anamursedir-anamur dergi
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

Sponsor Alanı

  REKLAM ALANI

Anamur SEDİR

Anamur SEDİR 1993-1994

   -Aralık   1993  1. Sayı
   -Ocak    1994  2. Sayı
   -Şubat   1994  3. Sayı
   -Mart     1994  4. Sayı
   -Mayıs   1994  5. Sayı

MAKİ DERGİSİ

MAKİ DERGİSİ-105

Saat

Ana Menü

Ziyaretçi Bilgileri

»Aktif 32  
»Bugün 2457  
»Toplam 4634349  
Sayın Ziyaretçimiz
»IP'niz | 54.221.147.93
» Bu sitemizi ziyaretiniz

HAVA DURUMU

ANAMUR

Sponsor Alanı

MİLYONER BİR KÖPEK-HİKÂYE

Hüseyin ŞİNASİ

18 Nisan 2012, 10:59

Hüseyin ŞİNASİ

İki senedir… Öyle bir çilenin girdabında ki… Kıvranıp duruyorum ki sormayın gitsin.. Hani ne derler, böylesi düşman başına. Her sabah, ama her sabah hava daha iyice aydınlanmadan sıcak yatağından kalkmak, alel acele giyinmek... Koştura, koştura ve soluk soluğa otobüse yetişmek, şayet mümkün olabilirse, tabii ki bin bir kava gürültü ile binebilmek... Yine tabii şayet Çankaya'ya varana kadar pestiliniz çıkmamışsa, sağ-salim yere adım atabilmişseniz... Bütün bunlar kâfi değilmiş gibi, dik bir yokuşa tırmanmaya mecbursanız, Eeeh biraz da nefes darlığınız filan varsa... Takdir buyurursunuz ki artık bütün bunlar insanın insana zulmünden başka bir kelime ile ifade edilemez.

Her zaman olduğu gibi, dün de Ankara Belediyesi E.G.O İşletmesi Otobüslerinden birinden Çankaya'daki Kooperatifler Genel Müdürlüğünün önünde inmiş, daireye tam vaktinde ulaşabilmek için yokuş yukarı tırmanmaya başlamıştım. Yokuşun Alaçam Sokağına ulaşan noktasında, artık yürümeye mecalim kalmamış, nefes nefese bulunuyordum. İşte tam bu sırada hediyelik eşyalar satan bir mağazadan, orta yaşlarda, sarışın, saçları meçli, sansar derisinden bir kürke sarılmış bir kadın çıkmaktaydı. Onu, her halinden iyi bakıldığı ve iyi beslendiği anlaşılan iri yan bir köpek takip etmekteydi. Kadını istediği tarafa sürüklemesine bakılacak olursa, güçlü kuvvetli olduğu da görülebiliyordu. Tüyleri diken diken, gözleri pırıl pırıldı. Köpeğin boğazına geçirilmiş tasmanın ve tasmaya iliştirilmiş ipin parlaklığı ise daha bir göz alıcıydı.

Gözlerim bu sahnede olduğu halde bir kendimi, arkadaşlarımı ve bir de şu mutlu köpeği, köpeğin sahibesini düşündüm. Bu sabah yine aç karına yola düşüşümle, sahibesini istediği tarafa sürükleyebilen köpek arasında bir bağ kurmaya çalışsam, da başaramadım. Ben hasta, ben güçsüz... Ama köpek güçlü, köpek zinde...

Sonra kendi kendime güldüm. Güldüm acınacak halimize. Bir yanda aç insanlar, doktorsuz, ebesiz ve ilaçsız ölen insanlar, bir yanda güçlü, kuvvetli köpekler. Şu tezatlar karşısında ağlamamak, isyan etmemek mümkün mü Allah aşkına... Ve şunu peşinen ifade etmek isterim: Bu ve bunun gibi insanlardan, köpeklerden asla hoşlanmam. Hoşlanmadığım gibi nefret ederim.

