anamursedir-anamur dergi
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

Sponsor Alanı

Anamur SEDİR

Anamur SEDİR 1993-1994

   -Aralık   1993  1. Sayı
   -Ocak    1994  2. Sayı
   -Şubat   1994  3. Sayı
   -Mart     1994  4. Sayı
   -Mayıs   1994  5. Sayı

Saat

Ana Menü

Ziyaretçi Bilgileri

»Aktif 10  
»Bugün 1506  
»Toplam 1184697  
Sayın Ziyaretçimiz
»IP'niz | 54.81.52.32
» Bu sitemizi ziyaretiniz

HAVA DURUMU

ANAMUR

Dost Siteler

 

www.anamurunsesi.com

 

Sponsor Alanı

Anamur SEDİR 2. SAYI-1994

 
                                                      

İÇİNDEKİLER

 

Anamur İl Olmayı Bekliyor

SEDİR

02

Anamur'un tarihçesi

A. Rıza KİBRİT

04

Anamur Turizmi

Hüseyin OSMA

05

Anamur Folkloru Çınar ARIKAN 07
Anamur'da gezinti (Şiir) M. YILDIZ 11
Kabuğunu çatlatmak M. KUTSALER 12
Anamur'da Müze ve Müzecilik Haldun İNAN 13
Haber Yorum İbrahim ÖZTÜRK 15
Anamur'da eğitim ve öğretim durumu
konusunu
Anamur İlçe Milli Eğitim Müdürü
Sayın Gazi MERT'le Konuştuk
M. Faik GÜNEYSU 17
Bosna'ya Ağıt (Şiir) Kerim TOSLAK 21
Anamur'da Ziraat ve Hayvancılık Ahmet CENGİZ 22
Anamur'da yardımlaşma ve Türkiye
Yardımsvenler Derneği Anamur Şubesi
Ali Rıza KİBRİT 25
Dönek kardeş İbrahim TUNA 26
Şeb'i Arus'un 720. yılında Mevlâna Selahâhattin ORAL 28
Doğa Sevgisi (Şiir) Havva KADİROĞLU 30
Biraz da dikilene bakalım A. Yüksel ŞANLIER 31
Elbalak yaylası (Şiir) Mehmet YILDIZ 32
Terör Sedir 33
Milyoner köpek (Hikâye) Hüseyin SİNASİ 35
SEDİR'DEN Sedir 37
Diş-diş eti hastalıkları ve koruyucu diş hekimliği Dr. Fehmi MERT 38
 
 
 

 BAŞYAZI

 

                       ANAMUR İL OLMAYI BEKLİYOR

 

Anamur tabiat güzellikleri, turistik yapısı, tarihi eserler ve kalıntılarıyla Akdeniz Bölgesinin önemli uç ilçelerinden biridir. İçel İl Merkezine 232 km, Antalya iline 260 km, Karaman iline 220 km uzaklıktadır. Dolayısıyla il merkezlerine çok uzaktır.

 

Ulaşım, yol sorunu çok büyüktür. Toroslardan her üç yöne virajlı yollarla bağlanmıştır.

 

Anamur kapalı bir bölgedir. İlin verdiği imkânlara en az beş saatlik yol gitmek suretiyle ulaşabilmektedir.

 

Anamur'un gelişmesi, alt yapı ulaşım sorunlarını aşabilmesi ve ilin getirdiği imkânlardan yararlanabilmesi için mutlaka il yapılması gerekmektedir.

 

Alt yapı, şehir içi yollar, su, elektrik, telefon gibi hizmetlerin yaygınlaşması ve geliştirilmesi için kendine ait bir bütçenin olmasını gerektirmektedir. İçel il merkezinden il özel idare bütçesinden ayrılacak paralar Anamur'un hiçbir sorununu çözebilecek güçte olmamaktadır.

 

Akdeniz sahil şeridinde yeni bir il kurulacaksa mutlaka ve mutlaka bu Anamur olmalıdır.

 

Milli gelire büyük katkıları bulunan Anamur'dan yılda 8 bin ton muz ve çilek, 7 bin ton yer fıstığı, 300 ton susam, 6000 ton narenciye, 5000 ton turfanda sebze istihsal edilmektedir. Bu zirai ürünlerin yıllık geliri 300 milyarın üzerindedir.

 

Sahil boyunca kilometrelerce kumsalı, iklim şartları ve yılda üç ürün alınabilen ovası ile Anamur gelişmeye açık bir beldedir.

 

Anamur ayrıca yeni sulama kanallarına, elektrik şebekesine, köylerinde içme ve sulama suyuna, haberleşme ye ihtiyaç duymaktadır.

 

Yeni belde olmuş ve belediye kurulmuş olan Çarıklar ve Ören'de altyapıya (Kanalizasyon-telefon-su) yola, haberleşme ağına, yeni belediye hizmet binalarına, tarım ve hayvancılığın geliştirilmesi, bölgede üretilen nadide el sanatlarının, kilimlerin koruma altına alınması ve teşvik edici uygulamalara acilen geçilmesine ihtiyaç duymaktadır.

 

Anamur insanı geçmiş ANAP dönemi iktidarlarında il olacaksınız vaatleri ile kendilerini aldatanlara artık tahammül edemez durumdadır. Siyasi çıkarlar ve oy avcılıkları için Anamur’un illiği konusu temcit pilavı gibi ısıtılıp ısıtılıp Anamurlunun önüne getirilmektedir.

 

ANAP döneminde Anamur'un il olması ile ilgili imza kampanyaları açılmış Anamurlu bu imza kampanyasına yürekten katılmıştı. Ayrıca ilçe bünyesinde "İl Olma Komitesi" kurulmuş sekretarya görevi İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne verilmiş ve İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü bünyesinde Anamur'u tanıtmak amacı ile bir “Anamur – 91” kitabı hazırlanmıştı. Devrin milletvekili ise aldığımız bilgilere göre bu kitabı bastırmış ve sanki ANAP'ın yayın organı imişcesine Anamurlulara takdim etmişti. Birde kendi adına bastırılan takvimlerde "Anamur'u il olarak görmek dileği" dile getirilmişti. Bunun dışında ise ANAP yetkililerinden Yıldırım Akbulut, Rüştü Kazım Yücelen, Ali Er, Ali Rıza Yılmaz, Mehmet Keçeciler, Abdülkadir Aksu, Hüsnü Doğan, Ali Bozer çeşitli konuşmalarında Anamur'a ve Anamurluya Anamur'u il yapacakları vaatlerinde bulunmuşlardı.

 

Ama bütün bu vaatler ve sözler oy avcılığından Anamur'u istismardan öteye geçmedi. Bunun daha büyük boyutlarını yapılan makam pazarlıklarını da aslında biz biliyoruz ama yazmak istemiyoruz.

 

Gazetelerde çıkan haberlere göre Anamur'un il olmasını DYP-SHP iktidarı ancak 12 ay sonra Aralık 94'de görüşecekmiş. Üstelik ilk il yapılacak 15 ilçe arasında değil ikinci sırada il yapılacak 15 ilçe arasında. 

 

Biz bunların mahalli seçim öncesinde gündeme getirilmesinin istismardan başka bir şey olmadığını düşünüyoruz. Silifke'yi il yapıp Anamurlu bizleri Silifke'ye mi bağlamak istiyor bunlar?

 

Şimdi başımızı iki avucumuzun içine alıp düşünelim: Anamur'u il yapma konusu şu MAHALLİ seçimler yaklaşırken yeniden gündeme getiriliyor. Dün yapılan istismarı Anamur yeniden yaşamak istemiyor. Onun için de ilgililere buradan seslenmek istiyoruz. Anamur'u il yapınız ve bunu hiç bir zaman siyasi istismar konusu oy avcılığı için kullanmayınız. En ilk il yapılacak yüzüncü ilin içine Anamur'un da alındığı yolundaki laflardan vazgeçiniz.

