![]() | |||||||||||||||||
| |||||||||||||||||
|
| |||||||||||||||||
Sponsor Alanı
Anamur SEDİR
Anamur SEDİR 1993-1994-Aralık 1993 1. Sayı-Ocak 1994 2. Sayı -Şubat 1994 3. Sayı -Mart 1994 4. Sayı -Mayıs 1994 5. Sayı SaatHİKÂYELER
İmran AKSOY HikâyeleriAna MenüSponsor Alanı
Ziyaretçi Bilgileri
HAVA DURUMU |
KÜRESELLEŞME SÜRECİNDE KÜLTÜR VE SANAT
29 ?ubat 2012, 22:00 1961 yılında, Doğu Almanya vatandaşlarının, Batı Almanya’ya kaçışlarını önlemek için, 1961 yılında inşa edilen Berlin Duvarı’nın 1989 yılında yıkılması, ardından da Doğu Avrupa’daki rejimlerin bir biri ardına çökmesiyle, politik dengeler sarsılmış, dünya hızlı bir değişim sürecine girmiştir. Eski komünist, yenidünyanın ise özgürlüklerini elde etmek için sabırsızlanan insanları ile Batı arasında hiç görülmemiş bir işbirliği başladı. Bu yeni değişim süreci, bir taraftan yeni imkânlar, zenginlikler sunarken, diğer taraftan toplumlar arasındaki dengesizliklerin git gide artmasına, ülkeler ve sınıflar arasındaki uçurumların da büyümesine neden oldu. Kapitalist üretim tarzının Dünya genelindeki yayılma süreci olarak kabul edilen bu durum, 1990 lı yıllardan itibaren sıkça duyulmaya başlayacak olan “Küreselleşme: Globalleşme” kavramının literatürlerimize yerleşmesine neden oldu. Bu yeni kavram ise, dünya üzerindeki sosyal, kültürel ve ekonomik değerlerin uluslar arası alanda yayılıp kabul görmesi, bir başka deyişle, ulusal bir alanda üretilmiş değerlerin, ulusal sınırları aşması olarak da tanımlandı. Küreselleşmeyle birlikte, dünya üzerinde yaşam standartlar yükseliyormuş gibi görünse de, aslında zengin ve yoksul milletler arasındaki fark hızla artmış, paranın psikolojik silah olarak kullanılmaya başlanmasıyla ekonomik savaşlar yapılmaya başlamıştır. Baskın ekonomik kuvvetler küreye ait dengeleri bozmuş, kürede her geçen gün tüketim ve üretim artar hale gelmiştir. Küreselleşme adı verilen bu yeni değişim süreci, kimi araştırmacılara göre, tarım ve endüstri devriminden sonra insanoğlunun karşısına çıkan üçüncü büyük devrim olarak kabul edilmektedir. Siyasal, ekonomik ve kültürel olmak üzere üç boyutta değerlendirilmesi gereken bir kavram olarak karşımıza çıkar. Siyasal ayağı, dünyadaki ulus ya da din temeline dayalı devletler yerine, para ve sermayeye dayalı yeni bir devlet düzeninin kurulmasından yanadır. Taraftarları ise küresel çapta faaliyet yürüten şirketlerdir. Ekonomik boyutu da bu aşamada devreye girer. Kapitalizmin ve emperyalizmin son aşaması olduğunu kabul etmek yerinde olur. Amaç; çok uluslu şirketlere ve onların arkasındaki güçlere bir nevi ekonomik ve siyasi egemenlik sağlamaktır.
Küreselleşme olgusu, varlığını siyasal, ekonomik ve kültürel alanda hissettirmesine karşın, çoğu bilim adamı ve araştırmacı ekonomik ve siyasal boyutunu ön plâna çıkararak küreselleşmenin bir kapitalist yapılanma şekli olduğu konusunda görüş birliği içindedir. Böylece küreselleşmenin kültürler üzerindeki etkisi ya göz ardı edilir, ya da göz ardı edilmesi istenir. Ancak, Küreselleşmenin kültürel alana etkilerini inceleyen Waters’a göre kültürel boyutu ekonomik ve siyasi alanda yaşanandan daha büyüktür.
