anamursedir-anamur dergi
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

Sponsor Alanı

  REKLAM ALANI

Anamur SEDİR

Anamur SEDİR 1993-1994

   -Aralık   1993  1. Sayı
   -Ocak    1994  2. Sayı
   -Şubat   1994  3. Sayı
   -Mart     1994  4. Sayı
   -Mayıs   1994  5. Sayı

MAKİ DERGİSİ

MAKİ DERGİSİ-105

Saat

Ana Menü

Ziyaretçi Bilgileri

»Aktif 32  
»Bugün 276  
»Toplam 4630133  
Sayın Ziyaretçimiz
»IP'niz | 52.91.245.237
» Bu sitemizi ziyaretiniz

HAVA DURUMU

ANAMUR

Sponsor Alanı

ŞEYHÜLİSLAM ALLAHŞÜKÜR PAŞAZADE

İmdat AVŞAR

28 Kasım 2018, 00:33

İmdat AVŞAR

KAFKASYA’DA BİR İSLAM MÜCAHİDİ:

KAFKAS MÜSLÜMANLARI İDARESİ BAŞKANI

ŞEYHÜLİSLAM ALLAHŞÜKÜR PAŞAZADE

 

Tarihte “kavimler kapısı” olarak adlandırılan Kafkasya, tarihi süreç içinde hem etnik hem de dini açıdan sürekli bir gerilim bölgesi olmuştur. Jeostratejik açıdan da son derece önemli bir coğrafya olan Kafkasya, bu vesileyle çeşitli milletlerin ve bu milletlerin mensup olduğu din ve inanç gruplarının ana çatışma eksenlerinden biri olmuştur. Etnik ve dini gruplar açısından en az Ortadoğu coğrafyası kadar farklılığa ve çeşitliliğe sahip olan bölgede dini inançlar ve etnik farklılıklara karşı “hoşgörüyü” egemen kılmak da son derece çetin olmuştur. Yüzyıllardır, büyük istilalar, işgaller, savaşlar ve talanlar görmüş bu bölgede barış ve istikrarı sağlamak da hayli zor olmuştur.  Tarihi süreç içinde bazı siyasi, askeri ve dini liderler bölgeye huzur ve barışın hâkim kılınması için yoğun çaba sarf etmişlerse de, çoğu kez bu süreçler inkıtaa uğramıştır. Moğollar, Timurlular, Osmanlılar, Safevîler, Çarlık Rusya’sı ve Sovyetler Birliği gibi çeşitli devletlerin egemenliği altında kalan bölge, 20. yüzyılın sonlarında S.S.C.B’nin dağılmasıyla bağımsız, özerk devletler ve devletçiklerin yaşadığı bir çatışma alanına dönüşmüştür…

 

Bu makale, 20 yüzyılın ortalarında, böylesine zor bir bölgede; üstelik de milli ve dini kimliklerin yok edilmeye çalışıldığı bir devlet rejimi içinde doğmuş; bütün olumsuzluklara rağmen ömrünü millete, dine adamış; bölgede hoşgörünün; güven, istikrar ve barışın tesisi için çalışmış ve çalışmaya devam eden Kafkas Müslümanları İdaresi Başkanı “Şeyhülislam Allahşükür Paşazade’nin hayatı ve mücadelesini tanıtmak amacıyla kaleme alınmıştır.

            

Şeyhülislam Allahşükür Paşazade, 26.08.1949 yılında Azerbaycan’ın Lenkeran vilayetine bağlı Cil köyünde dünyaya gelmiştir. Bir yandan resmi kurumlardaki öğrenimine devam ederken bir yandan da bölgedeki din âlimlerinden İslami eğitim almıştır. Küçük yaşlardan itibaren aynı anda hem dünyevi hem de dini ilimleri tahsil etmesi, onun parlak bir öğrenci olduğunun göstergesidir. Doğmuş olduğu dönemde S.S.C.B terkibinde yer alan Azerbaycan’da ve akabinde Özbekistan’da yüksek derecede İslami ilimleri tahsil edebilmesi de dikkate şayan bir hadisedir.