 

Biz Anamur'un hiç bir zaman alt yapısı hazırdı, yok efendim doğal güzellikleri vardı, buralarda tarihi turistik yerler fazlaydı v.s. gibi lafları sıralayarak kimseye il hakkıdır demek istemiyoruz. Biz şu anda hakkımız olduğu halde bundan bir kaç yıl önce verilmeyen "İLLİK” hakkımızın verilmesini istiyoruz.

 

Anamur'un bütün il merkezlerine en yakın 220 km. uzaklıkta oluşu il merkezleri ile irtibatının kopuk ve ulaşımının zor olması sebebi ile Türkiye'mizin en başta il yapılması gereken ilçesi olarak görüyoruz.

 

Eğer Anamur il yapılır ise; bu Anamur'un Güney'in en güzel illerinden birisi olacağı yurt ekonomisine katkısının en az iki misline çıkacağı bir gerçek.

 

Yetkilere çağrımızı tekrarlıyoruz. "ANAMUR İL OLMAYI BEKLİYOR" Yeşil Anamur'u il olarak görmek Anamur insanının en büyük arzusu. Anamur halkı ile ve hakkı ile il olmaya layıktır.

 

Saygılarımızla.

 

                                                             Anamur  SEDİR
 
 
 
 

            ANAMUR’UN TARİÇESİ

           

                                                    Ali Rıza KİBRİT

 

Tarih boyunca Anadolu, doğu ve batı kültürlerinin birbiriyle tanıştığı ve kucaklaştığı, medeniyet ve kültürlerin yeni sentezler kurduğu eşsiz bir diyar olmuştur.

 

Anadolu kültür ve medeniyetlerinin kaynaştığı tarihi mekânlardan biri de Anamur' dur. M.Ö. 2000 yıllarına uzanan bilinen tarihi seyri içinde; Hititlerin, Romalıların, Bizanslıların hâkimiyetinde kalan Anamur, Selçuklu Sultam Alaaddin Keykubat zamanında (1228) Türklerin eline geçmiş ve bugüne kadar da bir Türk yurdu olarak varlığını sürdürmüştür.

 

Anamur'un adı, Anamurium kelimesinin (Rüzgârlı Burun) değişerek Anamur şekline girmesiyle oluşmuştur.

 

Eski çağ' da dağlık Kilikya'nın bir liman şehri olan Anamurium antik kenti, tarihi bakımdan özel bir önem taşımaktadır. Bugün eski Anamur (Anamurium) da yapılan kazılarda bulunan tarihi eserler şehrin çok renkli bir geçmişe sahip olduğunu göstermektedir.

 

Pompeipolis (Roma)'ten Aspendos (Belkıs Harebeleri)'a, oradan da uzak Doğu'ya uzanan antik ticaret yolu üzerinde kurulan Eski Anamur'un Doğu Roma döneminde önemli ticaret merkezlerinden biri olduğu tarihi kaynaklarda vurgulanmaktadır.

 

Ancak bugün, Anamurium ve Anamur birbirinden farklı mekânlardır. Bugünkü Anamur, Anamurium antik kentinden 7 km. uzakta ve denizden 3 km. içeride arkasını Toroslara yaslamış, tam anlamıyla bir Türk şehri hüviyeti ile varlığını sürdürmektedir.

 

Bugün ilçe merkezi durumundaki yeni Anamur 13. yüzyılın birinci yarısında Selçuklular tarafından kurulmuştur. Şehrin en eski yapılarından biri olan Sultan Alaaddin Camii (Akcami)'nin 1228 yılında inşa edilmiş olması bu tezi kuvvetlendirmektedir.

 

Ancak, 1804 yılına kadar beyliklerle idare edilen, 1804'de Konya'ya, 1811'de Silifke'ye bağlanan, 1859'da nahiye, 1869'da da ilçe olan Anamur'un idari merkezi 1870'li yıllara kadar Nasrettin Köyü'nde kalmış, daha sonra ilçe bugünkü merkezden idare edilmeye başlanmıştır.

Anamur'a Türklüğün daha geniş çaplı yerleşimi fetihten birkaç yıl sonra başlamış ve ilk defa Oğuzlar'ın Üç Oklar boyunun Denizhan kolu yerleşmiştir. Oğuzlar, Anamur'un eski sahipleri olan Rumları Anamur' dan çıkarmışlar ve hızla bu topraklara Türk ruhunu, sanat ve kültürünü işlemeye koyulmuşlardır. Bu ruh bugün bütün saflığı, sadeliği ve temizliği ile yaşamaktadır.

 

Anamur'un önemli yerleşim merkezlerine uzak oluşu, Toroslar'ın İç Anadolu ile arasında bir duvar örmesi buradaki Türk kültür değerlerinin orijinalitesini korumasını sağlamış ve bu orijinal yapı bugüne kadar yaşamış, yaşamaya da devam edecektir.

 

Anamur'un ebediyyen Türk kalması dileğiyle...

________________________________________________

Kaynak: 1- Türk Ansiklopedisi, 2- Anamur 1991

 
 
 
 

                       ANAMUR TURİZMİ

 

                                                        Hüseyin OSMA

 

Bakanlar kurulunun 5 Ağustos 1955 tarih ve 5643 sayılı kararı ile yürürlüğe konan "TURİZM İŞBİRLİGİ NİZAMNAMESİ" nde Turizmin; “yerleşmek niyetinin olmaksızın hava değişimi yapmak, yazlığa gitmek, spor, tahsil, ziyaret, inceleme ve araştırma yapmak, tedavi olmak, dinlenme ve eğlenmek gibi amaçlarla kültürel ve sanat hareketleri sebebiyle toplu veya tek olarak yapılan seyahat ve konaklamalardan doğan olay ve ilişkilerin tümüdür” şeklinde tanımlanmıştır. Pek tabi ki, bu faaliyetleri gerçekleştirenlere de turist denmektedir.

 

Anamur'da turizm ve turistik kaynaklardan bahsederken bir konuya daha açıklık getirmek zorundayız. Turistik yer ve turizme elverişli yer turistik yer; Turizm bakımından her türlü ihtiyaca cevap verebilecek niteliklere sahip olan yerleri, turistik özelliklere sahip olduğu halde henüz tesisleri ve alt yapısı bulunmayan yerler akla gelir. Bu açıklamaların ışığında turizmi sadece gezen veya sadece çeşitli konaklama üçgeninde konaklayan, yiyen içen insanlar değil insan - seyahat - konaklama üçgeninde meydana gelen olay ve ilişkilerin anlaşılması gerekir. Yani Anamur'a gelmek isteyenlerden, gelenlere, konaklama kuruluşlarında belli bir süre kalmalarına, yeme içmelerine ve tekrar ikametgâhlarına varıncaya kadar geçecek süre içinde karşılaşacakları tüm olay ve ilişkilerin göz önünde bulundurulması istenir.

 

Dergimizin bir önceki sayısında; Anamur'da turizmin gelişmesi için alınması gereken tedbirleri sıralamıştık. Bu yazımızda ise sözkonusu tedbirlerin ne miktarının yerine getirildiği üzerinde durmaya çalışacağız;

 

A - ULAŞIM: Anamur coğrafi konumu nedeniyle kara ulaşımında güçlükler bulunan dağların denize paralel uzandığı ve zor geçit veren bir yapıya sahiptir. Doğu - Batı yönünde uzanan E-24(D-400) kara yoluna ne varki ilk yapıldığı ve ulaşıma açıldığı hali ile yoğun bir trafik yükünü taşımaya devam etmektedir. Son yıllarda hizmete giren Anamur-

Ermenek yolu ise çok yetersiz ve standartları altındadır.

