anamursedir-anamur dergi
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

Sponsor Alanı

Anamur SEDİR

Anamur SEDİR 1993-1994

   -Aralık   1993  1. Sayı
   -Ocak    1994  2. Sayı
   -Şubat   1994  3. Sayı
   -Mart     1994  4. Sayı
   -Mayıs   1994  5. Sayı

MAKİ DERGİSİ

MAKİ DERGİSİ-105

Saat

Ana Menü

Sponsor Alanı

 

Ziyaretçi Bilgileri

»Aktif 43  
»Bugün 205  
»Toplam 14152835  
Sayın Ziyaretçimiz
»IP'niz | 3.238.121.7
» Bu sitemizi ziyaretiniz

HAVA DURUMU

ANAMUR

ANAMUR'DAN, KOCAÇAY ve TOROSLARA

Fatma ÖZDENİZ

21 Mart 2015, 09:56

Fatma ÖZDENİZ

      ANAMUR’DAN, KOCAÇAY ve TOROSLARA

 

Mavi, sakin, insana huzur veren dalgalarından ve yeşil makilerinin,çamlarının nefis kokularından feyiz alarak büyümüş bir Akdeniz çocuğuyum..O zamanlar denizin kıymeti şimdiki kadar bilinmezdi.Yaz gelir gelmez yaylanın yolu tutulurdu.Velhasıl denize girme gibi bir alışkanlık yoktu.Hatta  deniz kıyısında bir yerleşim yeri halkının çoğu yüzme bilmez.Bende yüzmeyi yirmi yaşından sonra öğrendim.

 

Denizin balığından bile günümüzdeki kadar faydalanılmaz, kıymeti, yararı bilinmezdi. Ancak denize yakın oturup yayla alışkanlığı olmayanlar daha çok denizden ve denizin nimetlerinden nasiplenirlerdi.

 

Yaylaya gidiş; rast gelirse arabayla (kamyon)yoksa at ve eşekle olurdu. Bazen binilir bazen yürünürdü. Yaylanın uzaklığına göre yollarda konaklanırdı. Konaklanan yere varınca erkekler hemen odun toplayıp ateş yakarlar. Hanımlar ise yemek için hazırlığa başlarlar. Onu yaşayanlar bilir; ne tatlı olur domatesli bulgur pilavı, helvalı ekmek (O zamanın deyimi ile çarşı ekmeği),peksimet.

 

Koca çayın kenarında konaklanırken zaman uygun olursa balık da tutulur. Kocaçay’ın buz gibi sularından içilir. Kocaçay Torosların kucağından çıkar hızlı hızlı akarken koparabildiği; otları, çalıları, kekikleri, odunları, taşıyabildiği ağaçları ve alüvyonlu toprakları, çağıl çağıl, hızlı hızlı Ala Köprü’nün altından akarak ovaya taşır, denize ulaştırır. Denizde odunları, ağaçları kıyıya çıkarır. Kıyıya yakın oturanlar bunları toplayarak yakacak ihtiyaçlarını karşılarlar.

                                                                                   

 

 

Kışı ve karların eridiği bahar aylarında Koca Çay azgınlaşır, taşar taşıdığı alüvyonlu toprakları etrafına yayar ve verimin artmasına yardımcı olur.

 

Koca Çay’a yakın bir köyde öğretmenlik yapıyordum. Mevsim kıştı. Hem de kara kış sevgi kış kıyamet dinler mi? Komşu köyden iki genç birbirine sevdalanmışlar. Fakat aileler bu sevdaya karşı çıkarlar. Ayrılmamaya karar veren gençler; kaçmaya karar verirler. Gün aydınlıkken (gündüzden) çayın sığ (geçilebilecek yer) yerini tesbit ederler. Ederler ama akşama hava daha da hırçınlaşır. Sanki kötü bir olaya zemin hazırlanır. Gönülleri bir gün daha ertelemeye sabredemez. Daha doğrusu gönülleri ferman dinlemeyen gençler: akşamın karanlığında yola çıkarlar. Yoğun yağmurla sularıyla etrafına öfke saçar gibi azgınca akan çayın tespit ettikleri yerine gelirler. İçlerindeki sıcak sevgi ile tehlikeyi düşünemezler. Elele verip çayı geçmeye karar verirler. Onlar sıcak, güzel, mutlu bir yuvanın hayaliyle, özlemi ve geri dönmenin de mahcubiyetiyle yürürler. Suyun azgınca akışına rağmen. Su hayattır ama fazlasının da şerrinden korusun. Biraz ilerler ama elleri çözülür. Karşıya ulaşamazlar. Kız coşkun akan sulara yenik düşer, sürüklenip gider. Oğlan çığlıklarla büyük bir hayal kırıklığı ile karşıya geçer.  Çay boyunca “Cemile!!!Cemile!!!!” diye diye bağırarak koşar, seslenir ama nafile. Üç gün sonra Cemile’nin cansız bedeni bulunur. İşte “GELİN ATA BİNMİŞ AMA YA KISMET”, demiş atalar. Çıktığımız yolun sonuna varacağımıza Allah’tan senet almadık. Ne iyi günümüze sevinelim, nede kötü günümüze dövünelim. Alnımıza yazılanları ancak Yaradan biliyor. Hayaller, emeller ancak O’nun iznine bağlı.

