anamursedir-anamur dergi
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

Sponsor Alanı

  REKLAM ALANI

Anamur SEDİR

Anamur SEDİR 1993-1994

   -Aralık   1993  1. Sayı
   -Ocak    1994  2. Sayı
   -Şubat   1994  3. Sayı
   -Mart     1994  4. Sayı
   -Mayıs   1994  5. Sayı

MAKİ DERGİSİ

MAKİ DERGİSİ-105

Saat

Ana Menü

Ziyaretçi Bilgileri

»Aktif 65  
»Bugün 5540  
»Toplam 4427518  
Sayın Ziyaretçimiz
»IP'niz | 54.156.51.193
» Bu sitemizi ziyaretiniz

HAVA DURUMU

ANAMUR

Sponsor Alanı

SALTANATINIZ BİR DEF-İ HACET ETMEZ.

Hüseyin ŞİNASİ

29 Temmuz 2013, 12:15

Hüseyin ŞİNASİ

     Ramazan ayının son haftasına giriyoruz. Anamur’da yapılan etkinliklerden, iftarlardan ve teravih namazlarından söz etmeyi düşünüyordum. Ancak bir sitede rastladığım ilginç bir yazıyı sizlerle paylaşmayı uygun buldum. Bakalım beğenecek misiniz?

 

             SALTANATINIZ BİR DEF-İ HACET ETMEZ.


     Mal, Mevki, makam ve her türlü nimet bir imtihan içermektedir. Bu nedenle arzu ve isteklerimiz de her zaman ALLAH’TAN (C.C) dünya ve ahiretimiz için hayrı talep etmeli, hayrı vermesi için dua ve niyazda bulunmalıyız. Aksi takdirde yanılırız ve zarara uğrayanlardan oluruz.

 


    Günümüzde hepimiz sevk ve idarede bulunacağımız idarecilik, yöneticilik, bakanlık, milletvekilliği, belediye başkanlığı, valilik, kaymakamlık, müdürlük ve amirlik gibi arzular taşıyabiliriz. Tabii bu görevlerde zorluklar vardır. Peygamber Efendimiz   Bir hadis-i şerifte, (Bir saat adalet ile idarecilik yapmak, altmış sene nafile ibadet yapmaktan daha iyidir) buyurdu. Bu hadis-i Şerif bu görevlerin mesuliyetinin ne kadar büyük olduğunu göstermektedir.

 

     ALLAH dostları da bırakın mevki ve makam talebinde olmayı bunların sahiplerinden bile uzak durdu. Bu konuda aşağıda ki örnek çok çarpıcıdır:

 

    Bir zaman, bir emir, bir zahidi ziyarete gitmiş. Zahid, emirin ve etrafındakilerin kendisine yaklaşmak istediklerini anlayınca, ziyafet vermiş. Kendisi, iri lokmaları hırs ile çabuk çabuk, yemeye başlamış. Emir, bu hali görünce, zahidi beğenmeyerek, oradan ayrılmış. Zahid, arkasından, Elhamdülillah! Rabbim beni kurtardı demiş.

 

    Geçtiğimiz günlerde bir gönül dostu ile yaptığımız sohbet de Laleli Baba gündeme geldi. Laleli Baba İstanbul’un Laleli semti ve Laleli camiine ismini veren ALLAH (C.C.) dostu bir zattır. Laleli Babanın Osmanlı Padişahı III. Mustafa ile olan diyalogları  makam, mevki, yetki sahiplerine anlamlı göndermeler içermektedir.

 

    Laleli Camini gidip görenler ve yapımı ile ilgili araştırmalar yapanlar şöyle anlatır: “Laleli Camii ve Külliyesi Sultan III Mustafa devrinde inşaa ediliyor. Caminin mimari Tahir Ağa, Bizans öncesi bir tapınağın olduğu zannedilen bu alanı temel edip, barok mimarisinden esinlenerek camiyi yapıyor. Caminin bir kısım mermerlerinin de gene Bizans zamanından kalma, Üsküdar’daki Büyük Saray kalıntılarından getirildiği söyleniyor. Avlusunun büyüklüğü caminin iç alanından daha geniş. Avlunun Ortasında ise sekiz köşeli güzel bir şadırvan bulunur. Caminin içinde sarı ve altın renkleri hâkimdir. Özelikle ana kubbenin ve etrafındaki küçük yarım kubbelerin üzerlerindeki ince işçiliğe ve ustalığa insanların hayran kaldığı söyleniyor. Eskiden kubbenin ortasından indirilen zincire yağ kandilleri bağlanırmış. Kubbenin iç kısmını da bir daire şeklinde kandillerle donatılması için "kandillik" denilen korkuluklu balkon kullanılırmış. Şimdi ise elektrikli kandilleri taşıyan bir dev avize gene aynı kubbeden aşağıya sarkıtılmıştır.”