 

Deniz Yolu: Anamur bir kıyı kasabası olmasına ve ellikili yıllarda yapılan bir iskeleye sahip olmasına rağmen tam olarak kullanılmamakta Bozyazı yakınlarına inşaa edilen balıkçı ve yat barınağı da atıl kapasiteyle hizmet vermektedir. Denizcilik Bankası, özel şahıs ve kurumlar için işletilmeyi beklemektedir. Şu aşamada Alanya, Silifke Taşucu ve Mersin limanında olduğu gibi Kıbrıs'a ve çevre kentlere Feribot çalıştırılması, deniz turlarının düzenlenmesi düşünülebilir.

 

Hava Yolları: Bazı siyasilerin seçim konuşmalarında bir havaalanı yapılacağı vaad edilmesine rağmen ne yazık ki unutulmuş veya tozlu raflarda hatırlanmayı beklemektedir. Hâlbuki Anamur turizmi için ne kadar büyük bir yatırım olurdu. Geçelim…

 

Anamur-Antalya ve Anamur-Silifke-Mersin - Adana - Antakya - Gaziantep yönüne günün her saatinde otobüs bulmak mümkün. Anamur - İstanbul ve Anamur - Ankara gibi uzak kentlere de günün belirli saatlerinde konforlu otobüslerle yolculuk yapılabilir. Anamur çevresinde ulaşım belediye otobüsleri ve dolmuşlarla sağlanmakta, fakat akşam bu dolmuşların bazı hatlar dışında çalışmaması büyük bir eksikliktir.

 

B - KONAKLAMA: Turizm faaliyetlerinde önemli bir yere sahip olan otel, motel, pansiyon ve lokantalar bakımından Anamur' da son yıllarda önemli mesafelerin alındığı görülmektedir. İskele civarında irili ufaklı otel ve motellere rastlamak mümkün, bunlardan bazılarını sıralamak gerekirse HERMES HOTEL, MELTEM HOTEL, ANEMONIA HOTEL, YAN HOTEL, ANATOLİA MOTEL, YALI MOCAMP, ÜNLÜ SELEK MOTEL, GÜNDOGMUŞ MOTEL, MARTI HOTEL, KİNG PANSİYON, stat civarında bulunan NASUHOGLU PANSİYON, Otogar çevresindeki DEDEHAN PANSİYON, Atatürk Bulvarı'nda ÜNALPANSİYON, kent merkezinde BULVAR HOTEL, HOTEL CEPHE, ORHAN HOTEL, SARAY HOTEL, ANAHAN HOTEL ve Kale civarında KARAN MOTEL, SONARX MOTEL, MAMURE PANSİYON, KALE PANSİYON, ŞAFAK PANSİYON, GİRGEÇ PANSİYON, AK PANSİYON, ÇAMLIK PANSİYON, sayılabilir. Bozyazı'da ALINKO, VİVANCO HOTEL ve TOROS BARINAK MOTEL akla gelebilen konaklama yerleridir. Deniz ve kıyı tesisler bakımından PULLU CAMPING belki doğal hayatın en tabii merkezlerinden biridir.

 

C - TARİHİ VE DOGAL ZENGİNLİKLER: Anamur tarihi zenginlikler bakımından bütün dünyanın ilgisini çekebilecek özelliklere sahiptir. Eski Roma döneminden kalma ANAMURIUM harabeleri kent merkezine beş altı kilometre uzaklıkta bulunmaktadır. Anamurium'daki tiyatro, pazar alanı ve mozaik görülmeye değer. Anamur kent merkezinden yedi kilometre uzaklıkta bulunan MAMURE KALESİ benzerleri arasında en iyi olanıdır. Kent içinde bulunan tarihi konaklar meraklıları için bulunmaz bir cazibe merkezidir. Kocaçay üzerinde bulunan ALAKÖPRÜ ve Ovabaşı'nda bulunan KÖŞEKBÜKÜ mağarası hem doğal yapısı, hem de tarihi özellikleri ile ilgi çekmeye devam etmektedir. Dünyanın ikinci büyük yeraltı mağarası ÇUKURPINAR Boğaziçi Üniversitesi araştırma grubunca incelenmektedir.

 

 

 

D - SOSYAL VE KÜLTÜREL DEGERLER: Anamur'un ulaşımının bazı zorluklar taşıması kültürel kimliğin daha az bozulmasında belki tek olumlu etkiye sahiptir. Yörük hayatı, geleneksel köy hayatı ve ananevi kültürel doku bütün olumsuzluklara nazaran hala varlığını devam ettirmektedir. Yemekleri ile örf ve adetleri ile müziği ile konuşma tarzı ile dikkate değer yörelerimizden biri olan Anamur, insanı hemen kendine bağlayıveren, kaynaştıran bir sına haizdir.

 

E- DAG VE YAYLA TURİZMİ: Anamur iklim yapısı itibariyle sıcak bir yerde bulunuşu eskiden beri yaz aylarında çeşitli yaylalara göçün bir nedeni olmuştur. Yörük obalarının Ermenek yakınlarındaki BARCIN'a ve halkın ABANOS, AKPINAR, KAŞ, HALKALI, KOZAGACI, TERSAKAN, ÇAMALANI, KAŞPAZARI, ELBALAK, ÇAMURLU, YENİSU gibi yaylalara göçmeleri ayrı bir araştırma ve inceleme konusu yapılmaya değer. Son yılların önemli bir spor dalı haline gelen rafting (dağ yürüyüşü) için eşsiz güzellikte bir tabiat manzarası ilgilileri beklemektedir.

 

F-KÜLTÜR TURİZMİ: Anamur için en kısır turizm kollarından biri de bu alandır. Kanaatimizce kültürel faaliyetlerin çoğalması Anamur için önemli bir itici güç olacak, her yıl artan miktarlarda insanın bu yöreye akmasına neden olabilecektir.

 

Son olarak siyasi iktidarların vaatleri arasında yer alan Anamur'un il yapılması her bakımdan gelişmenin başlangıcı olacaktır. Onun için de söz verenlerin sözlerini tutmalarını veya vatandaşı umutlandırmamalarım bekliyoruz. Belki fantazidir ama turizm için bir yüksek okul açılamaması, bu nedenle de böyle bir turizm cennetinde çalışan personelin hâlâ usta, çırak silsilesi ile yetişmesini anlayamıyorum... Anlayan varsa lütfen beri gelsin...

 
 
 
 
 
 

 OTONTİK   

 

                   ANAMUR FOLKLORU

 

                                                       Çınar ARIKAN

 

Folklor bilindiği gibi bir bölgede yaşayan halkın yaşama biçimi, gelenek, görenek, töre, zevklerini, neşesini, kederini, kısaca mazisinden gelen ve kendi arkasından gelen nesle aktardığı ve atiye ulaşmasını sağladığı halk bilimidir.

 

Türkülerden, ağıtlardan, manilerden, halk masallarından, tekerleme, atasözü, yöre oyunları, çalgılarından tutunda; insanların giydiği giyeceklerden, yaptığı el sanatlarından ve halk ilaçlarından, büyüklere ve küçüklere davranışlara, misafir ağırlamaya, sanat anlayışı, evlerin düzenlenmesine kadar herşey folklorun içinde yer alır. Kısa tarifi ile folklar; Halk Bilimi demektir.