         Böyle bir hakikat karşısında asabınız bozulmaz, bütün kötülüklerine rağmen bir sigara yakıp sinirlerinizi yatıştırmak ihtiyacını duymaz mısınız? O yorgunluğuma ve nefes darlığıma ve de son beş sigaram kalmış olmasına rağmen ben de yaktım bir sigara. Ve daireye saatinde varabilmek için adımlarımı sıklaştırdım. Bu arada bir arkadaşımla beraber şahit olduğumuz, daha doğrusu arkadaşımı çok yakından ilgilendiren milyoner bir köpeğin tatlı macerasını hatırlayıverdim.

 Arkadaşımla Kuğulu Parkta karşılaşmış, beraber gezmeye başlamıştık. Küçükesat'ta Dörtyol kavşağına geldiğimiz bir sırada arkadaşım sanki birileri damarına basmış gibi ciyak ciyak bağırmaya başladı.

- Bak bak şuraya (!) Allah Allah, parmağıyla gösterdiği tarafa doğru uzandım. Hayır, orada insanı heyecanlandıracak olağanüstü hiçbir şey yoktu. Kocaman bir kedi çöp bidonuna tırmanmaya çalışmakta, üç kişiyse aralarına bir köpeği almış gezdiriyorlar. Evet, evet bunların hiçbirinde öyle hemen heyecanlanacak, ciyak ciyak feryatları basacak bir taraf yoktu.

 - Peki, ama ne var ki orada?

 Parmağı hala o üç adamın ve iyi cins köpeğin üstündeydi.

 -Yahu, şu köpeği... Şu adamların arasındaki iri köpeği görüyor musun?

 -Pekâlâ, görüyorum, ama dostum bunda olağanüstü birşey yok ki? Hazin hazin üzüme baktı,

 -Daha ne olabilir ki, ne olmalıdır ki azizim? Bu köpek krallar gibi korunan, her istediği yapılan bir köpektir. Bu bir sokak köpeği değildir ki belediye ekipleri tarafından zehirlenerek öldürülsün veya bir memur köpeği değildir ki açlıktan çeneleri kıkırdasın, kemikleri birbirine girsin(!)

         Parmağını henüz indirmişti ki adeta nişan alıyormuş gibi tekrar dikti.

 -Şu köpek var ya şu köpek, ah ulan.

 -Evet, var o köpek.

 -İşte o var olan köpek, milyoner bir köpektir.

 - Yok devenin başı!

         Gerçi bazı gazetelerde elli bine, yüz bine köpek satışı ilanı görmüştüm. Hatta bazılarının gazetelere ilan vererek cici köpeklerini bulana binlerce lira vermeyi vaat ettiklerini okumuştum. Fakat şu köpek onlardan biri olamazdı. Şunda ne gibi bir hususiyet vardı ki de bu kadar değer veriliyor, anlamıyorum. Çoban köpekleri bundan daha alımlı, daha çalımlı ve Sevimliydi. Hâlbuki şunda sevimlilikten, alım1ılıktan yana zerrece bir şey yok.

         - Bu köpek o kadar para eder mi? Allah aşkına. Katiyen etmez... Deyip kestirip attım.

 - Aslında haklısın bu köpek beş para bile etmez, ama dediklerime dikkat et. Bu köpek milyoner bir köpektir.

 - Sen nereden biliyorsun peki bunu?

 -Bildiğim kadarı ile sen pek köpekten köpekten de anlamazsın, hatta hoşlanmazsın.

 - Hala anlamıyorum... Fakat ben bu köpek milyoner derken köpeğin kaç para edeceğinden değil, servetinden bahsediyorum.

 -Servet mi, ne serveti? Köpeğin de serveti olur muymuş? Peki ya o üstündeki sırmalı libaslar neydi? Ya yanındaki gayet zengin adamlar? Sustum aval aval yüzüne bakakalmışım.

 - Senin anlayacağın bu köpek kimsesiz bir zenginin yegâne varisidir. Herifçioğlu mortu boylamadan evvel kapı gibi bir vasiyetname bırakmış ve bütün servetini şu pis mahlûka bırakmış. Şimdi ise bu köpek dünyanın en zengin hayvanlarından biridir.