 

                                       

 

1968-1970 yılları arasında Özbekistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetine giderek Buhara’daki “Mir Arap” medresesinde dini ilimler tahsili alan Allahşükür Paşazade, 1971 yılında Taşkent’teki İmam El Buharî İslam Enstitüsü İlahiyat Fakültesine öğrenci olarak kabul edilmiş ve 1975 yılında bu kutsal ilim ocağından üstün başarıyla mezun olmuştur. Mezuniyetinden sonra tekrar Azerbaycan’a dönen Allahşükür Paşazade, 1975 yılında Kafkas Müslümanları İdaresi Genel Sekreter Yardımcılığına atanmış, burada bir süre görev yaptıktan sonra, 1978 yılında Bakü’deki Tazepir Mescidinin İmamlığına; ardından da Kafkas Müslümanları İdaresi Başkan Yardımcılığına seçilmiştir. 1980 yılında Kafkas Müslümanları İdaresi Başkanı seçilen Allahşükür Paşazade, bu görevle birlikte “Şeyhülislam” unvanı almıştır. Allahşükür Paşazade, Kafkas Müslümanları İdaresi tarihinde 12. Şeyhülislam ve aynı zamanda, Kafkas Müslümanları İdaresi Kadılar Şurası Başkanıdır.

 

1975 yılından itibaren halkın manevi yönden irşadı, milli ve manevi değerlerin inşası yönündeki üstün gayret ve faaliyetleriyle dini bir lider olarak boy gösteren ve önemli içtimai faaliyetlerin mimarı olan Allahşükür Paşazade, S.S.C.B rejimi içinde türlü zorluklara ve engellemelere rağmen bu görevini büyük bir başarıyla devam ettirmiştir. Etnik ve inanç gurupları açısından son derece çeşitlilik arz eden bir coğrafyada, insanı merkeze alan ve insanın eşref-i mahlûkat olduğu düşüncesinden hareket eden Allahşükür Paşazade aynı zamanda İslam’ın bir barış dini olduğu bilinciyle sürdürdüğü içtimai faaliyetlerinden dolayı bütün etnik ve dini gruplar tarafından büyük itibar görmüş, takdirle karşılanmıştır. Onun her türlü mezhepsel görüşü bir kenara bırakarak meselelere İslam’ın kuşatıcılığıyla yaklaşımı, Kafkasya’daki Müslümanlar arasında da büyük güven ve itibar kazanmasına neden olmuştur.

 

Şeyhülislam Allahşükür Paşazade 1989 yılındaki seçimleri kazanarak S.S.C.B Âli Sovyetine girmeye hak kazanmış, milletvekili olmuştur. Bu meclise seçilen ilk Müslüman din adamı olan Allahşükür Paşazade, bu yıldan itibaren bir siyasi temsilci olarak da öne çıkmaya başlamıştır. 1990 seçimlerinde de bağımsızlığını yeniden kazanan Azerbaycan Cumhuriyetinin ilk Milli Meclisine Nahcivan Milletvekili olarak giren Allahşükür Paşazade’nin hem Sovyet Döneminde hem de bağımsızlık döneminde halkını en yüksek organlarda temsil etmesi, halkın dini önderine olan yüksek sadakat ve itimadının bir göstergesi olarak değerlendirilmiştir.

 

Tarihi şahsiyetleri, tarihi hadiseler ortaya çıkarır. Milletin tarihinde ve talihinde önemli rol oynayan büyük liderler, her zaman milletin dara düştüğü kaos ve kargaşa dönemlerinde ortaya çıkmıştır. Allahşükür Paşazade’nin Azerbaycan halkının milli ve manevi önderi olarak ortaya çıkışını sağlayan hadise ise, “20 Ocak 1990” da meydana gelen ve Azerbaycan tarihinde “Kara Yanvar” olarak adlandırılan hadiseleridir.

 

Malum olduğu üzere 1988 yılından itibaren Karabağ’da Ermeniler ve Türkler arasında meydana gelen münferit hadiseler zamanla büyümüş ve etnik çatışmalara dönüşmüştür. Merkezi Sovyet yönetimin Ermeniler tarafında saf tutması nedeniyle büyüyen olaylar ülke geneline yayılmış, Bakü’de, günlerce devam eden “Meydan Hareketinin” doğmasına neden olmuştur. Daha sonra Azerbaycan’ı bağımsızlığa götüren ve S.S.C.B’nin dağılmasındaki en önemli amillerden biri olan Bakü’deki “Meydan Hareketi”, sabık S.S.C.B lideri Gorbaçov’un emriyle ve Rus tanklarının Bakü solaklarına girerek acımasız bir biçimde Azerbaycanlı sivilleri katletmesi sonucunda, kanlı şekilde bastırılmıştır. 

