anamursedir-anamur dergi
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

Sponsor Alanı

Anamur SEDİR

Anamur SEDİR 1993-1994

   -Aralık   1993  1. Sayı
   -Ocak    1994  2. Sayı
   -Şubat   1994  3. Sayı
   -Mart     1994  4. Sayı
   -Mayıs   1994  5. Sayı

MAKİ DERGİSİ

MAKİ DERGİSİ-105

Saat

Ana Menü

Sponsor Alanı

 

Ziyaretçi Bilgileri

»Aktif 48  
»Bugün 244  
»Toplam 14152874  
Sayın Ziyaretçimiz
»IP'niz | 3.238.121.7
» Bu sitemizi ziyaretiniz

HAVA DURUMU

ANAMUR

ÇAĞLAYAN'DA ÇADIR TİYATROSU

Ulvi KESER

25 Eyl?l 2012, 14:19

Ulvi KESER

            Yakın zamanda bir TV kanalında vatandaşlara Kıbrıs adasının nerede olduğunu soruyorlar ve yurdum insanının cevapları herkesi şok etmeye başlıyor. “Ben askerliğimi orada yaptım.” diyen biri Akdeniz’in incisini Saros Körfezi’ne yerleştiriyor. Bir kısmı Kıbrıs’ın Ege’de olduğunu söylerken bir başkası da “Ege’de adalarda bırakılmış ve şimdi atalarını unutan bir ada.” diyor. Ayrıca “Kıbrıs Yunanistan adasının oralarda bir yerde,  Ege’de, Kıbrıs Rum Kesimi’nde, Karadeniz’de, Güneydoğu Anadolu’da, Hatay’da, Adana taraflarında, Kardak adasında, Türkiye’nin kuzeyinde, Sicilya taraflarında, adanın her tarafı komple denizle kapalı” gibi akla zarar, cevaplar da söz konusu. Şüphesiz ülke insanıyla ilgili olarak bu cevaplara bakıp genelleme yapmak çok da kolay olmamakla birlikte bizim Kıbrıs konusunda dışarıdan ziyade öncelikle kendi insanımıza Kıbrıs’ı ve yıllardır Gordion Düğümü gibi çözülemeyen Kıbrıs sorununu anlatmamız gerekiyor. Kıbrıs adasının stratejik konumunu, 1878’den bu yana o ada askeri varlığını iki askeri üsle koruyan İngiltere’nin ince hesaplarını, aynı üslerde konuşlanmış Amerikan deniz piyadelerini, Amerikalıların dinleme istasyonlarını, adanın güneyinde komünist AKEL partisi ve Ortodoks kilise vasıtasıyla siyasi ve dini sarmalla adayı ve Akdeniz’i etkileyen Rusya’nın stratejisini, özellikle Doğu Akdeniz’de cirit atan Amerikan 6. Filosu, Rus donanması, İran savaş gemileri, 1964 Mart ayından bu yana Kıbrıs’ta görevli Birleşmiş Milletler Barış Gücü, Yunan askeri varlığı, Fransız uçak gemisi Charles de Gaulle, AB ve NATO’nun bölgeye yönelik özel ilgilerini öncelikle kendi vatandaşımıza nasıl anlatacağız ve haklılığımızı göstereceğiz?

 

           Kıbrıs davasını 1974 20 Temmuz’unda başlayan Kıbrıs Barış Harekatı’na endeksleyen ve öncesinde Kıbrıs Türklerinin kanlı terör örgütü EOKA karşısında verdikleri Kuvayı Milliye mücadelesini ve Türk Mukavemet Teşkilatı (TMT) çabalarından haberdar olmayan kendi insanımıza bunları nasıl aktaracağız?

 

            Toplumsal işbirliği, kamusal duyarlık ve dayanışmayla milli bilinç ortaya çıkacak ki haklı Kıbrıs davasında haklılığımız daha net ve gür sesimizle ortaya konulsun. İşte bu düşüncelerle bu satırların yazarı tarafından fikir babalığı yapılan ve 2008’de Ankara’da, 2010 yılında İzmir/Seferihisar’da ardı ardına iki Uluslararası Kıbrıs Sempozyumu düzenlendi. Acemilikler, eksikler, tereddütler derken “Göç kendini gide gide düzer.” sözünden hareketle yapıcı eleştirilere açık, her türlü bilgi paylaşımına hazır bir anlayışla Kıbrıs davasını kendimize anlatmayı başardık veya ilk adımı böylece attık. 2012 Ekim ayı sonunda bu uluslararası (Avrupa’dan hiç kimse maalesef gelmiyor. Türk cumhuriyetlerinden dostlar bu toplantıları uluslararası hale getiren ana unsur.) toplantının üçüncüsü Mersin’de gerçekleştirilecek. Bu toplantıya ev sahipliği yapan ve düzenleme kurulu olarak adı geçenler ise Adana ve Mersin’deki üç güzide üniversitemizle Kıbrıs Türklerinin anavatan Türkiye’deki tek resmi derneğinden başkası değil.

