anamursedir-anamur dergi
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

Sponsor Alanı

Anamur SEDİR

Anamur SEDİR 1993-1994

   -Aralık   1993  1. Sayı
   -Ocak    1994  2. Sayı
   -Şubat   1994  3. Sayı
   -Mart     1994  4. Sayı
   -Mayıs   1994  5. Sayı

MAKİ DERGİSİ

MAKİ DERGİSİ-105

Saat

Ana Menü

Sponsor Alanı

 

Ziyaretçi Bilgileri

»Aktif 30  
»Bugün 465  
»Toplam 15291589  
Sayın Ziyaretçimiz
»IP'niz | 10.3.197.198
» Bu sitemizi ziyaretiniz

HAVA DURUMU

ANAMUR

AKIL DEVREDEN ÇIKARSA

Fatma ÖZDENİZ

07 Aral?k 2016, 13:52

Fatma ÖZDENİZ

AKIL DEVREDEN ÇIKARSA

Akıl insanın düşünme, anlama, doğru hareket ve davranış gösterebilme kudretidir. Akıl devreden çıkarsa benliğimizi kaybederiz, şahsiyetsizleşiriz.

Benliğimiz ve şahsiyetimiz bizi insan yapar. İtibarımız bunlarla yükselir.

Zaaflarımız akıl aritmetiğince zayıf olduğumuzu gösterir. Bu zayıflık yanlış hareketlerin gelişmesine dolayısıyla bozuk, sapık, olmaması gereken olayların gelişmesine yol açar.

Akıl insanı terk ederse;  aile hayatı, sosyal hayatı, iş hayatı felce uğrar. Çok kıymetli değerlerin önemi   bilinmez  olur. Ana baba, kardeş, hısım akraba, konu  komşu  tarafından  kınanır, hor  görülür.

Kıskançlık   var sa?  Etraftakiler  rahatsız  olur,  yalnızlığa   mahküm   olunur. Çünkü  hiç  kimse  bu  huyda  birisiyle  arkadaş, dost  olmak  istemez.

Geçimsizlik  kişinin  günübirlik  işi  olmuş  şa? Böyle  birinin  de  cemiyette  yeri   asla  olamaz.

Çok  mal  canlı, haris  huyluların  da  ne  ailede  ne  mahallede  yeri  yoktur.

Dünya  malı  için  ana baba,  kardeşleri   rezil  eden  insanlar  toplumca  hoş  karşılanır  mı? Asla. Bu tip insanların  AKILLARI  BAŞLARINDA  DEĞİLDİR. Zavallıdırlar. Acınacak halleri vardır. Onlar dünya ya daracık  bir  pencereden  bakarlar. Kendilerince pembe sandıkları dünyaları kapkaradır. Çünkü dünyanın kendi etraflarında döndüğünü sanırlar. Doğru yolda  yürüdüğünü  zannedip  farkına  varmadan  büyük  günahlara  imza  atarlardır.

Bunlara akıl şaşkını derler. Ne yaptıklarının farkına varamayan, hatalı hareketleri çok  olanlardır. AKILLI DAĞI AŞMIŞ, AKILSIZ DÜZ  YOLDA  ŞAŞMIŞ.

Aklını yerinde kullanmayanların bulunduğu topluluklar hezimete uğramaya, uğursuzluklarla  karşılaşmaya  mahkumdurlar. Hayatı başarmak, çevresine yararlı olmak ve mutlu edip mutlu olmak akıllı insanların işidir.

Nerde bir işini bilmeyen, ölçüsünü, bulunduğu konumun kıymetini idrak edemeyen varsa; bilinsin ki o kişi çok akıllı değildir.

En güzel şey de en kötü şey de aklın ürünüdür.

Hayatı başarmak da aklı yerinde insanların işidir.

Aklı olup  da  yerinde  kullanmayanlar  ne  işe  yarar. Akıllıyım der dolanır durur. Bu düşüncede olanların  yanında  hiçbir  değerin  kıymeti  yoktur. Saygısızdırlar, vefasızdırlar ve  her şeye   karşı  açlık  hissederler.

Ellerinde olanın kıymetini bilmezler, nankörlüğü hüner sayarlar.

Büyük icatlar, buluşlar akılla toplumun hizmetine sunulur.

Büyük felaketler  (çılgın, akıllıca düşünemeyenler yüzünden olan olaylar)  savaşlar, cinayetler, gasplar, hırsızlıklar,  tecavüzler, toplumun huzurunun bozulması, insanların korku içinde mutsuz olması hepsi ve daha aklımıza gelmeyen birçok olumsuzluklar aklı başından gidenlerin marifetidir.

İnsanlığa sundukları  en  kötü  hediyeleridir. Şunu unutmayalım bu kişiler bizden türüyor. Nasıl mı?  KİBRİT AĞAÇTAN YAPILIR ve YİNE AĞACI YAKAR.