 

Azerbaycan tarihinde “Kara Yanvar” olarak adlandırılan ve 20 Ocak 1990’da Sovyet tanklarının “Azatlık Meydanına” girerek sivil halkın üzerine ateş açması sonucu, Bakü sokakları, yüzlerce günahsız masumun kanıyla sulanmıştır. Katledilenler arasında çocuklar, kadınlar ve ihtiyarlar da olmuştur. İnsanların tank paletleri ile ezildiği ve makineli tüfeklerle paramparça edildiği bu kanlı gece sonrasında, Azerbaycan halk korku ve dehşete kapılmıştır. Böyle zor bir zamanda ölümü göze alarak, bir halkın katliamlarla sindirilemeyeceğini yiğitçe haykıran; hem bir siyasi lider hem de bir dini önder olarak ortaya çıkan Allahşükür Paşazade, Bakü’de meydana gelen devlet terörünü sert bir dille kınamış ve büyük bir kahramanlık örneği göstererek, Bakü’deki katliamın emrini veren devrin S.S.C.B devlet başkanı Mihail Gorbaçov’a bir “açık mektup” yazmıştır. Allahşükür Paşazade sert bir dille ve Gorbaçov’u doğrudan itham eden bir üslupla kaleme aldığı mektubunda, şu ifadelere yer vermiştir: “ Devlet Başkanı olarak sizin imzanızla gerçekleştirilen bu kanlı katliamın, bu dehşet verici cinayetin hiçbir geçerli sebebi olamaz!”

 

20 Ocak 1990’da Sovyet Ordusunun “Meydan Hareketini bastırması için emir veren ve sivil halkın katledilmesine neden olan Gorbaçov’u, bu katliamın asıl sorumlusu olarak açıkça itham eden Allahşükür Paşazade’nin bu mektubu, çoğaltılarak Bakü’nün bütün sokaklarına, binalarına ve duvarlarına asılmıştır. Elbette Sovyetler Birliğinin henüz varlığını sürdürdüğü bir dönemde devlet başkanını açıkça suçlayan, onun otoritesini halkın gözünde sıfırlayan ve açıkça ona meydan okuyan bu mektubu yazmak, büyük bir cesaret ve kahramanlık gerektiriyordu. Böyle bir mektup halk için canını feda etmeye hazır; kendisini Allah yolunda şahadete adamış korkusuz biri mümin tarafından yazılabilirdi. O mübarek zat ise, Şeyhülislam Allahşükür Paşazade’den başkası değildi.

 

Sovyetler Birliğinin Devlet Başkanını açıkça suçlayan ve aslında S.S.C.B’nin artık meşruiyetini yitirdiğini açıkça dile getiren mektupta Allahşükür Paşazade: “Biz bu faciayla ilgili bütün gerçekleri dünya kamuoyuna duyuracağız, duyurmak için elimizden gelen her şeyi yapacağız. Siz, şöyle bir devletin başkanısınız: O devlet ki, imparatorluk iddiasıyla ortaya çıkıp milletlerarası anlaşmazlıkları ortadan kaldırmak yerine bu anlaşmazlıkları daha da kızıştırıyor. O devlet ki, ordusunu kendi vatandaşlarının katiline dönüştürüyor. O devlet ki, kendi vatandaşlarına refah ve huzurdan çok bela ve musibet bahşediyor. Böyle bir devlet, nefrete layıktır!” Allahşükür Paşazade’nin bu ifadeleri, adeta S.S.C.B’nin dağıldığının fermanı olarak anlaşılmıştır.

 

Allahşükür Paşazade, “20 Ocak 1990” da Azerbaycan halkına yönelik gerçekleştirilen katliamla, sindirilmeye çalışılan milleti, büyük bir mücadele örneği göstererek birlik olmaya çağırmış ve büyük bir kaosun yaşandığı, iktidarın muktedir olamadığı bir devirde, milletin iradesini sağlamlaştırmayı, azmini güçlendirmeyi başarmıştır. O karalı günlerde Kafkas Müslümanları İdaresi ve bu kurumun başkanı Allahşükür Paşazade, milletin kurtuluşu için ümit yerine dönüşmüştür.