 

Anamur yöresi, Anamur'a gelen Oğuz ailesi, Oğuzların Üç Oklar Boyunun Denizhan koluna dayanır. Bunlar Gülnar üzerinden gelerek yerleşmişlerdir.

 

Anamur, Selçuklu Hükümdarı Alaaddin Keykubat tarafından görevlendirilen Mübarezeddin Ertokuş Bey tarafından 1228 yılında fethedilmiş olan bir Türk ve Türkmen yurdu olarak bugünlere gelmiştir.

 

Bugün için sahil kesimler asıl kültürden, yaşantıdan, folklardan az izler taşırken dağ köylerine doğru gidildikçe maziden aktarılan folklorun derin izlerine rastlanır.

 

Anamur folkloru çok zengin olup bir kaç meraklının dışında pek fazla araştırılmamıştır. Bu konuda çalışma yapan Aydın Doluoğlu, Hilmi Dulkadir, Alev Çakmakoğlu ve Çınar Arıkan dışındakilerin eserleri parçalar halindedir. Köklü araştırma yapmak isteyenlere binlerce kaynak, folklor ürünleri hazır beklemektedir.

 

Anamur fo1klorunu ana başlıklar altında toplamamız mümkündür. Bunlar:

 

1) Yöre oyunları

2) Yöre çalgıları

3)Yöre giysileri

4)Atasözü, terim, deyim ve manileri

5) Yöre doğum, ölüm adetleri, çocuk bakımı, düğünler

6)Batıl inançlar ve ilençler

7)Gelenek, görenek ve töreler

8)Halk ilaçlan, halk hekimliği

9)Çevre, mimari ve evler

10)Yaylacılık, göçerlik ve hayvan bakımı, en vurma

11)El sanatları (boncuk, dantel, yün örgücülüğü), kilimcilik

12)Yöresel yemekler

13)Halk şairleri

14)Destanlar, halk hikâyeleri ve masallar

15)Çocuk oyunları

 

1) Yöre oyunları: Düğünde, bayramda, neşede bölgede oyunlar oynanır. Anamur yöresi oyunları, canlıdır, kıvraktır. Neşelidir. Oyunlarda, figürler, davranışlar, ezgiler bölgede yaşanan Yörük kültürüne uygundur. Yapmacıklık yoktur. Tabilik vardır. Oyunlar halka biçiminde, karşılıklı veya serbest oynanır. Halk Oyunları yalnız oynandığı gibi, kadınlı, erkekli de oynanır. Yahut tek kadın, tek erkekler olarak da oynanır. Zeybek oyun1arı tek erkekler tarafından oynanır. Oyunların birçoğunda elde kaşık bulunur. Tahta kaşıklar oyunun ahengine ve müziğin ritmine göre vurularak ses çıkarılır. Oyun1arda sarp dağ yamaçlarının başındaki hayvanların ürkek, atılgan, ani davranış ve sıçrayışları taklit edilir.

Yöre oyun1anna bir kaç örnek vermek gerekirse; "Anamur Yollan, Damşman, San Kız, İrfani, Gökkarga Zeybeği, Sandum Sundum, Hamçökelek (Gerali), Gökçukur, Çeşidim, Güzeller Güzeli, Koyun Okşaması, Mengileri" sayabiliriz.

 

2) Yöre Çalgıları: Yöre çalgıları çok eskilerde kabak kemani, koca davul ve koca kavaldır. Bugün ise: Kabak kemaninin yerini; keman, koca kavalın yerini; klarnet almıştır. Anamur yöresi oyunlarında davul, klarnet ve keman kullanılmaktadır.

 

3)Yöre giysileri: Yöre giysilerini erkek ve kadın giysileri şeklinde ayırmak yerinde olacaktır.

 

A) Erkek giysileri: Keçe külah, kıl haba, şalvar, göynek, çorap, bel kuşağı, bağcak, yörük çarığı, kabaralı'dır.

 

B) Kadın giysileri: Fes, alınlık, pullu yazma, ala yazma, göynek, üç etek, saha, darabulus kuşak, çorap, don, çarık'tır.

 

4) Atasözü, terim, deyim ve maniler: Atasözlerinde, mani, terim ve deyimde bölge çok geniş bir özelliğe sahiptir. Bunlara birer örnek verelim:

 

Atasözü: Dikme bağı bağlanırsın, çek deveyi, güt koyunu gittikçe beğlenirsin.

 

Terim: Azık torbası. (Üzeri kilim desenleri ile kaplı yiyecek torbası)

 

Mani :

 

İnanma zemheri ayazına

Gün var iken kar yağar

Güvenme avrat sözüne

Eri var iken er arar.

 

5)Yöre doğum, ölüm adetleri, çocuk bakımı, düğünler: Bu başlıkların her birisi bir kitap hacminde konulardı. Şunu söylemekle yetinelim, diğer bölgelerde olmayan birçok orijinal ve otantik adetleri düğün, ölüm, çocuk bakımı konularında görebiliriz. Görücü usulüyle evlenme şekilleri, geline helke tekerletme, indirme ve bindirme Anamur' da başka bir âlemdir.

 

6) Batıl inançlar ve ilençler: Yaygın olarak Anadolu'nun birçok yöresinde görülen batıl inanışlar ve ilençler yaygındı. Akşamdan sonra damızlık, tuz verilmemesi, akşamları sakız çiğnememe, tırnak kesmeme bunlara örnektir.

 

Adı batasıca, ocağı küllenesice, çenesi çekilesice gibi yaygın ilençler vardı.

 

7)Gelenek, görenek ve töreler: Büyüklerin yanında sigara içmeme, ayak ayaküstüne atmama, büyüklerin oturduğu odada küçüklerin girememesi ve uzanıp yatamaması, mertlik, sözünde durma, sözünde durmayanın cezalandırılması hep Türk gelenek, görenek ve töresinin bir sonucudur.

 

8)Halk ilaçlan, halk hekimliği: Toroslarıın şifalı otları sayesinde bölge insan birçok derdine bu otlarla çare bulmuş, bu ot, çiçek ve kabuklardan ilaç yapabilen birçok halk hekimi ortaya çıkmıştır. Bunlar arasında yara ve ekzama türü hastalıklarda ilaç yapabilen Çarıklar beldesinden Ese Dayıyı saymak mümkündür.

 

9)Çevre, mimari ve evler: Anamur çevre yapısı, tabiat güzellikleri, güzel sahilleri, piknik alanları, güneşli yazı, tarihi ve turistik eserleri, pırıl pırıl denizi ile incelemeye değer bir bölgedir.

 

Anamur evleri konusunda gazeteci-araştırmacı yazar Kutlay Alan bize kaynak sunan tek kişidir. Evcik; toprak dam1arı; sayvantlar ve köşkler Anamur evlerinin tipik örneklerinin isimleridir. Şu anda incelenebilen evler ise: Hakkı Efendi Evi, Nasifler Evi, Kısa Kâhya Evi, Şevki Efendi Evi, Hükümet konağıdır. Ayrıca Anamur evlerinden Molla Mehmet Evi yıktırılmıştır. İşyerleri ise yıktırılmış hakkında suç duyuruları yapılmıştır.

 

10) Yaylacılık, göçerlik ve hayvan bakımı, en vurma: Kışın Anamur sahillerini kışlak olarak kullanan Yörükler, yaz gelince Toros Dağlarının karlı zirvelerine göç ederler. Hayvanlarda Nisan ayında yaylalara çıkarılır. Yazın kavurucu sıcaklarından, serin karlı dağlara, yaylalara çıkılır. Kaş, Abanoz, Akpınar, Kaysan, Barcın yaylaları Yörüklerin gelişi ile canlanır. Yüzü güler.