Bazı  samimi  bulduğum  dostlarıma   sordum  aklınız  başınızdan  giderse  ne  yaparsınız? diye.

Birçoğunun   cevabı:

Çıldırırız, kırarız, dökeriz, ne yaptığımı bilmem, nereye gittiğimi bilmem, o anda sonucunun  ne  olacağını  bilmediğim  tavırlar, hareketler  yaparım.

-Bunu sevince  mi, üzülünce  mi  yaparsınız  diye   sordum.

- Üzülünce de, çok ummadığım bir  sevinç  yaşayınca  da.

Bir başkası:

- O an  ne  yapacağımı  bilemem, deliririm, her şeyi  kırar  çıkar  giderim. Altından  kalkamayacağım  üzüntü  ben  de   sanırım  kasırga  etkisi  yapar.

Diğer biri  daha  itidalli ve  sakindi. Sanırım en akla  yatkını  bu:

- Beni  yıkan, üzen  durum  da  ayakkabımı  giyer  o  ortamdan  uzaklaşır, olayı  analiz  eder, en  uygun  davranışı  ve  cevabı  ararım. Kendimi  iyi  hissedinceye, uygun  çözüme  yaklaşıncaya  kadar  uzak  dururum.

Demek ki düşünme  yetimiz  bizden  uzaklaştığı  an  yanlışlarla  arkadaş  oluyoruz. Yanlışlarda bizi, çevremizi, artık etkimiz  nereye  kadar  uzanıyorsa  hasar  kapsamı  o  kadar  geniş   ve  büyük  oluyor.

Tabi  ki  onarımı, tamiri  de  zor  olup   hem  madden  hem  de  manen  yıpranıyoruz. Kimisi işini, kimi zaman  aile  düzeni, en  vazgeçemediği   dostunu, arkadaşını   kaybederek  yalnızlıklara, acılara yelken  açıp  ve  içimizi  ısıtan  dostluklara, bütün  güzel  anılara  geri   dönüşü  zor  bir  yola  girerek   elveda   diyoruz.

Hal bu ki çok geçmeden derin bir  üzüntü  ile  pişmanlık  duyuyoruz. İçimizden gelen bir ses:

-Ben ne yaptım, neden yaptım diye  durmadan  vijdan  duvarımızı  yumruklayarak  kendimizi  muhakeme  edip  ne  mağlup  nede  muzaffer   ilan  edebiliriz. ACI SOĞANIN KABUĞUNA ZARAR VERDİĞİ gibi kendimize maddi ve manevi zarar veririz

Yaşlanınca da bazı  insanların  akılları  başlarında  gidiyor. Senelerce  yöneticilik  yapmış, nice  yolsuzlara  yol  göstermiş, eğitim  ordusunda  görev  almış, orduları  yönetmiş, birçok  krizlere  çözüm  bulmuş, iyi  bir  aile  reisliği  yapmış, vatana  kıymetli  evlatlar  yetiştirmiş  anneler, babalar, yardımseverliği  ile  ün  yapmış  zarlar, bilim  adamları, bilmem  kaç  bin  fitte  uçuk  kullanan  pilotlar, filoları  liman  liman  gezdirerek  sağlıkla  limanına  dönüşünü  sağlayan  kaptanlar, dünyayı  idare  eden  liderler  gün  gelip  evdeki  eşinin, kızının, oğlunun  adını  bilemiyor, kim  olduklarını  hatırlayamıyor.

Sanırım  hayat  denilen, yaşam  denilen  o  güzel  rüyanın  son  demlerine  geliniyor. Gençlik, hükümranlık, güç  bitmiş.  Nev har  sona  ermiş, hayatın   yakıcı  sıcakları  ile  kavrularak  hazanı  yaşayıp   nihayet  kışa  gelinmiş.

Yeşerirken  mutlu, umutlu. Serpilirken  her şeyden  habersiz.  Gençlik  dersen  yere  inilmez  hep  uçulur, kimi  göklerde  uçar, kimi  yerlerde  sürünür, kimi  başarıdan  başarıya  koşar, kimi  hezimetleri  yaşar.

Eşleşilir, kimi iyiye çatar  kimi  kötüye. Onu bilemezsiniz, ne çıkarsa bahtınıza. Bu iki taraf için de aynıdır.

Yaradan her  kişiye  bir  yol  çizmiştir, bunun  kişiler  farkında  değildir. Kişi  sanır  ki: bunlar  ben  başardım, buldum, yaptım  zanneder.

Kimi yokluktan varlığa, kimi  varlıktan  yokluğa  ulaşır. Seviniriz, kahrederiz, neden ve  niçinlerini   bilemeden. İyi olursak  bir araya  gelmemize  neden  olan  kişileri  veya  olayları  över, kötü  olursak  kızarız.