Postmodernizm olarak ifade edilen kültürel boyutu, dikkatli incelendiğinde küreselleşmenin ekonomik boyutuyla çok yakın bir temas içerisinde olduğu görülecektir. Zira küreselleşmeyle ortaya çıkan uluslararası sermayenin egemen anlayışı, az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkeleri marka tutkunu haline getirmiş ve onları tüketim toplumu haline dönüştürmüştür. Marka tüketen toplumların fertleri ise, kültürleriyle uzaktan yakından ilgisi olmayan ürünlerle kültürel değişimi yaşamaya başlamış, benzer davranış kalıpları içine hapsedilmiştir. Küreselleşme, az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeleri hızlı, dengesiz ve kontrolsüz bir değişime sürüklemektedir. Bu hızlı, dengesiz, kontrolsüz değişim ve gelişim içerisinde olan ülkelerde küreselleşme kavramı iletişim teknolojileri ve zenginlikleri ile doğru orantılı olarak uluslararası, ulusal, bölgesel ve yerel katmanlara ait siyasi, ekonomik, sosyal, ekolojik, kültürel ve hatta coğrafik sistemlerin birbirlerine karşı farkındalıklarının git gide artmasına neden olmaktadır. Zira iletişim teknolojileri insanların, etik değerleri, örfleri, adet ve gelenekleriyle karşı karşıya kalmalarına sebep olmakta, sosyal dengeler, bunlara ait değerler yıpranma tehdidine maruz kalmaktadır. İnsanlarının ihtiyaç duyduğu ve varlıklarının temel değerlerini oluşturan birçok kavram bu durumda tartışma konusu haline gelmektedir. Ülke olarak bütün kültürel dokuları derinlemesine etkileyen ve yaşamın her alanına sızan küreselleşme sürecinin dışında kalabilmemiz kuşkusuz mümkün görünmemektedir. Hal böyle iken, insanı biçimlendiren ona yeni donanımlar ve tecrübeler kazandıran politikalar geliştirmemiz gerekmektedir. Zira Türkiye gibi, küresel gelişme skalasının ortalarında yer alan, ancak gelecekteki büyüme stratejisini Batı ile entegrasyon çerçevesinde şekillendirmiş bulunan bir ülke için uluslararası ekonomik ve teknolojik işbirliği, doğal olarak kültür ve sanat alanlarında işbirliği gereğini de beraberinde getirmektedir. Ancak bu iş birliği kültürel bir yozlaşmayı da beraberinde getirmemelidir. Zira gelişmiş ülkeler, gelişmekte olan ülkelere göre, küreselleşmenin etkilerinden kendilerini daha iyi koruyabilmekte iken, az gelişmiş ülkelerde aynı durum söz konusu değildir. Küreselleşme ile birlikte Dünya üzerinde yaşayan insanların bir birleri ile sosyal ilişkiler kurması sağlanıp, birbirlerine ihtiyaçları artmış gibi gösterilerek kültürel dengeler bozulmaya çalışılmaktadır. Türkiye’nin bu çıkmazdan kurtulabilmesi için, kültürel yapısına uygun, toplumsal gereksinimlerini gözeten bir politika geliştirmesi gerekmektedir. Bu amaçla da kültürel değerleri kavrayabilecek, küresel değere sahip bilgi üretebilecek, milli değerlerine sahip çıkan, onlar koruyan ve yücelten sanatçılar yetiştirmek zorunlu hale gelmektedir. Küreselleşmenin tek yönlü hareketiyle deforme olmuş değerler, tepeden inme dayatmalarla değil, eğitim sistemiyle, bireylerin tek tek bilinçlendirilmeleriyle yeniden biçimlendirilebilir ve düzenlenebilir. Eğitimsel ve kültürel anlamda gerçek ve kalıcı bir gelişim için, gelişimin temellerini kültürel değerlerimizde aramamız gerekmektedir. Aksi taktirde, küreselleşme adına, sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda şekillenen, belki de dayatılan kültür ve sanat, ciddi boyutlarda yozlaşmayı ve dejenerasyonu beraberinde getirdiği gibi, geçmiş, şimdi ve gelecek arasındaki eklektik yapının da kopmasına neden olacaktır. Çünkü küreselleşmenin kültürel boyutunu ifade eden postmodernizm, kültürlerin parçalanıp, çoklu ve çatışmacı kimliklerin oluşmasını, kuralların bozulmasını, ironi, melezleşme ve geçmişin reddini ön plana çıkartırken, insan yaşamının şimdiki anına vurgu yapıp, bu anın dışında kalan diğer dönemlerinden soyutlamaktadır.
