anamursedir-anamur dergi
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

Sponsor Alanı

Anamur SEDİR

Anamur SEDİR 1993-1994

   -Aralık   1993  1. Sayı
   -Ocak    1994  2. Sayı
   -Şubat   1994  3. Sayı
   -Mart     1994  4. Sayı
   -Mayıs   1994  5. Sayı

MAKİ DERGİSİ

MAKİ DERGİSİ-105

Saat

Ana Menü

Sponsor Alanı

 

Ziyaretçi Bilgileri

»Aktif 32  
»Bugün 154  
»Toplam 14152784  
Sayın Ziyaretçimiz
»IP'niz | 3.238.121.7
» Bu sitemizi ziyaretiniz

HAVA DURUMU

ANAMUR

İLGİ-ALAKA

Fatma ÖZDENİZ

01 May?s 2016, 23:04

Fatma ÖZDENİZ

İLGİ

İlgi: İki  şey  arasındaki  alaka, bağ, bağlılık.

Alaka  ile  ilgi  eş  anlamlıdır. Aynı zamanda  gönül bağıdır.

İlgilenmek, ilgisini çekmek: bir  şeye  karşı  ilgi duymak.

Aksi  ise  ilgilenmemek, ilgisizlik, ilgi  duymama, ilgisini çekmeme, alakasızlık. O kadar  kapsamlı  bir  alan  ki  neresinden  başlasam diye  düşünüyorum.

İlgi, sevgi  gözle  görülmez, kalbe  hitap  eden  bir  duygudur. Bedeli  de  henüz ispatlanmamış, manevi  bir  değerdir, ilgi  ile  ispatlanır.

Her  canlının  ihtiyacıdır.

Derecelendirme, takdir  etme  kişiye  göre   değişir. Sevdiklerimiz  için  bazen  ölüm bir  hiçtir. En  büyük  değer  sevdiklerimizdir.

Yalnız  kalmayı  arzuladığımız  da  bile  sevdiğimizi  yanımızda  isteriz.

Sevgi,  ilgi  güç  ve  güven  kaynağıdır. Ulvi  bir   duygudur, insanı  yüceltir. Madden  ve manen    belirli  yerlere  gelebilmenin  yoludur. Ben   iyiyim  demekle  iyi  olunmaz.

Tavırlarımız, konuşmalarımız, iyi, kötü  duygularımızı  gösterme  yöntemlerimiz  bizi ele  verir.  


         İNSANIN  İNSANA  BORCU  TATLI  DİL  ve  GÜLER  YÜZDÜR. Ne  mutlu  bunu  yapabilene...

Maneviyatımız, insanı  sevdiğimiz  kadardır. Hem  bizi  Yaradan’ın  yanında   hem   toplumda   yerimiz, katımız, mevkimiz    bununla  belirlenir. Kavgacı  her  sözü, ilişkiyi normal  olmayan  yerlere  getirmek, yanlışa  yanlışla  cevap  vermek  hataların  en  büyüğüdür.  İstenmeyen  dramlar, pişmanlıkları  peşinden  getiren  olaylar  küçücük  hatalardandır, unutulmamalı.

“KANI  KANLA   DEĞİL  SU  İLE  YURLAR” atasözü  bunu  güzel  izah  etmiştir.

İlgiyi  birazda  sorumluluk  ve  yükümlülük  olarak  nitelemeliyiz.

Yaşadığımız  evimizden, ailemizden  başlarsak; ilgi  bu  noktada  sevgidir. Sevilmeyen, ilgilenilmeyen  yerde  sıcaklık  yoktur. İlgi  insanı  canlandıran, durağan halde  iken  hareketlendiren, içinde  kapkara  duygular  hissederken  birdenbire  yüreğine  güneş  ısısı ve  aydınlığını   getiren  bir  duygudur.

Evinin  tertibi, düzeni, temizliği, eksikleri  ile  alakalanmak  mutlu  bir  aile  ortamı  sağlar. Düzenli   ev   ortamları   aile  fertlerinin  başarısını  ve  sağlığını  etkiler.

Düzenli  bir  ailenin  babası  işinde  başarılı  ve  sağlıklıdır. Aynı  şekilde  çocukların  sağlıklı, psikolojileri  düzgün  ve  gelecekleri  aydınlıktır.

İyi  bir  istikbal  sahibi  olmasını, hayata  sıkı  sıkıya  bağlanıp  toplum  içinde  sağlıklı  iletişim  kurmalarını   arzu  ettiğimiz  yavrularımıza   ilgimizi   ölçülü  şekilde   vermeli  ve  göstermeli. Onlara  güven  vermeli.

Davranışlarımızla  da  örnek  olmalı  büyükler.

“ANASINA  BAK  KIZINI  KENARINA  BAK  BEZİNİ  AL” demiş  atalar.

