anamursedir-anamur dergi
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

Sponsor Alanı

  REKLAM ALANI

Anamur SEDİR

Anamur SEDİR 1993-1994

   -Aralık   1993  1. Sayı
   -Ocak    1994  2. Sayı
   -Şubat   1994  3. Sayı
   -Mart     1994  4. Sayı
   -Mayıs   1994  5. Sayı

Saat

Ana Menü

Ziyaretçi Bilgileri

»Aktif 47  
»Bugün 1607  
»Toplam 3615261  
Sayın Ziyaretçimiz
»IP'niz | 54.196.72.162
» Bu sitemizi ziyaretiniz

HAVA DURUMU

ANAMUR

Dost Siteler

www.anamurunsesi.com

 

Sponsor Alanı

YENİ BİR TAŞKENT EFSANESİ

Hüseyin DENİZ

03 Ocak 2015, 22:10

Hüseyin DENİZ

YENİ BİR TAŞKENT EFSANESİ

Bu Taşkent denen yer bir kutlu kenttir. Soğuk  soğuk suları, ulu ulu ormanları vardır. Toprağına kan ek, can biter. Çayırlarının ucu bucağı görünmez. Ve illa insanları insandır. Yahşiye yahşi yamana yaman derler ya. Bunlar yahşiye de yahşidir, yamana da.

        Burada Yörüğün hası eğleşir. Bunlar göçebedir. Dağların dilinden, rüzgarın sesinden destan yazarlar.

        Bu Yörük kısmı yaşamayı sever. Özgürlüğü sever. Gökyüzünü, yağmuru, çimi çimeni, otu çiçeği sever ki sevmek dediğin öyle olur.

        Bu Yörük tayfası yaylalara öyle bir tutku ile bağlıdır ki toprağa cemre düştü mü onları tutabilene aşk olsun. Sürüsünü önüne katar, süre süre soluğu Barcın’da alır. Barcın, yaylanın hasıdır.

        Bu Yörük tayfasında kaç göç yoktur. Cümle insanları kardeş bilir, kapılarını ve kalplerini açarlar. Kapılarına her geleni Hızır bellerler. Yoksuldurlar ama cömerttirler.

        Bundan yüzlerce yıl önce… Bir gün…

Selçuklu Sultanı Alaattin Keykubat atına biner ve dolaşmaya çıkar. Bu dolaşma şöyle böyle bir dolaşma değildir hani. Sultan bunalmıştır. Çevresi üstüne üstüne gelmeye başlamıştır.

Çevresindeki insanlar, binalar, ağaçlar, taşlar…. Alıp başını gitmek derler ya… İşte öyle bir şey.

        O Alaattin Tepesi, o Alattin Tepesi’ndeki saray var ya, dar gelir sultana.  Ne sarayı? Koskoca Konya ovası dar gelir. Çıkıp gitmek, kendi olmadığı zamanlarda şu saray halkı ne yapacaklar bir görmek diler koca sultan. Hem de mülkünü görmek, âbâd mı berbâd mı bilmek diler.

        Atını tepikler. Attır, uçar adeta. Derelerden sel gibi tepelerden yel gibi giderek bu Taşkent denen yere gelir.

        Gelir ya, gün de eğilir.

        Sultan Alaattin acıktığını, ille de susadığını fark eder. Gözleri bir çeşme, bir pınar arar suyu içilesi. Ta uzaklarda bir duman tüttüğünü görür ve atını o yana doğru sürer. Varıp bakar ki ne baksın: Ulu bir çam ağacı. Ağacın altında bir alaçık. Az ileride ağıllar var. Ama asıl yanıbaşında bir çeşme var gürül gürül akan. Bu çeşmenin üç oluğundan sular akıp, az aşağıda bir değirmen döndürecekmiş kadar akıp gidiyor. Çeşmenin sağında solunda yarpızlar diz boyu. Suyun gidebildiği yerlerde çayırlar alabildiğine yeşil. Ta ileride gürbüz tosunlar yayılıyor. Uzaklardan keçi çıngıraklarının sesleri geliyor. 

      

    
       Sultan atını sürer, çeşmenin başına varır. Çeşmenin başında bir Yörük gelini vardır. Testiye su doldurmaktadır. Sultan atından inmeden selam verir ve;
 
 

        “Hanım kızım der, Allah rızası için bir tas su ver de içeyim.” 

Kadın onu şöyle bir tepeden tırnağa süzer ve “Efendim der anladım ki yorgunsunuz. Atınız da yorgun… Hanemize buyurun, konuğumuz olun da size ikramda bulunalım.

Sultan ya. İnsanların ne yiyip ne içtiğini, nerelerde oturduğunu merak eder. Atından iner. Atını alaçığın önündeki çam torusuna bağlar ve büyükçe bir kayanın üstüne oturur.  Az sonra kadın elinde bir tas suyla gelir. Tası edeplice uzatır.

“Beyim der, bizde yoldan gelene aç mısın diye sorulmaz. Onun için ben de sormuyorum. Ocakta sacımız, leğende hamurumuz vardır. Çam sakızı çoban armağanı size ikramda bulunmak isteriz.”

Sultan hafifçe gülümseyerek bekler. Yoldan gelene sual sormamayı o, kentlere has bir gelenek bellemiştir. Dağ başında bir Anadolu kadınının gelene sofra sererek gösterdiği cömertliğe karşı içinde bir hayranlık duygusu kabarır.