 

Baharla birlikte koyunlar, kuzular, büyük baş hayvanlar, keçiler, tekeler, oğlaklar öne katılır, yaylalara gidilir. Hayvanların bir kısmı yaylalarda,  inlerde yatar, ağıllarda barınır. Bakımları ise başka bir alemdir.

 

Hayvanlara en vurma biçimleri ise: oba adlarına ve yörelere göre değişir.

 

11)El sanatları (boncuk, dantel, yün örgücülüğü), kilimcilik: Anamur yöresinde el sanatlarından tülbentte boncuk örücülüğü, dantel, yün el örgücülüğü (Kazak, Ceket, vs.) çok yaygın olarak yapılmaktadır.

 

Kilimcilik konusunda Anamur çok gelişmiştir.

 

Bütün köylerde kilim dokunmakla beraber özellikle Akine, Bahşiş (Karalar-Güney-Gerce), Orhana(Güleç) köylerinde çok yoğun biçimde kilim dokunmaktadır. Bunun yanısıra da çullar, heybe, çuval ve azık torbası da kilim şeklinde desenlerle dokunmaktadır. Ayrıca çulfallıklarda eski bezler, yün ve orlondan battaniye türü çapıt denilen örtüler dokunmaktadır. Çok eskilerde bu tezgâhlarda yün kumaşlar, alacalar ve ipek kumaşlar dokunmaktaymış. Şu anda şayak denen kumaşlar da yine çulfallıkta dokunmaktadır.

 

Kilimler ise ıstar denilen tezgâhlarda dokunmaktadır. Kilim cinsleri ise:

 

a)Boncuklu bönce kilim,

b)Ala kilim,

c)Çiğni düşük kilim,

d)Aynalı kilim,

e)Boncuklu kilim olarak sıralanabilinir.

 

Kilimlerde ve diğer dokumalarda kullanılan bütün nakışlar Türk milletinin Orta Asya'dan günümüze getirdiği kültür değerlerimizdir.

 

Bu el sanatının yaygınlaşması ve gelecek nesillere sağlıklı ulaştırılması için devletin gerekli katkılarda bulunması ve Anamur kilimciliğinin teşvik edici tedbirleri alınması gerekmektedir.

 

12-Yöre Yemekleri:Anamur yöresi mutfağı Türkiye'nin en zengin mutfağına sahiptir. Türkiye'nin bilinen yemeklerinin yanı sıra tabiatta doğal olarak yetişen yüzlerce çeşit bitkilerden de yemekler, salatalar yapılmaktadır.

 

Sadece Anamur'a has yemeklerden bir kaç örnek verelim: Keşkek, Kapana, Gölevez, Samsıra, Heleş, Turp otu Yemeği, Mollaç, Maş.

 

Bu konuda tarafımdan birçok köyde araştırma yapılmış olup, kasetlere kayıtlan yapılmış, notlan alınmıştır. Zaman zaman yayınlanacaktır.

 

13) Halk Şairleri: Geçmişte bilinen halk şairi İrfani'dir. Şu anda yaşayan birçok halk şairi bulunmaktadır. Bunların bir kısmı kaset arşivimize alınmış olup, şiirlerinin bir kısmı çeşitli yayım organlarında yayımlanmıştır.

 

14) Destanlar, halk hikâyeleri ve masalları: Yörede söylenen birçok destan, halk hikâyesi ve masalı bulunmaktadır. Bunlardan bir kısmı tarafından derlenmiş ve yayımlanmıştır. Bu konudaki çalışmalarımız devam etmektedir. Derlenecek daha birçok destan, halk hikâyesi ve masal araştırmacıları beklemektedir.

 

15)Çocuk oyunları: Anamur'da yurdun her tarafında oynanan oyunların yanı sıra bölge çocuklarının oynadıkları, atalardan intikal çok çeşitli çocuk oyunları vardır. Bunlar tarafından derlenmiş olup, 76 adet oyun tespit edilmiş bu oyunlardan 36 tanesinin derlemesi yapılmış, diğer kalan oyunların derlenmesine devam edilmektedir.

 

SONUÇ OLARAK; Anamur folkloru hakkında birçok yayın yapılmış, daha çok konular araştırmacılarını beklemektedir. Bizler elimizde bulunan dokümanları sizlere Anamur SEDİR dergisi aracılığı ile ulaştırmaya devam edeceğiz. Temennimiz Anamur folklorunun araştırmasını çok sayıda insan üzerine alsın ve daha çok ürün zihinlerden silinip gitmeden gün ışığına çıkarılsın.

 

Milletimizi millet yapan kültürel değerlerimiz gün ışığına çıktığı sürece Türk milletinin çağlar üzerinden sıçrayarak yepyeni ufuk1ara taşımak daha kolay olacaktır. O zaman ikibinler Türk asrı olacak ve hiç kimse bu necip milletin bileğini bükemeyecektir..

 
 
 

      ANAMUR'DA GEZİNTİ

 

                                                Mustafa YILDIZ

 

Ey! Ceylan gözlüm, gel Anamur'a

Özlem gider, yeşilinden, denizinden, kumuna.

Doya doya, sere serpe, gezde gör.

Eşi var mı, benzeri? Bu Rabbimin eseri.

 

Dağ, ova, yayla, deniz,

Sıcaktan bunalanını Kaş'a bekleriz.

Abanoz’dan Akpınar'dan geçeriz,

Ermenek'te bir soğuk su içeriz.

 

 

Gelin gezdireyim sahili size.

Nerden başlayalım bu gezimize?

Antalya'dan gelsek, başımız dönse,

Mola versek Anamur' da dinlensek.

 

Binsek otobüse giderken yolda,

Görsek kalesini yolun sağında.

Dur desek, dur! Hemen kaptana,

İnsek Anamur'da, bir mola versek.

 

Desek ki, var mı böyle gezilecek yerleri?

Demek Anamur'da tarihten beri,

Yaşayanlar, yaşlananlar, ölen şehrin ibreti,

Anamuryum'da insek, bir mola versek.

 

Köşekbükü imiş, bir mağara varmış,

İçinde dikitler, sarkıtlar mı sarkarmış?

İçeride lamba sönse, insan korkarmış.

Köşekbük'te mola versek, dinlensek.

 

Sonra çevirsek başımızı güneye,

Yüksek tepelerden baksak denize,

İçimiz ürperse, içindeki inciye,

Varsak karşısında, mola versek, dinlensek.

 

Çıksak Azıtepesine, üşüsek,

Yaylalarda Yörüklerle görüşsek,

Deveyi, davarı sürsek yürüsek,

Çamurlu'da davar kessek dinlensek.

 

Ala kilim sorsak Orhanalı'dan,

İnan ki kıymetli atlas halıdan.

Bahşiş'liye delik, delik kilim dokudan,

Biz alsak da sersek yere dinlensek.

 

Anlatamam Anamur'um seni ben,

Kıymetini bilmeyene ne desem.

Sana kıymet yetmez ama... sorumlusu değilem,

Dinlene, dinlene düşünsem, düşünsem, düşünsem...

 
 
 
    
    
   
 
 

           KABUGUNU ÇATLATMAK

 

                                                            M.KUTSALER

 

İnsanoğlu, doğuşuna müteakip kendini bir toplum içinde bulmuştur. Bu, başlangıçta aile iken, yaşı ilerledikçe çevresi de genişleyerek önce komşu, arkadaş, mahalle, okul derken bu halka gitgide genişlemektedir.

