaycan, ozanlık geleneğinin geniş biçimde yaşatıldığı Türk Yurdudur. Bu Ülkede, ozanın tek adı vardır: Aşug (Âşık)... Aşıklar bir Birlik çatısı altında toplanmışlar ve Devletin himayesine girmişlerdir. Gerçi son yıllarda bu Birliğin maddi desteği büyük ölçüde kısıtlanmıştır ama, yine de, yasal bir sığınakları mevcuttur. Merkezi Bakü’de bulunan Birliğin, önemli kentlerde  şubeleri vardır. Birlik zaman zaman “Saz Bayramı” adıyla, şölenler düzenleyip, ülke aşıklarını biraraya getirmektedir.

                               

         1928 yılında ilk kez düzenlenen “Âşıklar Kurultayı” uzun aralıklarla da olsa birkaç kez tekrarlanmıştır. Bu Kurultaylarda, hem aşıkların yarışmaları sağlanmış hem de bilimsel konferanslarla, aşıklık geleneği enine boyuna irdelenmiştir.

 

         7,5 Milyon nüfuslu bağımsız Azerbaycan Cumhuriyeti’nde herkes şiirle ilgilidir. Kimi yazar, kimi okur ve ezberler. Sokaktan geçen birini çevirip sorsanız, size ünlü birkaç şairin şiirini ezbere okuyacaktır. Bu ülkede âşıklar, genellikle üçlü gruplar halinde çalıp çığırmaktadır. Asıl çalgı olan “Saz”ın yanında; balaban ve def yer almaktadır.  Âşıklar kendi eserlerini okudukları gibi, daha çok usta malı söylemektedir. Genellikle ayakta çalıp çığıran âşıklar, seslendirdikleri makamın ritmine uyarak raks ediyorlar. Gelenekte,  ozanların raks ettikleri  bilinmektedir.

        

Azerbaycan’da, erkekler kadar, kadın ozanlar da vardır. Bunlar “Âşık Peri Meclisi” adlı bir örgüt içerisinde yer almış olup, yaygın bir biçimde faaliyette bulunmaktadır.

        

Kuşkusuz, İran sınırları içerisinde bulunan Güney Azerbaycan’da da aşıklar bulunmaktadır. Daha çok Urmiye Bölgesinde yaşayan gelenek, İran’daki son değişimlerden sonra canlanmaya başlamıştır.

 

                AVRUPA

                  

         Orta Asya ve Azerbaycan’da yaşayan geleneğin, Türkiye üzerinden, Avrupa’ya da ulaşacağı muhakkaktır. Arnavutluk, Bulgaristan, Romanya, Yunanistan ve Kosova gibi geçmişte Türk yerleşim bölgesi olan yerlerde tek bir ozana rastlamak mümkün değildir. Sadece Makedonya’da, Valandova kentine bağlı Bahçebosu Köyünde yaşayan Aşık Gariban vardır. Bu ozan, genellikle kendi deyişlerini, kendi sazıyla seslendirmektedir.

        

Batı Avrupa’da yaşayan 3 Milyondan fazla Türk vatandaşı arasında, âşıklar da bulunmaktadır. Bunlar, Türkiye’deki geleneği aynen sürdürmektedir. Tek fark, deyişlerin temasında küçük bir fark vardır. Bu fark, ozanın yaşadığı ülkenin dilindeki bazı kelimeleri deyişlerinde kullanmakta oluşudur. Bunu daha çok Almanya’da yaşayan ozanlarımız yapmaktadır.

                  

     TÜRKİYE

                  

         Ülkemizdeki Ozanlık Geleneği,  Doğu ve Orta Anadolu ile  Çukurova Bölgelerinde canlı bir biçimde  yaşamaktadır. Önce Sivas, daha sonra Konya’da yakılan Ozanlık meşalesi, elden ele dolaşarak, Vatan sathına yayılmış; giderek ümmi ozanların yanında, yüksek tahsilli ozanlar da yer almıştır. 

         Ozanların, Türk toplumu üzerindeki etkisi büyüktür. Bu, tarih içerisinde de böyle olmuştur. Eski Türk Devletlerinde, Hakan’ın ve Padişahın yanında, ozanlar da seferlere katılarak, askere moral vermişlerdir. Karacaoğlan’ın, IV. Murat’ın yanında, Bağdad seferine katılmış olduğu bilinen gerçekler arasındadır. Eski ozanlar, sadece saz çalıp, türkü çığıran insanlar değildi; onlar aynı zamanda halk hekimi ve sihirbazdı.