Ailede  annenin  rolü  büyüktür. Anne  aile  topluluğunun  sigortasıdır. Olayları  olumlu  olumsuz  ortamlara  getirmek, birliği  dirliği  sağlamak   gibi.

En   elektrikli   ortamlarda  annenin  devreye  girmesi; yağmur, fırtına  varken  birdenbire  güneş  açıp  gök  kuşağının  görülmesi  gibidir.

Anne  ilgisi  her  kâbuslu  rüyadan  sonra  bizi  saran  kucaklayandır.

İlgimizi, alakamızı  çekmeyen  konularda  başarımız  asla  olmaz. Dünyamızın  bir  matematiği, bir  resmi  vardır. İçinde  yaşadığımız  toplumun  kuralları, devletimizin  kanunları, nizamları  vardır. Bunlara  uymazsak  asla  başarılı  olamayız.

Çöplerimizi  çöp  kutusuna  atarken  içine  değil  de  dışına  atarsak; önce  mahallemiz, köyümüz, şehrimiz  dolayısıyla  memleketimiz  kirlenir, mikroplar  ürer, sağlığımızı  tehdit  eder  ve  yaşam  kalitemiz  aşağı  çekilmiş  olur.

Saksımıza  çok  beğendiğimiz  bir  çiçek  eksek. Su  vermesek   kurur, gübrelemez  isek   gelişmez, biz  o  güzelliğini  göremeyiz.

Hâlbuki  onunla  sevgi  ile  ilgilenip   kuruyan  yapraklarını   okşar   gibi   temizleyip  özen  gösterirsek; gösterişli  etrafına  mis  kokuları  ile     enerji  yayar.

Her  insan  bu  çiçekten  ekmek  ister.

Emek  verilen  her  çalışma  çok  zaman  olumlu  dönüşüm  yapar, şahsımıza   ve  dünyamıza.

Kime  nasıl  davranırsak  mutlaka  karşılığını  alırız.

Her  olumlu  hareket   geleceği  etkiler. Olumlu, yapıcı, olgun, hazımlı  insanlarla  herkes  arkadaş, akraba  olmak  ister. Hatta  komşu  olmayı  yeğler.

İlgi  güvendir, güven  duygusu  insanları  güçlendirir. Güçlü  insanların  da  atlatamayacağı   badire  yoktur.

Her ilgiye  de  hemen  inanmak   doğru  değildir. Hiç  kimse  kötü  yüzünü  göstermez. Tatlı  servisi  yapar  gibi  hoş  görünür.

Burada  farkında lığımızı  iyi  kullanmalıyız. Yanıltıcı   şahsi  menfaatlerimize, çıkarlarımıza   yenilmemeliyiz.

Her  ilacın  her  hastalığa  deva  olmadığı  yan  etkisinin  bulunduğu  bilincinde  olduğumuz  gibi  ilgi  ve  alakaların  da  altında  yatanları, arkasından   gelecekleri  elden  geldiğince  düşünmelidir.

İşi  bitene  kadar  ilgi  kurup  sonrasında  vefayı  rafa  kaldıranlar   insanlık  dersini  eksik almış, aldı  ise  de  nasiplenmemişlerdir.

Dolandırıcıların, duygu  sömürücülerin  yaptığı  gibi.

Çevremizle  olumlu  şekilde  ilgilendikçe   yüceliriz.

Komşumuzun  yardımına  koşmak  ulvi  bir  duygudur. Kimsesiz, yoksul, yaşlı   kimselere  insani  duygularla  yardımcı  olmak   yüce  bir  harekettir.

Öyle  garibanlar   var  ki; oğlu, kızı  ilgilenmiyor, ama  Allah  O’na   öyle   bir  komşu  vermiş  ki; banyosunu  yaptırıyor, yemeklerinde, kılık kıyafetinde, gücünün yettiğince  her  ihtiyacını  karşılamada  yardımcı  oluyor. Ne  mutlu  böyle  iyilikleri  yapabilene.

Büyük  yerleşim  yerlerimizde  (medeniyet  canavarının   insanlığı   yediği  yerler) diyorum, bu  tür  güzellikleri  görmek  çok zor. Komşu  komşuyu  tanımıyor, selam  vermiyor, günaydını  komşusuna  çok  görüyor. Komşusunun  ölümünden, eleminden haberi  yok. Adı  ne, nereli, ne  iş  yapıyor, nerede  çalışıyor?  Apartmanda  bilen  yok.

Hâlbuki  yüce  inancımıza  göre  (komşu  ana  baba  gibidir.)

Komşusu  açken   tok  yatılmaz, nerde    o   nadide  insani  duygular?