 

Hal öyle olunca da; bu başlangıçta güçsüz, tamamen başkasının yardımına muhtaç olan VARLIK, geliştikçe güçlenmekte, kendini idare edebilir hale gelmekte, derken daha da etkili olarak bir otorite olmakta, çevresini etkilemekte ve zamanla iyi eğitilirse yararlı bir eleman olarak toplumdaki yerini alabilmektedir.

 

Demek ki; eğitim ve öğretim önemli bir yer işgal etmektedir, insanoğlunun her evresinde. Bugün, kanayan yaralarımızdan birisi de hiç şüphesiz ki, eğitimimize yeterince önem verilemeyip kaynak ayrılmamaktadır. Gerek kişi bazında, gerekse toplum bazında en çok insanı etkileyen faktör eğitim ve öğretimdir. Uygar milletler diye tanımayabileceğimiz ülkelerin temelinde, teknolojinin hızla ilerlemiş olduğunu, toplumun her kesiminde, mesleklerin her dalında bunun en iyi şekliyle uygulandığım görmekteyiz. Artık, teknoloji baş döndürücü bir hızla ilerlemektedir. Buna ayak uyduramayan milletler, başkalarının teknolojilerine, bu konudaki kültür emperyalizmine boyun eğmek zorunda kalacaklardır.

 

Biz, eğitimimizi, bilgi birikimimizi, tamamen GÜNÜN TEKNOLOJİSİNE uygun hale getirmek zorundayız. Bunda herşeyi devletten beklemek de yanlıştır. Karınca kaderince herkes kendi gücü nispetinde bu eğitim ve öğretim seferberliğine katılmak zorundadır. İşte bu meyanda, çocuklarımızı da daha ilköğretimden itibaren günün şartlarına uygun metotlarla yetiştirmek gerekir. Bugünkü eğitim ve öğretim stratejimiz, teknolojiye kısmen ayak uyduramamaktadır. Şöyle bir örnek vermek isterim: İlkokul ikinci sınıfa giden bir öğrencinin eline onbin lira versem, bununla bir ekmek, bir paket makama, bir paket de kibrit getirmesini istesem, çocuk, ekmeğin bugünkü rayiç bedeline göre iki bin beş yüz lira, makarnanın dört bin beş yüz lira, kibritin de iki bin liradan toplam aldığı şeylerin değerinin kafasından yaptığı hesapla dokuz bin lira tuttuğunu, bakkal amcasından bin lirayı da geri istediğini göreceksin. Ama çocuğum bunu kâğıt üzerinde hesapla bakayım desen, vereceği cevap hazır : "Biz, daha onbinler basamağını görmedik ki, nasıl hesaplanacağım bilemem" olacaktır. Doğrusu da budur. Evet, ilkokul çocuğundan başkada nasıl bir cevap bekleyebiliriz ki, yani ilkokuldaki birler, onlar, yüzler, binler ve onbinler basamağına göre dört işlem yapabilmek için programa göre zaman dilimleri var, okutulacak sınıflar belli, öğretmen ne yapsın, zamanı gelmeden bunları nasıl öğretsin? Amma dikkat edilecek olursa, burada çocuk zamanın ihtiyacı olduğu için, yaşayabilmek için, bunu kendisi öğreniyor ve bunda başarılı da oluyor. Eğitim sistemimizdeki öğretim zaman dilimleri artık değiştirilmelidir. Zira zaman akıp gidiyor ve teknolojide her gün yeni buluşlar ortaya çıkıyor. İnsan fıtratı gereği, ilkokul öğrencisi gibi zamanı beklemeden, yani programlarımızda yok biz ne yapalım demeden zamanı delerek, ihtiyaç olduğu için yaşayabilmek için öğrenmek zorunda kalıyor ve şartlar onu zorluyor. Biz ise, hala bize verilen zaman dilimi içinde konulan öğretmeye çalışıyoruz, hâlbuki:

 

Yıllar sanki ay, aylarsa gün. Ne kadar da çabuk DÜN oluveriyor bugün. Misali, teknolojide uygar ülkelere göre geri kalıyoruz. Bence asıl tuhaflık buradadır. Teknolojiye, yeniliğe, şartlara ayak uyduramamak, çağın gerisinde kalmak...

 

Eğitim ve öğretimimiz, artık kabuğunu çatlatıp çağın yeniliklerine göre donanımlı, bilgisayarlı, beş duyuya ayın anda hitabedebilen bir düzeye getirilmeli, öğrencisi, öğretmen kadrosu da bu işlevi yerine getirebilecek kapasitede olmalı, programlar buna göre düzenlenmeli, birler, onlar, yüzler, binler ve onbinler basamağı öğretilirken ezbercilik bir yana itilerek, ihtiyaca cevap verecek hale getirilmelidir.

 

Öğrenmenin yaşı, sının yoktur. Ancak beceri isteyen dallarda ise geç kalınmamalı, bunu sağlayacak yeterince yeni öğretim yuvaları açılmalıdır. İnsan yaratılışı gereği, yaşamak için gerekeni öğrenmek ve gerektiğinde öğretmek gibi görevi seve seve yapabilen, bundan bıkkınlık duymayan yüce bir varlıktır.

 
 
 
   

Sanat Köşesi

 

 

             ANAMUR'DA MÜZE VE MÜZECİLİK

 

                                                               Haldun İNAN

 

Yazıya Türkiye'de müzecilik konusuyla başlamak istiyorum.

 

Türkiye'de müze kurma fikri 19.yüzyılın ortalarına doğru doğmuştur. O zamana kadar eski eserler sarayda "Enderun hazinesi" denen dört büyük salonda korunurdu.

 

İlk müze daha önce silah ambarı olarak kullanılan Aya İrini kilisesidir. Daha sonra burası "Müze-i Hümayun" adını alır.

 

Müzeler Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlıdır.

 

Her ilimizde Arkeoloji müzesi bulunmaktadır.

 

Başlıca Müzeler Şunlardır:

 

a) Genel Müzeler      

b) Arkeoloji Müzeleri

c) Sanat Müzeler       

d) Etnoğrafya Müzeleri

e) Tarih Müzeler       

f) Askeri Müzeler

g) Tabiat Müzeler     

h) Deniz Müzeleri

ı) Sağlık Müzeler

i) Mozaik Müzeler

 

Anamur Müze Müdürüyle yaptığım röportajı  sizlere sunuyorum:

 

İNAN: Adınız, soyadınız, göreviniz?

 

PEKER: Ramazan Peker. Müze müdürüyüm.

 

İNAN: Müzede çalışanlar ve görevlerini açıklar mısınız?

 

PEKER: Yeterli personelimiz yoktur. 9 asil, 2 geçici personel vardır. 1 müdür, 1 araştırma görevlisi, 1 geçici memur, 1 hizmetli, 5 bekçi vardır. 2 adet Arkeolog ve ören yerlerinin bekçiye ihtiyacı vardır:

 

İNAN: Müze sizce nedir?

 

PEKER: Kültür varlıklarını tesbit eden, ilmi metotlarla açığa çıkaran, inceleyen, değerlendiren, koruyan, tanıtan, sürekli ve geçici olarak sergileyen, halkın kültür ve tabiat varlıkları konusunda eğitimini belli zevkini yükselten, dünya görüşünü geliştirmede tesirli, daimi kurullardır.

 

İNAN: Müzecilik ülkemizde yeterince gelişmiş midir?

 

PEKER: Müzelerimiz sayı olarak fazla fakat nitelik olarak yeterli değildir. İhtisas müzeciliği yoktur. Ayın konu ve tarihi içeren eserleri koruyacak, ayrı ayrı müzeler gereklidir. Bu ülkemizde gelişmemiştir. Etnoğrafya ve Arkeoloji müzelerinin ayrı ayrı olması gerekir.

 

İNAN: Müze ilçemize gerekli midir?