 

                                        

 

            Buraya kadar her şey güzel ve normal, yapılanlar alkışlanacak bir davranış gibi gözüküyor. Kongrenin kendi alanlarında hatırı sayılır çalışmaları olan akademisyenlerden oluşan bir de Bilim Kurulu söz konusudur. Ne yapar bir bilimsel toplantıda bilim kurulu? Bir araya gelir ve akademik kriterleri, bilimsel ölçütleri ortaya koyup o kongrenin yapılış gayesine uygun bilimsel çalışmaları seçer ve bunu kamuoyuyla paylaşır. Bu bağlamda bu toplantıda sunulmak üzere bu satırların yazarı tarafından Uludağ Üniversitesi’nden değerli bir akademisyenle hazırlanan "Amerikan Merkezi Haber Alma Teşkilatı (CIA) Belgelerinde Kıbrıs Cumhuriyeti, EOKA ve Makarios", "İngiliz Arşiv Belgelerinde Nikos Sampson Darbesi ve Kıbrıs Türkleri", ayrıca "1998-2004 Dönemi Avrupa Birliği İlerleme Raporları Bağlamında Kıbrıs Sorununun Analizi" başlıklı üç bilimsel çalışma yanında Hacettepe Üniversitesi'nden bir başka akademisyenle hazırlanan "Kıbrıs Adasındaki İngiliz Egemen Üsleri ve Küresel Bağlantıları" başlıklı araştırma ve KKTC Girne Amerikan Üniversitesi'nden değerli bir araştırmacıyla mercek altına alınan "1963-1973 Sürecinde Kıbrıs'ta Kayıp Şahıslar Sorunu ve Bugüne Yansımaları" başlıklı toplam beş bilimsel çalışma hazırlanmış ve söz konusu kongrenin bilim kuruluna gönderilmiştir. Acıdır ki Kıbrıs yakın tarihinin önemli ve hassas sorunlarına ışık tutmak üzere hazırlanan ve tamamı orijinal arşiv belgelerine dayanarak ortaya konulmuş bu bilimsel çalışmaların tamamı reddedilmiştir. Şüphesiz değerli akademisyenlerin Kıbrıs konusuna eğilmeleri, bu kongreye ilgi göstermeleri ve bu konuda tartışma ortamı yaratmaları her türlü takdirin üstündedir. Bununla birlikte burada hassas bir durum ortaya çıkıyor.

          Birinci ihtimal muhtemelen kongre için gönderilen diğer bildiri özetleri bilimsel anlamda son derece yüksek standartlara sahiptir ve onlar ön plana çıkmıştır ya da ikinci ihtimal-ki öyle görünüyor.- bilim kurulunun olup bitenlerden haberi yoktur ve birileri oturup bir köşede papatya falına bakarak, endamlarını süzerek veya adam seçerek kongreye bildiri kabul etmiştir.

Son derece değerli akademisyenlerin isimlerinin böyle çirkin bir olaya alet edilmesi ve kullanılması doğru mudur sorusunun cevabı kamuoyunun takdirine bırakılmıştır. Ancak ortaya çıkan durum yazının başlığındaki Çağlayan’ı hatırlatmaktadır. Çağlayan da nereden çıktı diyecek olanlar için kısa bir bilgi vermekte fayda vardır. Çağlayan bölgesi Kıbrıs Türklerinin gettolara sıkıştırıldığı, yiyecek ekmek, ilaç ve battaniyenin Türkiye’den geldiği, çadır köylerde yaşanılan, göçmen mahallerine sıkıştırılan özellikle 1960’lı yıllarda biraz olsun soluk alabilmek için gittikleri panayırlarıyla meşhur bir yerdi. Atlıkarıncalar, dönme dolaplar, yemişçik (kuruyemiş) satanlar, gazozcular, dondurmacılar, tahterevalliler, ışıl ışıl lambalarla aydınlatılan küçük büfeler, bir aşağı bir yukarı dolaşanlar, meşhur şeftali kebabının tadına bakanlar birbirine karışmış durumdadırlar. Aynı bölgede bulunan o günün şartlarında bir gazinoya istinaden Çağlayan adını alan Lefkoşa sur dibindeki bölgede müşteri çekmeye çalışan, ancak parasızlık ve elemansızlıktan her şeyi kendisi yapmaya çalışan çadır tiyatroları da söz konusudur. Bir bakarsınız çadırın kapısında insanları içeri davet eden, ardından tellerin üzerinde cambazlık yapan, daha sonra burnuna kocaman bir hokka takıp şarlatanlıklarla etraftakileri güldürmeye çalışan, son olarak da yeterince kalabalık toplayınca çadırın içinde kavanozdan uçan balık çıkartmaya çalışan hep aynı kişi olur.

 

Ne güzel günlerdi o günler! Acı, direnç, mücadele, yokluk içinde verilen hayatta kalma, var oluş mücadelesinin baki kalan gök kubbede bir hoş sedasıydı bütün bu yaşananlar. Kim derdi ki yıllar sonra yeniden hatırlanacak?    

Doç. Dr. Ulvi KESER       

Bu haber 1744 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
    Sığınmacılar konusu, kanayan bir yaradır13 Temmuz 2024

Sponsor Alanı

Sponsor Alanı

 

ANKET

ANAMUR OKULLARINDA SERBEST KIYAFET UYGULANSIN MI?




Tüm Anketler

0cak - 2012 / Her Hakkı Saklıdır / Kaynak gösterilip, sitemizin ilgili sayfasına link verilerek alıntı yapılabilir. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir-Site ticari olmayıp, kütüre hizmet eder.
RSS Kaynağı | Anasayfa | İletişim

(c)2012 Anamur Sedir