 - Yaaaa (!) diye upuzun bir hayret nidası bırakıvermişim. Arkadaşım beni şaşırtmaktan biraz daha memnun devam etti.

 - Adamcağız, bu köpeği daha minnacıkken alıp büyütmüş. O kadar dost olmuşlar ki bir yedikleri ayrı gidermiş. Adam ahreti boylayınca tabii yallah tüm serveti buna geçmiş. Uzak veya yakın tüm akrabaları avuçlarını yalamışlar bitabii. Hele vasiyetname açılırken bir görecektiniz, hepsi birden nasıl bozulmuşlardı.

 - Peki, ama arkadaşım bütün bunları sen nereden biliyorsun?

 Köpeğe şöyle bir kere daha baktı, hareketlerini gözleriyle takip ederek, derin bir iç çekişten sonra, gülmeye gayret ederek,

 - Ben bilirim, dedi. Bilirim çünkü o bozulanlardan biri de...

 - Sendin demek ha? İhtiyar senin de akraban oluyordu.

 - Ehhh biraz öyle sayılırdı. Ve en azından yirmi milyon lira düşerdi hisseme. Kahkahayı bastım.

 - Demek bu köpeğe onun için kızıyorsun? Tuhaf tuhaf yüzüme baktı.

 - Hayır, katiyetle hayır... Kızdığım filan yok. Ama bir köpeğin bunca servete layık olup olmadığını merak edip duruyorum.

 - Aldırma be dostum aldırma. Sen şu etrafındaki arabalarında kırıtan, zengin kürkler içinde sefa süren, erkek bozmalarıyla, kadın müsveddelerinin kaç tanesinin mirasına layık olduğunu bulabilirsin?

 - Haklısınız… Haklısınız belki ama ben o para ile ufak çaplı da olsa bir iş kuracak, kim bilir kaç garibanın karnını doyuracaktım. Fakat görüyorsun işte bu köpek kendi karnını doyurmaktan başka bir şey yaptığı yok.

 Köpeği gözden kaybetmemek için peşinden gidiyorduk. Bir ara adamları bir duvarın dibine doğru sürükledi. Yemiş yemiş yusyuvarlak olmuştu. Bakıcılarını istediği tarafa sürüklemesine bakılırsa bir hayli de kuvvetliydi. Duvarın dibine gelince arka bacaklarından birini havaya kaldırdı ve afiyetle def-i hacetini yaptı. Sonra tekrar adamlarının istediği yönde yürümeye başladı. Arkadaşım olup bitenleri pürdikkat izlemekteydi. Kolunu çektim,

 - Gördün mü? Dedim.

 Başını salladı. Fakat cevap vermedi.

 -Bak hiç üzülme dostum, köpek milyoner değil milyarder bile olsa yine de bir köpektir…

 Nasıl olduğunu hala anlayamadığım bir hareketle, daireye gidecek yerde geri dönmüşüm ve köpekli sarışın kadını izleyip durmaktayım. Başka bir arkadaş daha soluk soluğa daireye geliyorken, ben de onunla birlikte geri dönüp daireye geldim. Baktım ki bizim kaloriferler yine yanmamış, arkadaşlar paltolarına, pardösülerine iyice sarı1mışlar... Etraf yine buz kesmekte... Sarışın, saçları meçli hanım köpeği ise keyfinde...

Bu haber 1539 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
RESÜLLAH'IN TÜRKİYE TEMİNATI (Şiir)09 Aralık 2018

Sponsor Alanı

Sponsor Alanı

REKLAM ALANI 

ANKET

ANAMUR OKULLARINDA SERBEST KIYAFET UYGULANSIN MI?




Tüm Anketler

0cak - 2012 / Her Hakkı Saklıdır / Kaynak gösterilip, sitemizin ilgili sayfasına link verilerek alıntı yapılabilir. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir-Site ticari olmayıp, kütüre hizmet eder.
RSS Kaynağı | Anasayfa | İletişim

(c)2012 Anamur Sedir