 

Bakü’de devlet eliyle gerçekleştirilen kanlı katliama iki merkezden büyük itiraz gelmiştir. Merhum Lider Haydar Aliyev Moskova’da, bu katliama sert tepki göstererek dünya kamuoyu önünde, S.S.C.B’nin kendi halkına yönelen düşmanlığını açıkça ifşa etmiş; Şeyhülislam Hacı Allahşükür Paşazade ise Bakü’de Azerbaycanlıların devlet eliyle katliama tabi tutulmasına karşı sesini yükselterek Mihail Gorboçov’a nefret ve gazapla dolu bir açık mektup yazmıştır. Bu iki gür ses, Sovyetler Birliği Merkezi idaresini derinden sarsmış ve imparatorluğun çatırdamaya başladığını yani malumu ilan etmiştir.

 

20 Ocak 1990’da meydana gelen hadiseler karşısında Allahşükür Paşazade’nin koyduğu tavır ve korkusuzca yükselen sesi, dünya kamuoyu önünde onun Kafkasların dini lideri olarak tasdik ve kabul edilmesine ve bir lider olarak ortaya çıkmasına neden olmuştur. Onun S.S.C.B’ye bir veto tarzında kaleme aldığı mektup bir manifesto niteliği de taşımaktadır. Mihail Gorboçov’a şöyle seslenmiştir: “… Siz, kendi ülkesinde bir işgalci gibi davranan bu “ceza ordusunu” Bakü’ye sevk etmekle Sovyet Hükumetini rezil rüsva ettiniz ve bu yaptığınızla da bağımsızlık ve halkların geleceği gibi ilkelerin sizin yönetim anlayışına taban tabana zıt olduğunu gösterdiniz. Siz bu katliamın gerçekleştirilmesine göz yummakla kendinizi de beceriksiz bir siyasetçi ve niteliksiz bir devlet başkanı olarak tescil ve ifşa ettiniz. Bir yandan yabancı devletlerle barış anlaşmaları icra ederken diğer yandan kendi vatandaşlarına karşı amansız ceza tedbirlerinin hayata geçirilmesi için emir veren adamı “Sulh uğrunda mübariz” olarak adlandırmak en hafif tabirle liyakatsizliktir!”

 

Azerbaycan’daki siyasi istikrarsızlıktan ve Bakü’deki kaostan yararlanarak Ermeniler safında yer alıp “20 Yanvar Katliamını” icra eden S.S.C.B Merkezi Yönetimi, yüzlerce insanı tank paletleriyle ezip yüzlercesini kurşuna dizmiş olsa da milli uyanışı sindirmeye muvaffak olamamış; vahşi ve adaletsizce uygulamalarına karşı yükselen sesi susturamamıştır. Milli ve manevi duyguların bayrak bayrak dalgalandığı bir dönemde ayağa kalkan halkın en ön safında yer alan Allahşükür Paşazade, mezkûr mektubun devamında şöyle haykırıyordu: “…Ben bütün Azerbaycan halkının milli iradesini ifade ediyor ve katliamı icra eden ordunun Bakü’yü derhal terk etmesini talep ediyorum. Hiçbir halkı, o cümleden Azerbaycan halkını silahla susturmanız mümkün değildir. Bu mücadele 10 gün de sürebilir, Afganistan’daki gibi 10 yıl da devam edebilir.  Ne kadar sürerse sürsün, nihayetinde “hak ve adalet” galip gelecektir. Derin inam ve iman hissiyle yüzümü Allah-u Teâlâ’ya dönüyor ve onun ulu dergâhından şehit olan evlatlarımıza rahmet diliyorum. Allah, benim halkımın başına bu felaketi getirenleri, bu işe izin verenleri zelil etsin! Ya Rabbi, vatanımın bu ağır gününde, sen bize yardım et! Âmin!”

 

20 Ocak 1990’da meydana gelen hadiseler, hiç kuşkusuz Azerbaycan’daki milli uyanışı boğmak ve bağımsızlık için yükselen iradeyi susturmak için icra edilmiştir. Ama 1918’de kurulan ilk bağımsız Azerbaycan Devletinin banisi merhum M. Emin Resulzade’nin dediği gibi “Bir kere yükselen bayrak, bir daha inmemiştir. Bağımsızlık destanları tarih boyunca kan ve gözyaşıyla yazılmıştır. Azatlık Meydanında şehit olan canların kanı ve bir milletin gözyaşları, Azerbaycan’ı yeniden bağımsızlığa götüren yolun başlangıcı olmuştur. Toplarla, tanklarla, kurşunlarla sindirilmeye çalışılan millet, yeniden meydanlara dökülmüş ve şehitlerinin cenazesini omuzlamıştır.  Şehitlerin defin merasiminde ölümü göze alarak halkın önüne düşen Allahşükür Paşazade, Azerbaycan’ı bağımsızlığa götüren diğer milli liderlerle birlikte ve çok büyük cesaretle halkı için göğsünü siper ederek kitleyi peşinden sürüklemiştir. Böylesine zor zamanlarda halkın önüne düşen önderler, o halkın kutup yıldızlarıdır ve halka her zaman doğru yolu göstermişlerdir. Allahşükür Paşazade de Azerbaycan halkının kutup yıldızlarından biridir.