 

İşte toprağa can veren, yokluğu ile solduran, öldüren varlığıyla hayat bulduğumuz sular bazen de zararlı olabiliyor.

 

 

Yolculuk devam ederken Pınarlar da mola verilir. Suyunun gözünü (kaynağını) çam ormanları ve makilerle örtülü dağlardan aldığı için içimi damağımıza hoş bir tat verir. Çünkü Toroslar  envai  çeşit kokulu bitkilerle süslüdür. İşte bu özelliğinden dolayı Anamur Belediyesi onu vatandaşa içirmek üzere musluklarımızdan akıtmıştır.

 

 

 

Kuruağaç, Kocadönme ve Kaş Yaylası. Kaş Yaylasından Anamur’a bir bakılır, eğer sis yoksa mavi ve yeşilin kucakladığı Anamur seyredilirdi. Şimdiki gibi seralar yoktu o zaman.

 

 

 

Kaşı geçince hava soğumaya başlar. Sualmaz (halk dilinde soğolmaz)da ceketler giyilir. Abanozda konaklanır. Erken kalkıp ladin ve katran ağaçlarının kokusunun havaya hâkim olduğu soluğumuzda fark edilir. Serinliğin keskinliğinde ormanların hışırtısı ile kuş sesleri birbirlerine karışır. İlerledikçe ardıç ağaçları boy göstermeye başlar. Dallarının yavaş yavaş sallanışı insanları gölgesine davet eder gibidir. İlerde yollar Kozacı’na, Çoğoluk, Tersakan’a ayrılır. Derken Halkalı yaylası görünümü ile ferahlatır. Demiroluğun suyu havası bir başkadır. İlerlenir Akpınar’a yine yollar ayrılır: Ermenek’e giden yollardaki yaylalarımız, batıya ayrılan yol üzerinde; Beşoluk, Gaysan, Daylı, Kesmece, ormanların içinde Çandır. Yaylalarımızın kuş sesi kuzu ve oğlak sesine karışır. Çobanların yanık kaval nameleri de duygularımızı yukarılara çeker. Sürüler çanlarını meleme seslerine karıştırarak dolaşırlar. Atlılarla karşılaşırsınız. Yolcular tanısın tanımasın birbirlerine selam verirler. Selamların da menfaat yoktur, insanicedir, samimicedir. Mavi ile yeşilin cem olduğu bu yerler; kısıtlı şartlarımıza, kısır mali durumumuza, illere ulaşımımızın zorluğuna rağmen memleketimize hem içer de hem dış ülkeler de hizmet veren evlatlar yetiştirmiştir. Zorlu hayat şartları ile boğuşan Taşeli’nin gençleri övünç kaynağımızdırlar. Doğal yaşamın nimetleri sanırım onların zekâlarını olumlu yönde etkiliyordu. Birde şu vardı okumaktan başka çareleri de yoktu. Okurken de hemşehrililerine destek olurlardı. Bencillikleri asla yoktu. Oldukları ahvallerin de mutlulardı. Fazlaca psikolojik sorunları yoktu.Çünkü onlar aza kanaati bilirlerdi.

 

 

Sizlere Yörükler için halk arasındaki deyişlerden birkaç örnek vereceğim.

 

Yörük’e “paşa olsan ne yapardın?” demişler. Yörük: “pekmezi içer, soğanı yumruklar yerim, ardıç gölgesinde yatarım.”

 

Yörük yürüdü kıllı deri sürüdü.

 

Yörük ne bilir bayramı lak lak içer ayranı.

 

Yörük göçünü gide gide düzer.

 

Yörük yazın ayransız kışın yorgansız olmaz.

 

Yörük’ün peynirini deri, avradını eri korur.

 

Kuru keşin iyisini Yörük Havva yapar.

 

MUTLULUK DİLEKLERİMLE HOŞCA KALIN, SAĞLIKLI OLUN.

 

Fatma ÖZDENİZ

Şubat/2015

                              Fotoğraflar: Ç.ARIKAN

Bu haber 2519 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
    Sığınmacılar konusu, kanayan bir yaradır13 Temmuz 2024

Sponsor Alanı

Sponsor Alanı

 

ANKET

ANAMUR OKULLARINDA SERBEST KIYAFET UYGULANSIN MI?




Tüm Anketler

0cak - 2012 / Her Hakkı Saklıdır / Kaynak gösterilip, sitemizin ilgili sayfasına link verilerek alıntı yapılabilir. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir-Site ticari olmayıp, kütüre hizmet eder.
RSS Kaynağı | Anasayfa | İletişim

(c)2012 Anamur Sedir