Kadın az sonra elinde büyükçe bir sini ile gelir. Sinide peynir, tereyağı ve bazlama, bir çamçakta ayran vardır. Ayran keyfinden köpürmüştür. Sultan bu sofrayı önce beğenmez. Nasıl beğensin ki saraydaki sofrasında çeşit çeşit av etleri ve ekmekler, dünya mutfağının en seçkin yemekleri ve içecekleri emrine amadedir.  Ama renk vermez. Sonra hocasının ona söylediği “Sultanım, varını veren utanmaz, ve de utandırmamak gerektir” sözünü hatırlar.

Sofradaki bazlamanın ucundan bir lokma koparır. Peyniri sarar ve üzeri ayranlı tereyağına banıp ağzına atar. Sonra da üzerine irice bir yudum ayran içer. İşte o an açıktığını, ama kurtlar gibi acıktığını fark eder ve sultanlık, devletluluk kalmaz. İki üç bazlama ile tereyağını ve peyniri güzelce gövdeye indirir. 

Yörük gelini az sonra gözlerinin içi gülerek gelir. Ayakta durur. Elleri kınalıdır. Saçı uzundur. Baştan aşağıya üç etek ve tuman giymiştir. Kolunda gök boncuktan bir bilezik vardır.

“Beyimizin yorgunluğunun geçmesi için şu ağacın gölgesine bir döşek attım. İsterse geçip dinlensin” der. Sultan, kadının gösterdiği ağacın dibine doğru yürür. Ağacın dibinde bir döşek ve kaba bir yastık vardır. Hava türül türül çam sakızı ve çam pürüsü tütmektedir. Ayaklarını hafifçe büker, yamçısını üstüne örter ve gözlerini kapatır. Her şeyi unutur. Ne saray entrikaları vardır düşlerinde, ne komşu devletlerle itiş kakışlar. Atına binmiş uçmaktadır. Yemyeşil bir vadinin içinde kanatlanmış bir kuş gibidir. Etrafındaki düşmanlıklar silinmiştir. Her şey, her şey ona dosttur.

Sultan uyandığında günün ikindi olduğunu ve kuş gibi hafiflediğini fark eder. Böyle bir yaylada çekilen bir dilim uykunun insanı bütün dert ve tasalarından nasıl uzaklaştırdığını bizzat görmüştür.

Kalkar, yerinden doğrulur. O sırada alaçıktan çıkan ak saçlı, ak sakallı bir adam yanına gelir ve selam verir. Sultan onun selamını alır ve yer gösterir. Kim olduğunu sorar. Adam bu alaçığın sahibi olduğunu, çocuklarının davarda olduğunu söyler.  

Sultan Allaattin dinlenmiş ve öğreneceğini de öğrenmiştir: Herkes işinde gücündedir. Halk erdemlidir. Saraydaki entrika ve dedikodulardan uzaktır.  Kentlerdeki taassup ve ötekileştirme taşrada yoktur. Dini biraz daha aslına sadık kalmak için zorlama, çığırından çıkarma, halktan ilgi görmez. Millet dinine, devletine, insanına bağlı, doğasına saygılıdır. Yüreğindeki Allah vergisi olan insan sevgisi her şeyi kuşatacak ve kucaklayacak kadar geniş ve bereketlidir. 

Bazı kimseler derler ki yaşlı adam Sultana kim olduğunu, nereden geldiğini sormuş. O da bu ülkenin sultanı olduğunu, ne dilerlerse yerine getireceğini söylemiş.

Öyle bir şey olmaz, olamaz. Bu Yörükler, evlerine gelenin kim olduğunu pek sormazlar. Her gelene sultan muamelesi yaparlar. İzzet ü ikram, onlarda dededen toruna gelenektir.  

Sultan atına biner, yanına yaklaşan yaşlı adamla gelinden helallik diler. Yaşlı adam da gelini de can u gönülden haklarını helâl ederler. Yaşlı adam, “Ağam der, biz sadece seninle ekmeğimizi bölüştük. Biliriz ki iki kişinin azığı üç kişiye de yeter. Bilelim ki toprak ana hepimize yetecek azığı verecek kadar cömerttir. Bu böyle biline ve kavgaya gürültüye mahal verilmeye.”

Sultan Alaaddin, ellerini açar ve “Artsın eksilmesin, taşsın dökülmesin! Ağacınız kurumasın, güzeliniz farımasın!” diye dua eder. Ve atını doldurur.

İşte o zamandan beri bu Taşkent insanı yokluk nedir bilmez. En keskin kıtlıklar bu diyara uğramaz. Bir de kadınları geç yaşlara kadar güzelliğinden bir şey yitirmez. Ağaçlar da her yıl tepesine kadar budandığı halde kurumaz.

Yom verelim Hanım! Buyurun: 

Sularımız kurumasın, güzellikler farımasın!

 

        Hüseyin DENİZ

        hdeniz33@hotmail.com

Bu haber 1963 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
Mersin-Antalya yolunda yeni aşama…21 Ekim 2017

Sponsor Alanı

REKLAM ALANI 

ANKET

ANAMUR OKULLARINDA SERBEST KIYAFET UYGULANSIN MI?




Tüm Anketler

Sponsor Alanı

0cak - 2012 / Her Hakkı Saklıdır / Kaynak gösterilip, sitemizin ilgili sayfasına link verilerek alıntı yapılabilir. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir-Site ticari olmayıp, kütüre hizmet eder.
RSS Kaynağı | Anasayfa | İletişim

(c)2012 Anamur Sedir