 

PEKER: Anamur'da müze gerekli değildir. Çünkü Anamur'da kültür değerleri kaybolmamıştır.

 

İNAN: Anamur' da müzenin yeri iyi seçilmiş midir?

 

PEKER: Anamur'da müzenin yeri iyi seçilmemiştir. Şu andaki duruma bakılırsa binalar arasına sıkışmış kaybolmuştur. Asıl yeri olarak Ören yerleri yada şu anda otogarın olduğu yerde kurulmalıydı.

 

İNAN: illerde bulunan müzelerdeki tarihi eserlerin müzemizde sergilenmesi mümkün mü?

 

PEKER: Eserlerin kaybolması ve kırılması, çalınması yönünden tehlikeli olmaktadır. Tarihi eserlerin bulunduğu yörede sergilenmesi daha uygundur. Dünyaca tanınmış eserlerin kopyalan sergilenebilir.

 

İNAN: Anamur müzesinde hangi dönemlere ait eserler vardır?

 

PEKER: Müzemizde M.Ö. 1000. yıldan başlayarak, arkaik devir, klasik devir, henelestik devir, Roma-Bizans devirleri, beylikler ve Osmanlı dönemi eserleri bulunuyor. 

 

İNAN: Anamur müzesinin işlevi yeterli mi?

 

PEKER: Yeterli değildir. İmkânlarımız yoktur. Köyleri gezip yerleşim yerlerinin tesbiti için aracımız yoktur. Paramız ve yeterli personelimiz yoktur. Mevcut eserleri koruyoruz. Zaman zaman gelen eserleri paramız yettiğince almaya çalışıyoruz.

 

İNAN: Halk müzeden faydalanabiliyor mu?

 

PEKER: Faydalanamıyor. Çünkü müzemizi açmaya fırsat bulamadık. Tüm hazırlıklarımız tamam Kültür Bakanımızın müzemizi açmasını bekliyoruz.  Anamur ve çevresindeki tüm muhtarlara müzeleri tanıtan yazılar gönderdik. Vatandaşların bilgilendirilmesi için.

 

İNAN: Ören (Anarnurium) bir açık hava müzesi denebilir mi?

 

PEKER: Ören yerlerinin hepsi birer açık hava müzesidir. Turist olarak gezen insanlar belirli kaplar içindeki eserlerden ziyade açık havadaki tarihi yerleri gezip görmek istiyorlar.

 

İNAN: Anamurium harabelerinin korunması yeterli mi?

 

PEKER: Korunması yeterlidir. Oranın Restorasyonu konusunda bütçemiz yeterli değildir. Fakat Türkiye'de en iyi korunmuş Ören yerlerinden biridir.

 

İNAN: Anamurium' da turizm yatırımlarına izin verilmesi gerekli mi?

 

PEKER: Özel turizm yatırımı mümkün değildir. Ancak hizmete dönük yapılar gereklidir. Büfeler, tuvalet ve duş yerleri gereklidir. Yapılmış olan hizmet binası yeri ve konumu bakımından ihtiyaçlara cevap veremiyor. Hoş bir yapı da değil zaten.

 

İNAN: Anamur çevresinde bulunan eserler müzemizde bulunuyor mu?

 

PEKER: Önceleri çıkarılan eserler yöremizde değişik müzelere korunması açısından gönderiliyordu. Fakat müzemizin yapılmasıyla birlikte oralardaki Anamur'a ait eserler geri getirilmiştir.

 

İNAN: Mamure Kalesinin deniz aşındırmasından korunma çareleri aranıyor mu ? Bunlar nelerdir?

 

PEKER: Mamure Kalesinde dalgaların tehlikesi büyüktür. Bakanlığımıza defalarca rapor düzenlenerek sunuldu fakat bir sonuç alamadık. Dalgaları önlemek için denizin doldurulması gereklidir. Eski resimlerinde deniz daha gerilerdedir. Yani doludur. Buranın doldurulmasında müze yetkili değildir. Birşey yapamıyoruz. Konya' da ihaleye çıkıyor, onay için Adana'ya gidiyor. İş sürüncemede kalıyor. Yetkimiz olsa biz oranın korunmasına talibiz. Ama ilgilenen yok, yapan yok. Yapmak isteyene de yetki yok. Ören yerleri bekleyen görevli bize bağlı fakat maaşım özel idare veriyor. Yapılan işlerden bizim haberimiz olmuyor. Oraları düzenlemeye yetkimiz yok. Oralardan elde edilen gelirlerden bize hiçbir şeyaktarı1mıyor. Sorumlu biziz-yetkimiz yok.

 

İNAN: Bozyazı civarındaki Softa Kalesinde restorasyon çalışmaları var mıdır?

 

PEKER: Yoktur. Sadece yol açım çalışmaları vardır. Açılıp açılmadığından haberimiz yoktur.

 

İNAN: Müzemizin Tarihi eserler yönünden zenginliği yeterli midir?

 

PEKER: Açılış aşamasında yeterlidir. Bölgemizde bulunan eserlerin sayısı 7792’dir.

 

Bunları;

 

3193 arkeolojik eser (toprak kap-kaçak, heykel gibi)

 

794 etrafik eser (halı, kilim, süs eşyaları)

 

3718 sikke, 87 mühür ve mühür baskısı şeklinde sıralayabiliriz.

 

İNAN: Müzemize halkı çekmek için çalışmalar yapılmakta mıdır?

 

PEKER: Halkla müze arasında kopukluk vardır. Geçim sıkıntısı, kültür seviyesi müzeye gelişi engelliyor.  Bir de halk müzede kendine ait şeyleri görmek istiyor. Yayla kültürü vardır, çadır vardır, yayık vardır. Ocağı-ekmeği vardır, sabanı döveni ekmek için vardır. Bunlar aranıyor. Bunun yanında salonumuz zaten yetersizdir. Böyle bir konuyu açtığınız için teşekkür ederim.

 

İNAN: Ben de teşekkür ederim. İyi günler.

 
 

YORUMLU HABER

 

            ANTİK ŞEHİR İLGİ BEKLİYOR

     İbrahim ÖZTÜRK yazıyor…

 

Anemurium antik şehri herkesin bildiği gibi Türkiye'nin en uç noktasındadır. Bu kentte yerleşik hayat M.Ö. 4.yüzyıla kadar inmektedir. Dağlık Kilikya'nın bir liman şehri olan Anemurium M.S. 1.yüzyılda Kommegene Krallığına bağlı iken gelişmeye başladı. Gerçek bayındırlık dönemi Kilikya'nın Roma imparator1uğuna 1. yüzyılda geçmesiyle başlar ve bu durum M.S.260 yılında Pers ordularının eline geçmesiyle son bulur. Anemurium daha soma 5. yüzyılda İsaura’lıların eline geçerek önemini kaybeder.

 

Anemurium'un etrafı Zigzaglı sur duvarları ile çevrili olup, kalenin içindeki yerleşim, tepeden denize inen bir duvarla ikiye ayrılıdır. Yukarı kentle tiyatro, odeon, hamam, bazilika ve sütunlu yol gibi önemli şaheserler yer alır.

