![]() | |||||||||||||||||||
| |||||||||||||||||||
|
| |||||||||||||||||||
Sponsor Alanı
Anamur SEDİR
Anamur SEDİR 1993-1994-Aralık 1993 1. Sayı-Ocak 1994 2. Sayı -Şubat 1994 3. Sayı -Mart 1994 4. Sayı -Mayıs 1994 5. Sayı SaatHİKÂYELER
İmran AKSOY HikâyeleriAna MenüSponsor Alanı
Ziyaretçi Bilgileri
HAVA DURUMU |
ATATÜRK TÜRKİYE'SİNDE; NERDEN NEREYE..?
30 Kas?m 2025, 01:51 ATATÜRK TÜRKİYE’SİNDE; NEREDEN NEREYE..? Bu hafta bir yıllıktan daha önceki tüm kıyafetlerimi bir ihtiyaç sahibine verdim. Bir köyü donatacak kadar vardı. 100 gömlek, 3 takım elbise, neyse hepsini saymayayım. Bunu yaparken neyi hatırladım biliyor musunuz? 30 Hanelik köyümüzde 7 kardeş bir oda da yatardık. Küçükler genelde baba ile beraber aynı yatakta yatarlardı. Tam büyüyünceye kadar. Babam ile en uzun süre ben yattım. Babam beni çok severdi. Bana “can damarım” derdi. Kızınca da; “tuuu! Başına yıldırım düşsün” derdi. Yani ben de az yaramaz değildim. Ama Eğitimci olunca; O “yaramaz” dediğimiz çocukların normal olduğunu. Sessiz sedasız çocuğun ise acilen tedavi edilmesi gerektiğini öğrendim. Babam ile en fazla çalışan da bendim. Yani babası ile en uzun süre 15 yaşına kadar yatan da bendim. En çok tarımda çalışan da bendim. Çalışınca, “can damarı” çalışmayınca; “cufut, başına yıldırım düşesice…” İkisi de tatlıydı.
Bana 66 denilen iskambil oyununu babam öğretti. “Boşuna oynamam” derdi. O kazanırsa “ananı isterim” derdi. Başka bir şeyim yoktu ki, işte bu muhabbet konusu olurdu. Ben kazanırsam; O bana mavi kadife pantolon alacaktı. Sigaraya beni alıştıran babamdı. Çünkü köyde bakkal yoktu. Sigarası biterse benden otlanacaktı… Ben kekeme idim. Beni komşu sigara arkadaşı Osman Dayıya sigara istemeye gönderirdi. Ben yabancı Osman dayının yanına gidince kekemeliğim tutardı. -Oooosman dadadayı; bababam, sigara iiissstiyor. Osman dayı ve yanında kiler gülmekten yerlere yatıyorlardı. Ben çok üzülürdüm ama yine de ben sigara istemeye gitmem diyemezdim. Ben sabah, geceden kalkar, karasabanla tarlayı sürecek öküzleri babam yatarken kalkar, alır götürür yayar, karınlarını doyururdum. Güneş doğunca babam gelir. Öküzlerle çift sürer. Nohut veya mısır ekiliyorsa, ben tohumu alırımdım. Karasabanın açtığı çukura tane tane atardım. O zaman tohum derine düşer çok iyi olurdu. Tavlı derin toprakta olduğu için güzel bereketli olur. Kuraklığa da dayanıklı olurdu. Bu şartlarda tarım yapar, kendi kendine yeten dünya da 7 ülkeden biriydik. Şimdi teknoloji var modern tarım yapılıyor. Kanada’dan mercimek, Hindistan’dan nohut, Çin’den kurufasulye, Japon’lardan pirinç alıyoruz. Bu ben çok üzüyorum. Ben seferberlik adamı değilim. (Ama aramızda kalsın,70’ime bir ay kaldı.) Güneş var, toprak var, su var… Neden helva yapmıyoruz? Vallhi Nevşehir’de görevde iken ibretlik bir olayı anlatmadan geçemeyeceğim; Nevşehir- Kozaklı ilçesine bir haftalık göreve gidiyorduk. Orada tüm oteller termal bizde zorunlu olarak orada kalıyorduk. Ama normal otel ücretini kurumumuzdan alıyorduk. Üstünü biz kendimiz ödüyorduk. Bir hafta yine göreve gittik. Yıl 2010. Otele yerleşeceğiz. Allahhh… O da ne? Siyah siyah jipler geldi. O kadar lüx ki; hele içinden inen lacivert takım elbiseli yöneticiler. Başları nerede ise göğe değecek. Birine yaklaştım. -Efendim toplantı, seminer mi var? dedim. -Evet, dedi. -Hangi kurum -Tarım Bakanlığı, dedi. -Konunuz ney efendim? -Genel, dedi. -Genel yerine bir konu alsaydınız, daha verimli olurdu, dedim. Adam biraz hiddetlendi: -Mesela ne olsaydı? Diyerek sinirli bir şekilde sordu. Ben de bu defa ben yüksek sesle: -TÜRKİYE’DE TARIMI NASIL BİTİRDİK? konusunu alsaydınız, dedim. Bozuldu, sinirlendi, hızla otele girdi. Ben de peşinden gittim. Resepsiyon görevlisine beni gösterdi. Bir şeyler söyledi. Arkasından ben resepsiyona gittim. -“ Ne dedi? diye sordum. -Hocam sizi gösterdi. Bu kim? Deli mi? dedi. -Ben de Müfettişimiz dedim. Bunun üzerine ben: -DELİ DESEYDİN, EVLADIM, DELİ. BU ÜLKENİN DELİSİ DESEYDİN, dedim. On beş yıl sonra ki halimiz ortada. Gelelim başta söylediğim kıyafetlere: Hala içimden çamaşır yıkanırken bir şeyler yanar. Çünkü sadece bir elbisem vardı. Annem beni soyup o elbiseleri alınca, başka kıyafet yoktu. Ben yatağa girer. O çamaşırların yıkanması ve kurumasını beklerdim. Elbise yarı kurumadan yataktan çıkmak için getirtir, giyerdim. Şimdi bir köyü donatacak çamaşırım var. Ama yine çamaşır yıkanırken aynı günleri hatırlarım. Ağlarım. Unutmadım 60 yıl önce yaşadıklarımı. Şimdi giyindirdiğim insanları görünce hem mutlu oluyorum, hem de o günlerimi hatırlıyorum içim burkuluyor. Arkadaşlarım, dostlarım, ülkemize sahip çıkalım. Türkiye’den başka Türkiye yok. Ne mutlu Türk’üm diyene. 28/11/2025-Muğla Fikret SÜREN Eğitimci Yazar Bu haber 103 defa okunmuştur.
|
Sponsor Alanı
SANATIN İÇİNDEN ;Sponsor Alanı
|
|||||||||||||||||
|
0cak - 2012 / Her Hakkı Saklıdır / Kaynak gösterilip, sitemizin ilgili sayfasına link verilerek alıntı yapılabilir.
Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir-Site ticari olmayıp, kütüre hizmet eder. |
|||||||||||||||||||