Derken  çoluk  çocuk, hayatın  dikenli  yollarında  toz, toprak  koşarcasına, göz  açıp  kapamadan  geçer, evlatlar  büyür, okur okumaz  hayata  atılırlar.

Hayat  kimine  güler, kimini  süründürür, kimisinin  mutluluğu   tavan  yaparken  bazen  maddi  bazen  de  manen, sisin  güzelim  çiçeklerin, nebatların  üzerine  çöktüğü  gibi  birdenbire  yerlere  iner.

Arabalar, katlar, yatlar, harcamanın hesabı belirsiz. Öyle bir gün olur ki hiç biri kalmamış.

Yüksek derecede  bir  amir, ailece  mesut, mutlu. Derken umulmadık zamanda  bir  hata  ve  işini  aşını  kaybetme.

İşte  iyisiyle  kötüsüyle  hayat  devam   eder  ve  bitmesini  hiç  istemediğimiz  güzel  kudretli  günler  de  sona  gelinir.

Kimileri  sağlıklı  bir  yaş  almışlıkla   yaşar. Bazıları yatakta, bazıları asayı kendine  yoldaş  eder.

Kimileri  hastaya  bakmak  üzere  bütün  bilgilerini, dostlarını  terk  edip  kabaca  hasta  bakımı  öğrenerek  beli  ağrısa da başı  ağrısa  da  hasta  bakıcı  olur.

Kiminin  de  aklı  başını  terk  eder. Yaşadığının  farkına  varmadan   sonu  bekler. Saltanatlı  günler  sona  ermiş, hiçbir  şeyin  sahibi  değilsin. Ne  hayat  arkadaşın, ne  kıyamadığın  evlatların. Sevdiğin  yemekler, giydiğin  renk  renk , biçim  biçim  kıyafetler, hepsinin  senin  için  manası  yok .

Ölümüsün yaşıyor  musun   belli  değil. İş düşüyor evlatlara. Tabi ki vicdanlara.

Ama  unutmayın  sevgili  evlatlar. Siz  de  yeni  doğduğuz  da  hiçbir şey  bilmiyordunuz. Her şeyi  ebebeyinleriniz   size  öğrettiler. Hem  de  sevip  öperek. En besleyici yiyecekleri  kendileri  yemeyip  size  yedirdiler.  En pahalı, markalı  kıyafetleri   sizlere  giydirdiler. Diş  çıkarmanızı, yürümenizi   görmek  en   mutlu   anları  oldu. Ağzınızdan  çıkan  her kelimeye  çılgınca  sevindiler. Hasta olduğunuzda  sabahlara  kadar  başınızda  beklediler. Geceleri üzerinizi örttüler.

Güneşte koymadılar yanarsınız diye, gölgeye koymadılar üşürsünüz diye.

Başarılarınızla  sevindiler. Yakışıklı  ve  güzel  oluşunuzla  övündüler. Hiçbir masraftan kaçınmadılar.

Torunlarının   özlemle   yollarını  beklediler. Kimi  erdi  bu  murada, kimi torununa  uzaktan  baktı   kimisi   de  hiç  göremedi.

İşte her varlığını  az  veya  çok  önünüze  seren, soğuklarda  ısıtan, sıcaklarda  gölge  olan  ana babalara   sanırım  merhametin  en  üst  sınırını  gösterip   incitmemelidir.

Karşılık  beklemeden  sevgisini, emeğini  veren  eli  öpülesi  ana  babalar, emek  verdiğiniz  evlatlar  emeğinizi  inkar  etmeyeceklerdir.

Hiç  kimseyi  merhamet  ve  vicdan  yoksunu  etmesin. Yaradan kimseyi  elden  ayaktan  düşürmesin, kimseyi kimseye  muhtaç  etmesin.

Toprak tohuma, tohum yağmura, yağmur buluta  ne  kadar  muhtaç   ise  yardıma  muhtaç  insanlar  da   yakınlarının  vicdanına, merhametine  muhtaçtır.

BÜTÜN İNSANLARA MERHAMET VE VİJDANA MUHTAÇ OLMADAN SÜREN VE SONLANAN BİR YAŞAM DİLEK VE DUALARIMLA.

Fatma ÖZDENİZ

Aralık-2016

Bu haber 1764 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
    Anamur’un İçme Suyu Sorunu08 Nisan 2026

Sponsor Alanı

Sponsor Alanı

 

ANKET

ANAMUR OKULLARINDA SERBEST KIYAFET UYGULANSIN MI?




Tüm Anketler

0cak - 2012 / Her Hakkı Saklıdır / Kaynak gösterilip, sitemizin ilgili sayfasına link verilerek alıntı yapılabilir. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir-Site ticari olmayıp, kütüre hizmet eder.
RSS Kaynağı | Anasayfa | İletişim

(c)2012 Anamur Sedir