 

1918’de Bakü’yü işgalden halas eden Kafkas İslam Ordusunun, Bakü muharebelerinde şehit düşen erleri, Bakü’nün hâkim tepelerinden olan ve bu gün Şehitler Hıyabanı olarak adlandırılan bölgeye defnedilmişlerdir. Ancak Bolşevik işgalinden sonra bu şehitlik tarumar edilmiş, unutturulmaya çalışılmıştır. 20 Yanvar Hadiselerinden sonra şehitlerinin tabutlarını omuzlayarak hiçbir resmi otoriteye boyun eğmeden Şehitler Hıyabanına doğru yol alan halkın önündeki liderlerden biri de Şeyhülislam Allahşükür Paşazade olmuştur. O gün Şehitler Hıyabanına giden yol, Azerbaycan tarihini ve Azerbaycan’ın bağımsızlığını yeniden berpa eden kutlu bir yola dönüşmüştür.  O yol baskı ve zulümle kontrol edilmeye çalışılan bir halkın, menfur Rus İmparatorluğuna nefretini ve itirazını yolu, milli uyanış ve kurtuluşun yolu, adalet, istiklal ve azatlık yolu olmuştur. Bu yolda yürüyen halkın mücadelesini bağımsızlıkla taçlandırmasında, Şeyhülislam Allahşükür Paşazade de eşsiz hizmetler göstermiştir. O, sadece Azerbaycan’ın bağımsızlığının yeniden inşası yolundaki mücadelenin iştirakçisi değil;  aynı zamanda bu kutlu yolun baş eğmez kahramanlarından biri olmuştur.

 

Bağımsızlığı yolunda büyük mücadele verdiği Azerbaycan’ın çıkarlarını, günümüzde de, her fırsatta gözeten Allahşükür Paşazade, özellikle Ermenistan’ın hunhar katliamlarla vahşice işgal ettiği Dağlık Karabağ ve çevresindeki bir dizi vilayetin işgalden kurtarılması için yoğun diplomatik çaba sarf etmektedir. Bu vesileyle çeşitli devlet başkanlarına, farklı devletlerin meclis başkanlarına, uluslararası teşkilatlara mektuplar yollayan Şeyhülislam Allahşükür Paşazade, bilhassa Ermenistan’ın işgal ettiği Azerbaycan topraklarına hukuki statü vermeye kalkışan güçlere karşı siyasi mücadele vermektedir. Bu amaçla onları, yaratılmışların en şereflisi olan insana yapılan zulme ve Karabağ’da yaşanan insanlık dramına sessiz kalmamaya davet ediyor.

 

Şeyhülislam Allahşükür Paşazade’nin dini, içtimai ve siyasi faaliyetleri Azerbaycan topraklarıyla sınırlı değildir. O, Azerbaycan lehine geniş mikyaslı ve çok yönlü bir mücadeleyi devam ettirmektedir. 1992 yılında Kafkas Halkları Âli Dini Şurası Başkanı seçilen Allahşükür Paşazade, Çeçenistan ve İnguşistan’da dini tefrikalarla İslam’ı ideolojilere alet eden ve halkın tepkisini çeken, şiddeti meşrulaştıran radikal eğilimli grupların amaçlarını gerçekleştirmek için attıkları adımların engellenmesinde önemli faaliyetlerde bulunmuş ve bölgede barışın hâkim kılınması yönünde büyük çaba sarf etmiştir.

 

O, Kafkas Müslümanlarının Şeyhülislam’ı olarak katıldığı bütün önemli toplantılarda bölge halklarının manevi meselelerdeki hassasiyetlerini en yüksek seviyede korumakta ve onların haklarını büyük bir gayretle savunmaktadır. O, 1999 yılında Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Boris Yeltsin’e de bir mektup göndermiştir. Yeltsin’in, Çeçen halkını yok etmeye yönelik katı siyasetini tenkit eden Allahşükür Paşazade, Yeltsin’i, “İslam köktendinciliği” ve sözde “İslami terör” ile mücadele sloganıyla dünya kamuoyunda oluşan taraflı algıdan istifade ederek, bütün Çeçen Halkını terörist ilan eden yaklaşımı dolayısıyla lanetlemiştir.