        

Türk Ozanları arasında, geleneği bütün gerekleriyle yerine getirenler, daha çok Kars ve Erzurum yöresinde yaşayan ozanlardır. Son on yıllar içinde Çukurovalı ozanlar da, çeşitli dallardaki yarışmalarda başarılı oldular. Erzincan,  Sivas ve Tokat illerimizde yaşayan ozanlar ise, Alevi ve Bektaşi deyişleriyle dikkati çektiler.

        

Geleneğin en ilginç yanı, atışma yarışmalarıdır. Özellikle taşlama türündeki sözler, yarışmayı izleyenlerin iyi vakit geçirmelerini sağlamaktadır. Başka birinin verdiği ayak (kafiye) üzerine yapılan yarışmada ozanlar,  doğmaca (irticalen) deyişler söylemek zorunda olduklarından, her ozan bunu başaramamaktadır. Bu tür yarışmanın bir de Lebdeğmez (dudakdeğmez) türünde olanı vardır ki, bunu başarabilen ozanların sayıları çok azdır. Bu tür yarışmada, ozanlar doğmaca deyişlerini oluştururlarken p,p,m,v harflerini kullanmayacaklardır. Eğer kullanan olursa,  dudaklarının arasına konulan iğne batarak, dudağını kanatacak, dolayısıyla yenik düşecektir. 

 

Ozanlar arasında, “muamma” çözme yarışması da vardır ki, muammayı çözebilen ozan sayısı parmakla gösterilecek kadar azdır. Zira, dört dizeden oluşan bir şiir içerisinde gizli olan muammanın ne olduğu bir torba içine konulup, tavana asılır; ozanlar, kendilerine verilen dörtlüğü çözerek, muammayı bulmaya çalışırlar...

 

                       SONUÇ

 

                   Türk ozanlık geleneği, Türk’e özgü bir halk sanatıdır. Bu sanatı benzeri şekilde icra eden başka milletler de olabilir; ama onların geleneklerinde farklılıklar vardır ve geleneğimiz kadar renkli değildir. Bu geleneğin mutlaka yaşatılması gerekir. Esasen, Kültür Bakanlığı da bu gerçekten hareketle, “Devlet Halk Ozanları Topluluğu” oluşturulması doğrultusunda bir adım atmış; fakat henüz gerçekleşmemiştir. Temennimiz bu topluluğun kurulmasıdır. Çünkü ozanlarımızın sosyal güvenceleri yoktur. Elleri saz tutarken çalıp çığırmakta, sonra bir köşeye çekilip, geçim sıkıntısı içinde hayatını sürdürmeye çalışmaktadır. Ancak, ozanlar korunurken, geleneği, gerektiği biçimde yaşatanlara ve sazını da sözünü de Ülkenin ve Milletin hayrına kullananlara öncelik tanınmalıdır.

 

   Dr. İrfan Ünver NASRATTINOĞLU

 

               KAYNAKÇA

       

                1. İrfan Ünver Nasrattınoğlu, “Aşıklık Geleneğinin Kuzey Azerbaycan’daki Durumu” Türk Halk Edebiyatı ve Folklorunda Yeni Görüşler, Ankara 1985, s.34-44  

               2. İ.Ü.Nasrattınoğlu, “Çin’in  Sincan Uygur Özerk Bölgesi (Doğu Türkistan)’nde  Aşıklık Geleneğinin Bugünkü Durumu” III.Milletlerarası Türk Folklor Kongresi Bildirileri II.Cilt-Halk Edebiyatı, Ankara 1986, s.277-284

                3. İ.Ü.Nasrattınoğlu, “Batı Türkistan’da Aşıklık Geleneğinin Bugünkü Durumu”, IV.Milletlerarası Türk Halk Kültürü Kongresi Bildirileri II.Cilt, Halk Edebiyatı, Ankara 1992, s.255-264

Bu haber 8143 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
İHANET (Şiir)15 Temmuz 2019

Sponsor Alanı

Sponsor Alanı

REKLAM ALANI 

ANKET

ANAMUR OKULLARINDA SERBEST KIYAFET UYGULANSIN MI?




Tüm Anketler

0cak - 2012 / Her Hakkı Saklıdır / Kaynak gösterilip, sitemizin ilgili sayfasına link verilerek alıntı yapılabilir. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir-Site ticari olmayıp, kütüre hizmet eder.
RSS Kaynağı | Anasayfa | İletişim

(c)2012 Anamur Sedir