 

    Laleli camii yapılırken sultan III. Mustafa camiiye kendi adını vermeyi düşünmüştür. Ama sonucu öyle olmamıştır. Bunun nedenini aşağıda arz edeceğim. Gönül dostu hocamız ile ilgili yaptığımız sohbette konuştuğumuz Laleli Baba ile ilgili birkaç tarihi husus oldukça dikkat çekicidir. Bunlardan birini paylaşmak istiyorum. İşte bu hususlardan bir tanesi :

 

    Yukarıda belirttiğim gibi, Laleli Camiini, 1757–1774 yılları arasında padişah olan Sultan 3.Mustafa han yaptırmıştır. Sultanın niyeti camiiyi kendi adına yaptırmaktır.  Sultan, bu camii yaptırırken çevrede Laleli Baba namında evliya bir zatın yaşadığını öğrendi. İçinde bu zatla görüşmek, söz ve sohbetinden yararlanmak arzusu doğdu. Cami inşaatını denetlemeye geldiği bir gün Laleli Baba ile görüşmek istediğini bildirdi. Laleli Baba'ya padişahın kendisini ziyaret etmek istediği haberi ulaştırıldı, o da buyur etti. Padişah Laleli Baba'nın sohbetinden gerçekten memnun kaldı. İçinde Laleli Baba ile daha sık görüşme arzusu uyandı. Ayrılacağı sırada bir soru sordu:

 

    - Efendi hazretleri, bu dünyada en güzel şey nedir acaba?

 

    Laleli Baba cevap verdi:

 

    - Bu dünyada en değerli şey yiyip içtikten sonra sıkıntısız biçimde def-i hacetini yapabilmektir.( Tuvalete gitmektir)

 

    Hükümdar bu cevaptan pek hoşnut olmadı. Başından beri hikmetli konuşmalarıyla herkesi etkileyen bir zata bu cevabı pek yakıştıramadı. Hatta bu cevabı biraz kaba bile buldu. Bundan sonra bir şey konuşulmadı, hükümdar maiyetiyle beraber saraya döndü. Padişahın kalben yaptığı bu itiraz Laleli Baba’ya malum oldu ve tebessüm etti.

 

    Ziyaretin ertesi günü padişah şiddetli bir kabızlığa yakalandı. Bir türlü kurtulamıyordu. Sarayın bütün ilgilileri ve hekimbaşı seferber oldular, bilinen bütün ilaçları uyguladılar, fayda etmedi. Padişah kıvranıyordu. Nihayet hatasını anladı, bu hâlin Şeyhin sözüne itirazdan dolayı başına geldiğini kabul etti. Derhal adamları ile şeyhin yanına gitti. Hata ettiğini söyleyip, kendisini affetmesini rica etti.

 

    Şeyh, "Karşılık olarak ne vereceksiniz?" dedi. "Senin bölgende yaptırdığım o camii sana hibe edeceğim", "Yetmez" dedi Şeyh. Sultan Mustafa daha birçok şeyler ekledi, Şeyh, “Bunlar yetmez” diyordu. En sonunda, "Seni affederim, bu halden de kurtulursun ama karşılığında  Tacını da, saltanatını da  [hükümdarlığı] isterim, yoksa kendin bilirsin" dedi.

 

    Padişah kem küm etti ama çaresi yoktu, bir an önce kurtulmak istiyordu, “O da senin olsun" dedi. Şeyh dua etti, sırtını sıvazladı, "Haydi git Allah'ın izniyle kurtulacaksın" dedi. Padişah gerçekten kurtuldu ve çok rahatladı. Fakat saltanat da elden gitmişti. Rahatladı ya, yine daha kötüsü başına gelebilirdi. Saltanatı teslim etmek üzere adamları ile geldi. Laleli Baba sultanın haline bakıp dedi ki:

 

    "Bir saltanat ki bir def-i hacete değişiliyor, öylesine ucuz bir saltanat bize lazım değil, al yine senin olsun. Bize sadece caminin adı yeter." dedi.

 

    Hadis-i şeriflerde buyruldu ki:

 

    (Siz, emirliğe [baş olmaya] düşkünsünüz. Hâlbuki emirlik, kıyamette pişmanlıktır. Ancak, onun hakkını gözetenler bundan müstesnadır.) [Buhari] (İstemeden emir olan, yardım görür, isteyerek bir mevkiye geçen aciz kalır.) [Buhari]

 

    Sözü ve yazıyı şöyle tamamlayalım. Saltanatlarımız, taçlarımız, makamlarımız, mevkilerimiz bir def-i hacet etmez. Bir tuvalete, bir yellenmeye teslim olmaya mahkûmdur. Görevimiz ve makamımız ne olursa olsun gelip geçicidir. Gerçek varlığın yanın da bir hiçtir. Bu anlayış içerisinde ahde vefaya sadık kalarak, dostlukları ihmal etmeden, hak ve adaletten ayrılmadan, kibir illetine kapılmadan hareket etmelidir.

 

    Laleli Babanın kabri, gene kendi adıyla anılan semede, Laleli Camiinin yakınındaki Kemalpaşa Camiinin bahçesinde bulunuyor. İşte hepimizin gideceği yer mezarlıklardır.

 

    Son söz :

 

    Saltanatsız kalın ama defi hacetsiz kalmayın.

 

    Selam ve saygılarımla….   

 http://www.yarenturkhaber.com/kose-yazisi/907/saltanatiniz-bir-def-i-hacet-etmez.html

Bu haber 1333 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
Et, süt ve tarım ürünlerini dışarıdan alabilirsin, ya sonra…18 Eylül 2018

Sponsor Alanı

Sponsor Alanı

REKLAM ALANI 

ANKET

ANAMUR OKULLARINDA SERBEST KIYAFET UYGULANSIN MI?




Tüm Anketler

0cak - 2012 / Her Hakkı Saklıdır / Kaynak gösterilip, sitemizin ilgili sayfasına link verilerek alıntı yapılabilir. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir-Site ticari olmayıp, kütüre hizmet eder.
RSS Kaynağı | Anasayfa | İletişim

(c)2012 Anamur Sedir