 

Şeyhülislam Allahşükür Paşazade Ümmet şuuru ve Müslüman dayanışması ilkesinden hareket ederek geçmişte Irak’ta meydana gelen işgal hadiselerine, Filistin halkının uğradığı zulümlere karşı da itirazını en yüksek perdeden seslendirmiş; medeniyetin beşiği sayılan bu topraklardaki kutsal abidelerin, dini ziyaretgâhların, kadim tarihi eserlerin korunması için dünya devletleri ve uluslararası teşkilatlar nezdinde girişimlerde bulunmuştur. O, ABD ordusunun bağımsız Irak devletine müdahalesini ve işgalini, Filistin ve Lübnan’daki askeri müdahaleleri kesin bir dille kınamış; Kafkas Müslümanlarını temsil eden bir din adamı olarak dünyada barış, istikrar, huzur ve güvenin sağlanması yönünde çalışmayı kutsal bir görev addetmiş; bu amaçla 1998-2006 yılları arasında “Çağdaşlık Manevi Değerler”, Allah’ın Lütfu Halkın Halaskarı”, “Hoşgörü ülkesi: Azerbaycan,” “Globalleşme ve İslam”, “Globalleşen Dünyada İslam”, “İslam ve Hoşgörü”, konulu uluslararası sempozyumların düzenlenmesine öncülük etmiştir. Her zaman barış, diyalog ve hoşgörüden yana tavır koyan Şeyhülislam Allahşükür Paşazade, katılmış olduğu uluslararası konferanslarda da daima dinler arasında hoşgörünün geliştirilmesi için diyalogun önemini, milletler ve devletlerarasında gerginliğe neden olan ve çatışmaya dönüşen anlaşmazlıkların barış yoluyla çözülmesi gerektiğini, karşılıklı hoşgörünün dünyaya nizam ve barış getireceğini vurgulayarak, bu düşünceleriyle uluslararası alanda haklı bir saygınlık kazanmıştır.

 

Bağımsız Devletler Topluluğu Dinler arası Şurasının Eş başkanı olan Şeyhülislam Allahşükür Paşazade, 2002 yılında Tiflis’te “Kafkasya’da Barış İçin İşbirliği” forumunu, 2006 yılında “Dünya Dini Liderlerinin Moskova Zirvesini”, 2010 yılında “Dünya Dini Liderlerinin Bakü Zirvesi” gibi uluslararası toplantılara öncülük ederek Batı’da büyük nüfuz kazanmıştır. Bu faaliyetleriyle 2009 yılında UNESCO bünyesinde kurulan “Din Adamları Yüksek İstişare Kurulu” üyeliğine seçilmiştir.

 

Modern toplumlarda, geleneksel bazı dini ritüellerin dönüştürülmesi gerektiği düşüncesinden hareket eden ve aydın görüşlü bir din adamı olan Şeyhülislam Allahşükür Paşazade, İslam tarihinin en feci hadiselerinden biri olan ve Peygamber Efendimizin torunu Hazreti Hüseyin’in şehit edilmesine neden Kerbela Vakıasını anma törenlerinde icra edilen geleneksel “kan çıkarma” ayininin toplumun hayrına kan bağışı şekline dönüşmesini sağlayarak büyük bir başarıya imza atmıştır. Malum olduğu üzere, Muharrem Ayının onuncu gününde insanlar Hazreti Hüseyin’in acısını paylaşmak ve o feci hadiseyi yâd etmek için başlarından ve bedenlerinden kan akıtıyorlardı.   Allahşükür Paşazade, Aşure günlerindeki sembolik “kan çıkarma ayininin” mahiyetinin korunması şartıyla, bu ayinin toplum yararına hayırlı bir işe dönüşmesini sağlayabilmiştir. Şeyhülislam Allahşükür Paşazade’nin girişimiyle Aşure günlerinde Azerbaycan’ın birçok mescit ve ziyaretgâhlarında İmam Hüseyin hatırasına “kan bağışı” kampanyalarına katılan Müslümanlar hem kutsal saydıkları insanlara saygısını göstermekte hem de hasta, özellikle lösemili hastalara yardım etmektedirler. Mahiyetinin korunmasıyla beraber, Azerbaycan’daki bu geleneksel ayinin şekil değiştirmesi, Allahşükür Paşazade sayesinde olmuştur.