Söz konusu bu soyutlamanın araçları ise kapitalizmin gelişmesiyle beraber tüketilecek mal ve hizmet olanaklarının artmış olması ve satış, pazarlama, reklâm ve kolay kredi yoluyla gereksinmelerin anında karşılanabilmesi sonucu toplumun tüketmeye ilişkin güdülenmesi ile ortaya çıkmaktadır. Yani, dünyanın hangi ülkesinde olursa olsun, parıltılı alışveriş merkezleri, fast-food lokantaların varlığı, içilen sigaranın, giysilerin aynı markadan olması, aynı bilgisayar oyunlarının oynanıp, aynı Hollywood filmlerinin izlenmesi, aynı pop müzik yıldızlarının dinlenmesi tüketime ilişkin yaratılan homojen kültürün varlığını vurgulamaktadır.
Küreselleşmenin bir diğer kültürel boyutu, postmodernizmin bütüncül bir bakış açısı yerine toplumdaki tekil öznelerin, örneğin kadınların, azınlıkların, eşcinsellerin çeşitli toplumsal kümelerin bakış açısını öne çıkarmasıdır. Kültürel çoğulculuğa dayalı yapılan çözümlemelerden izlendiği kadarıyla, modernliğin kültürel evrensellik hedefi reddedilmekte, kültürel çoğulculuk, yeni özneler, yeni etnik kökenler, yeni bölgeler, yeni cemaatleri tanımaktadır. Bireyin bağlı olduğunu hissettiği ne kadar geçmişten kalma kolektif kimlik varsa bütün bunlardan, yani kimliklerin temsil ettiği gruplardan kopması gerekmektedir. Bundan da, bireyin kamu alanına karşı duyarsızlığı ve ilgisizliğinin artması amaçlanmaktadır. Bireyselleşme ya da bireyin yalnızlaşması ve eş zamanlı süreçte kökten dinci hareketler, mikro-milliyetçilik gibi olguların öne çıkması bireyin bir şekilde kendisini koruyacağı alanlar olarak konumlanmasını ortaya çıkarmaktadır. Bu da kendisini yeni sağ anlayışın muhafazakâr kurumlarında, iş bulma gibi pratik kaygıları da dâhil ederek, çözüm aranmasını gündeme getirmektedir. Böylece postmodernizm, eğilimler arasındaki ayrımları ilgisiz hale getiren bir “kültür hareketi” olarak şekillenmektedir. Çünkü ister muhafazakâr, ister isyankâr, ister devrimci, isterse ilerici olsun bu eğilimlerin hepsi postmodern hareketin bir parçası olabilmektedir. Bu da, bireyin sınıf kültüründen soyutlanması biçiminde kendini ortaya koymakta ve kendisine, yaşadığı topluma ve dünyaya karşı bir ilgisizliğin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. KAYNAKLAR __________________________________________ -Çalışkan, E. (2011), Küreselleşme ve Eğitim, www.egitisim.gen.tr -Kutun, M. ( 2005), Küreselleşme ve Kamu Yönetimi: Türkiye Örneği, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Mersin Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kamu Yönetimi Anabilim Dalı, Mersin -Stuart, H.- Heil, D. (1995), Yeni Zamanlar, Çev:Abdullah Yılmaz, Ayrıntı Yayınları, İstanbul -Tezcan, M. (2002), Küreselleşmenin Eğitim Boyutu, Eğitim Araştırmaları Dergisi, Sayı 6 -Wayne, E. (2003), Küreselleşmeyi Anlama Kılavuzu, Çev: Betül Dilan Genç, Metis Yayınları, İstanbul -Yayla A. ( 2006), Küreselleşme ve Folklor, Folklor / Edebiyat Dergisi, Sayı: 454, -Zeren, G. (2006), Bilgi Çağı ve Küreselleşme Sürecinde Sanat Eğitimcisi Kimliği Sorunsalı, Kastamonu Eğitim Dergisi, Cilt 14, No:2 Bu haber 6227 defa okunmuştur.
|
Sponsor Alanı
SANATIN İÇİNDEN ;Sponsor Alanı
|
|||||||||||||||
|
0cak - 2012 / Her Hakkı Saklıdır / Kaynak gösterilip, sitemizin ilgili sayfasına link verilerek alıntı yapılabilir.
Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir-Site ticari olmayıp, kütüre hizmet eder. |
|||||||||||||||||