Hâlbuki   başımıza  kötü  felaket  gelse; ana babamızdan, kardeşimizden  önce  komşumuz  gelmeli, biz gitmeliyiz.

Atalar  komşunun  kötülüğü: yokluğudur, demişler.

İşte   günümüzde  ölen  komşuluk  ilişkileri   aslında   çok   kıymetli.

Aksini  düşünelim: ana  baba  ilgilenmek  ayrı  bir  erdemdir   ve  görevdir.
         Evlatlarından  ilgi, alaka, sevgi, saygı  gören  ebebeyinler  de  daha  sağlıklı, mutlu  ve  uzun  ömürlü  olurlar.

Çünkü  evlatlarını  arkalarında  dağ  gibi  hissederler. Dualarını  eksik  etmezler.

Bu  güzel  duygu  ve  hislerden  yoksun  yaşayanlar; yıkık, dertleri  ile  baş başa  kalmış, ruhlarını  sisli, puslu  havalar  kaplamış, mutsuz, dünyayı  kara  bir  tablo  olarak  gören, boynu  bükük, ümitsizlik  içinde, yakınlarının  gelirler mi   umudu, onların  en  düşünülmesi  zor  anlarıdır.

İleri  yaşlarda  tutunacak   tek  dalları  evlatları, sevgi  ile  bezenecekleri  torun  sevgisi. Onlara  güvenmeleri, onlarla  övünebilmeleri   en  büyük  mutluluklarıdır.

Ana babaya yapılan iyiliklerin kötü  dönüşü  asla olmaz. Onlar  evlatlar  için  büyük  bir  rahmet  ve  berekettir.

Onların  hayır  dualarını  almak   her  hayırlı   evladın  görevidir. Ana  babaya  iyiliğin, saygının  Allah’a  imandan  sonra  en  faziletli  amel  olduğunu  unutmamak  lazım.

Güzel, örnek  hareketlerimizle  yeni  nesli  bilgilendirmek, eğitimcilerin, büyüklerin  görevi  olmalıdır.

HAYAT   BU   GÜNDÜR

Hayatımız  yaşadığımız  andır. Yaşamak  istediklerimizi  anında  yaşamalıyız. Yarını  yaşayacağımızı  kim  bilebilir   çünkü  senedimiz  yok.

Hayallerimizi, umutlarımızı, sevgi  sözlerimizi, inandıklarımızı  gerçekleştirmeyi   ertelemeyelim. Yarına  kalan  her  şey  geçtir.

Yaşanacak  yarınlarımız  var  mı, acaba?  Bunu   bilebiliyor muyuz?

Pişman  olmak  için  yarınlar  geç  ve  uzak  olabilir. Yaşanmaya  vakit  ayıramadığımız   duygu  ve  düşüncelerimiz   mutsuzluklarımız, pişmanlıklarımızdır.

Bazen  zamansız  açar   ağaçlar  çiçeklerini. O  çiçekler  meyveye  dönüşmezler. Hırçın  esen  rüzgârın, fırtınanın  kurbanı  olurlar.

Olgunlaşmamış, yetişmemiş  meyveler; acıdır, koruktur. Bir  ısırır  atarız. İşte  bu  zamanı  işaret  ediyor.

İnsan hayatı  da  aynen  mevsimler  gibidir. Zamanında  açan  çiçeklerin   meyveye  dönüştüğü  gibi.

Sanat  öğrenmek, hayatını  bu  yönde  kazanmak  isteyen  çocuklarımız  küçükten   usta  yanında  olup  kendilerini  geliştirmeliler. 18-20  yaşından  sonra  zor  öğrenilir. Elimiz  alışamaz. “Ağaç  yaşken  eğilir”,  atasözü  bu  tezi   doğrular.

Hayat  filmimizi  geri  saramayız. Ne  atılan  ok  nede  geçmiş  zaman  geri  gelir.

İnsanın  düşünenleri  olmalı,

Merak  edenleri,

Hesapsız  kitapsız  değer  verenleri.

Uzakta  olunca  özleyenleri,

Sesini  duyunca  sevinenleri. / Memduh  Cevdet  Anday

 

 

Fatma ÖZDENİZ

Mayıs- 2016

Bu haber 1449 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
    Sığınmacılar konusu, kanayan bir yaradır13 Temmuz 2024

Sponsor Alanı

Sponsor Alanı

 

ANKET

ANAMUR OKULLARINDA SERBEST KIYAFET UYGULANSIN MI?




Tüm Anketler

0cak - 2012 / Her Hakkı Saklıdır / Kaynak gösterilip, sitemizin ilgili sayfasına link verilerek alıntı yapılabilir. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir-Site ticari olmayıp, kütüre hizmet eder.
RSS Kaynağı | Anasayfa | İletişim

(c)2012 Anamur Sedir