 

Şeyhülislam Allahşükür Paşazade’nin ilmi faaliyetleri ve eserleri de çok çeşitlilik arz etmektedir. 1992 yılında tarih alanında doktora tezini müdafaa eden Şeyhülislam, 1999 yılında da ilahiyat alanında Profesör unvanını almıştır. O, tarih ve ilahiyat alanlarında “Kafkasya’da İslam”, “İslam’da Ümmet ve Milliyetçilik”, “Kuran’ın Tefsiri ve Tercümesi Tarihi”, “Kuran-ı Kerim’in İlahi Hükümleri ve Öğrenilmesi”, “İslam’da Şehitlik”, “Milli Münasebetler ve Din”, “Kuran-ı Kerim’in İcazkârlığı”, “Kuran-ı Kerim’de İnsan Tabiatı” adlı ilmi eserler ve çok sayıda ilmi makalenin müellifidir.

 

Bütün Kafkasya Müslümanlarının Şeyhülislam’ı olan Allahşükür Paşazade Uluslararası İslam Kongresi, Uluslararası Halk Rehberliği, Uluslararası Sulh Şurası, Avrasya İslam Şurası, Uluslararası “Vicdana Çağrı” Vakfı ve diğer bir dizi nüfuzlu uluslararası teşkilatın yönetim kurulu üyesidir.  2013 yılı Nisan ayında beş yıllığına Bağımsız Devletler Topluluğu Müslümanları İstişare Heyetinin Başkanı seçilen Şeyhülislam Allahşükür Paşazade Azerbaycan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Af Komisyonunun da üyesidir.

 

Kafkasya Halkları Âli Dini Şurasının Başkanı olan Şeyhülislam Allahşükür Paşazade’nin hayatı ve mücadelesiyle ilgili “Merhametli ve Şefkatli Kalp”, “Bizim Bir Şeyhimiz Var”, “Şeyhülislam”, “Şeyhülislam: İçtimai Hadim ve Âlim”, “Kafkas Müslümanları İdaresi ve Ermenistan Azerbaycan Çatışması”, “Mukaddes Ömrün Anları”, “On ikinci Şeyhülislam”, “Tan Yıldızı”, “Allah’ın Lütfu: 25 Yıl Şeyhülislamlık”, “Şeyhülislam Allahşükür Paşazade: İlim ve Dinin Vahdeti”, “Şeyhülislamlık Yolu”, “Nurlu Yolun Müdrik Seyyahı”, “Şeyhülislam: Alın yazısı”, “Şeref ve Şöhretin Zirvesi”, “Şeyhülislam: Gelenek ve Çağdaşlığın Vahdeti”, “İki Asrin Şeyhülislam’ı”, “Dinler Arası Diyalog: Karşılıklı Anlaşmadan İşbirliğine Doğru”, “Şeyhülislam Allahşükür Paşazade’nin Nişan ve Madalyaları”, “Şeyhülislam Allahşükür Paşazade: Görkemli Din Adamı, Barış Elçisi” adlı birçok kitap ve yüzlerce makale yayımlanmıştır.

 

Şeyhülislam Allahşükür Paşazade’nin İslam’a, Müslüman Halklara ve Dünya Barışına yönelik hizmetleri Azerbaycan devleti ve diğer devletler ile pek çok uluslararası kuruluşlar tarafından, büyük mükâfatlara layık görülmüştür.

 

Azerbaycan Devleti tarafından “Şöhret”, “İstiklal” ve “Şeref” nişanlarıyla ödüllendirilen Allahşükür Paşazade, Farklı devletler ve dini kurumları tarafından da yüksek dereceli “devlet nişanları” ve “madalyalarla” taltif edilmiştir.

 

O, Milletler Arası Dostluk Nişanı (1988), (SSCB), El-İlm ve l'amal Nişanı (1992), (Mısır), Şöhret Nişanı (1994), (Mısır), İstiklal Nişanı (1999), (Azerbaycan), 1. Derecede Aziz Vladimir Nişanı (2001), (Rus Ortodoks Kilisesi), Şeref Nişanı (2001), (Gürcistan)  gibi büyük ödüllerin sahibidir.

 

Azerbaycan’ın milli lideri Haydar Aliyev Şeyhülislam Allahşükür Paşazade’yi “İstiklal” nişanıyla taltif ettikten sonra ona yazdığı mektupta şu ifadelere yer vermiştir: “… Siz dini ve içtimai bir hadim olarak uluslararası âlemde de büyük bir nüfuza sahipsiniz. Sizin Azerbaycan hakikatlerinin dünya kamuoyuna ulaştırılması ve Kafkasya’da barış, huzur ve güvenliğin teminiyle ilgili faaliyetleriniz takdire şayandır. Kuran-ı Kerim’in bütün insanlığa tebliğ ettiği hak, adalet ve hümanizm idealleri, sizin İslam âleminin problemlerinin halli yolunda attığınız adımlara rehber olmuştur”.

 

6 Kasım 2009’da Bakü’de gerçekleştirilen “Dinler Arası Diyalog: Karşılıklı Anlaşmadan İşbirliğine Doğru” adlı Uluslararası Konferansta Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’de onun faaliyetlerine yüksek değer vererek şunları söylemiştir: “Şeyhülislam Hazretleri otuz yıldır bu yüksek görevde Azerbaycan adına görev yapıyor. Hem Sovyetler Birliği Döneminde hem de Bağımsız Azerbaycan’ın inşası döneminde önemli işler yapmıştır. Elbette her iki dönem arasında büyük farklılıklar vardır. Ama buna rağmen Şeyhülislam Hazretleri, üstelik de çok çetin ideolojik çerçeveler içinde dahi her zaman adaleti dile getirmiş, sözünü söylemekten çekinmemiştir. Ülkemizin en zor zamanlarında Şeyhülislam en ön saflardaydı. Bağımsızlık arifesinde Azerbaycan’da çok ağır hadiseler yaşanırken Şeyhülislam Hazretlerinin müdrik sözleri, onun bir vatandaş olarak ilkeli tutumu, Azerbaycan’ı daha büyük belalardan kurtarmıştır”.

 

Şeyhülislam Allahşükür Paşazade bu gün Azerbaycan halkının talihiyle ilgili hem İslam âleminde hem de bütün dünyadaki içtima- siyasi süreçleri, küresel meselelerin halli için yakından takip ediyor ve bu aydınlık yolda Azerbaycan’ın ve Müslümanların haklarını korumak için var gücüyle çalışıyor. Allahşükür Paşazade kutlu İslam davasının ve İslam’ın nurlu yolunun önderi, rehberidir. Çıkmış olduğu bu aydınlık yolda, milyonlarca Müslüman’ı da peşinden sürüklemektedir.

 

Sadece Kafkasya’nın ve Kafkasya Müslümanlarının değil; sahip olduğu ilim,  geleceğe dönük terakkiperver düşünceleri ve yürüttüğü önemli faaliyetlerle bütün İslam âleminin parlak bir yıldızına dönüşen ve küresel meseleler karşısında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yürüttüğü siyaseti ve söylemlerini de överek: "Türkiye'nin yürüttüğü siyaset ve Erdoğan'ın İslam dünyasındaki siyaseti bir daha gösterdi ki, İslam'dan, Müslüman'dan korkmak gerekmez” diyen ve Erdoğan'ın izlediği siyasetin Türkiye sınırları dışına çıktığını, bütün Müslümanların Erdoğan'ı sevdiğini, onun siyasetini ve konuşmalarını izlediğini,  Şeyhülislam Allahşükür Paşazade, tüm Müslümanlarca iftihar edilmesi gereken bir dini liderdir.

Bu kutlu yolda ilerlemesi ve onu takip eden Müslümanları dünya ölçeğinde daha farklı mevkilere taşıması için, Allah ona uzun ömürler versin.

 

İmdat AVŞAR

Bu haber 107 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
RESÜLLAH'IN TÜRKİYE TEMİNATI (Şiir)09 Aralık 2018

Sponsor Alanı

Sponsor Alanı

REKLAM ALANI 

ANKET

ANAMUR OKULLARINDA SERBEST KIYAFET UYGULANSIN MI?




Tüm Anketler

0cak - 2012 / Her Hakkı Saklıdır / Kaynak gösterilip, sitemizin ilgili sayfasına link verilerek alıntı yapılabilir. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir-Site ticari olmayıp, kütüre hizmet eder.
RSS Kaynağı | Anasayfa | İletişim

(c)2012 Anamur Sedir