 

Aşağı kentle ise, Anadolu için özgün mezar tiplerinin yer aldığı M.S. I. ve IV. yüzyıllara tarihlenen Nekrapol alanı bulunmaktadır. Sayıları 35O'ye varan mezarlar beşik tozuyla iki katlı, tek ve iki adalı ve çevresi duvarlarla çevrilidir. Duvarlar genellikle Frekslerle süslüdür. Bu kentle yamaca dayalı bir vaziyetle olan ve oturma yerlerinden bugün iz bulunmayan tiyatro salonu bulunmaktadır. Tiyatro salonunun karşısında yer alan dikdörtgen planlı, iki girişli odeon'un yarım daire formülündeki oturma yerleri 900 kişiliktir. Oturma gruplarının altında ve iki yanında bulunan kapılar tonozlu koridora girişi sağlar. Bu koridor orkestraya açılır. Tiyatronun batısındaki hamam Antik kentin en sağlam yapısıdır. Anemurium' da hemen hemen tüm yapıların tabanlarında ve duvarlarında mitolojik sahnelerin anlatıldığı mozaikler ve duvar freskleri yer almaktadır.

 

İşte ilçemizin en büyük turizm merkezlerinden biri olan Anemurium böyle bir şahesere sahiptir. Fakat bizler bu şaheserin kıymetini galiba bilmiyoruz. Gösterilen ilgisizlik ve sahipsizlik nedeniyle bu güzelim Antik şehir maalesef orman ve çalılıklar arasında kaybolmakla yüz yüze kaldı. Bir hazine olan bu antik kentte yetkili kişiler her nedense sahip çıkma görevini kendilerinde göremiyorlar. Somada ''Anamur'a turist gelmiyor" diye feryat çekiyorlar. Elbetteki gelmez. Turist nereye gelsin? Antik şehir diyerek ormanlık araziyemi gelsin? Lütfen. Bu kadarda olmaz. Çarpık düzende çarpık arayışlar aramayalım. Eğer Anamur' da turizmin canlanması isteniyorsa bir şaheser olan Anemurium Antik şehri çalı ve pisliklerden derhal arındırılmalıdır. Sadece Anamur değil tüm tarihi eserlerimiz korunma altına alınmalıdır. Hem de hiç vakit kaybetmeden.

 

   ANAMUR MUZU TARİHE Mİ KARIŞIYOR?

 

Yıllardan beri ilçemizin simgesi olan Anamur muzu artık tarihe mi karışıyor? Bir kaç yıldan beri tüm Anamurluların kafasını karıştıran soru bu. Dünyaca ün yapmış ve ilçemizin dörtte birinin geçim kaynağı olan muz birden bire neden kayboldu? Çok değil bundan 3-4 yıl önce adına şiirler yazılmış o muhteşem muz bahçeleri Anamur ovasında şimdi neden görülmüyor? Avrupa ülkelerinin dahi Anamur muzunu tercih ettikleri ve bu yüzden özel olarak Anamur'dan muz paketleri götürdükleri bir dönemde birden bire bundan niçin vazgeçildi? Anamur denince muz, muz denince de Anamur akla gelirken şimdi neden böyle değil? Bu ve buna benzer sorular Anamurluları olduğu kadar ülkemiz insanlarını ve birçok yabancıların kafasını meşgul ediyor. Acaba niçin?

 

Bu soruların cevabının ÇİKİTA olduğunu hiç kuşkusuz herkes tahmin etmiştir. İthal muz ÇİKİTA’nın Türkiye'ye olduğu gibi Anamur pazarına da hakim olması Anamur'daki muz üretim sahalarını birden bire düşürdü. ÇİKİTA nedeniyle yerli muzdan arzu edilen para alınmamasının yıllardır Anamur'un simgesi haline gelen muz ağaçlarının tek tek sökülmesine sebep oldu. İlçe Tarım Müdürlüğünün verilerine göre 1990 yılında 2010 dekar açık, 870 dekarda kapalı olmak üzere toplamı 2880 dekar alanda muz yetiştirilirken bugün maalesef 870 dekar açık ve 335 dekarda serada olmak üzere toplamı 1205 dekar alana düştü. Yani 3 yıl gibi kısa bir süre içerisinde yarıya yakın düşüş kaydedildi. Bu istatistik bir kaç yıl içinde Anamur'da muz ağacının tamamen ortadan kalkacağını gösteriyor.

 

Anamur Ziraat Odası Başkam Kemal Güngör yerli muzun bu duruma gelmesinin tek sebebinin üreticiler olduğunu söylüyor. Kemal Güngör bunun nedenini de şöyle açıklar:

 

''Anamur çiftçisi bütünleşmediği} bir araya gelmediği ve kendine sahip çıkartılmasını bilmediği sürece bugün muzda olduğu gibi yarın çilek, yer fıstığı ve susamda da aynı şey başına gelecektir."

 

Gerçekten üreticilerimiz birlik beraberlik haline gelerek hakkım aramasını bilmiyor. Eğer birlik ve beraberlik halinde bütünleşerek hareket edilirse aşılamayacak herhangi bir engel yoktur. Artık Anamur çiftçisi aklım başına toplamalıdır.

 

Anamur muzunun bu hale gelmesini sadece çiftçiler suçlu değildir. En az devlet de bu kadar suçludur. Devlerimiz muza kotayı kaldırsa ve ithalatı durdurursa Anamur muzu değer kazanacak. En azından Eylül ve Haziran ayı arasında ithalat durdurulmalı. Muza 600 dolar kota uygulanıyor ve 600 dolar kota ile 20 bin ton muz ithal ediliyor. Sonuçta da 10 bin lira maliyeti olan yerli muz karşısında ithalat muz 6-7 bin lirada alıcı buluyor.

 

Eğer Anamur muzunun yeniden değer kazanmasını istiyorsa birlik beraberlik halinde hareket edilerek ÇİKİTA muzun ithalatım durdurmak gerekiyor. Aksi takdirde Anamur muzu tarihin sayfalarına girecektir.

 
 
 
 

ANAMUR’DA EĞİTİM VE ÖĞRETİM DURUMU KONUSUNU ANAMUR İLÇE MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRÜ SAYIN GAZİ MERT’LE KONUŞTUK

 

                                                   M. Faik GÜNEYSU

 

Anamur'da yürütülen eğitim-öğretim çalışmalarını genel hatlarıyla araştırmak istedim. Bu araştırmayı yaparken; Eğitim ve öğretimin önemini bilerek, eğitim-öğretim alanındaki artı ve eksilerimiz nelerdir sorusuna cevap bulmak, araştırmayı birilerini eleştirmek, siyasi bir amaca yöneltmek durumunda olmadığımı açıklıyorum.

 

GÜNEYSU: İlçemizde kaç tane ilkokul, ilköğretim okulu, lise ve dengi okul vardır?

 

MERT: İlçemizde 2'si merkezde, 58'i köylerde olmak üzere toplam 60 ilkokul, 6 ilköğretim okulu, 6 lise ve dengi okul vardır.

 

GÜNEYSU: Her köyümüzde ilkokul var mıdır?

 

MERT: Her köyümüzde ilkokul vardır.

 

GÜNEYSU: Merkezde ve köylerimizde açılan en eski ve en yeni okullarımız hangileridir?

 

MERT: En eski İlkokul Atatürk İlkokuludur. 1909 yılında Rüştüye olarak öğretime açılmıştır. 1928 yılında Akine İlkokulu açılmıştır. En yeni okulumuz Anadolu Lisesidir.

 

GÜNEYSU: İlçemizde ilköğretim çağında kaç tane öğrenci eğitim görüyor?

 

MERT: İ1çemizde ilköğretim çağında 4639 çocuğumuz eğitim görüyor. İlk ve orta dereceli okullarımızda 10024 öğrenci vardır.

 

GÜNEYSU: Öğrenci sayısı en az ilkokulumuz ve orta dereceli okullarımız hangileridir? Öğrenci sayı1arının arttırılması için varsa alınan tedbirler nelerdir?

 

MERT: Öğrenci sayısı en az olan ilkokulumuz 8 öğrenciyle Çamlıpınar Vilayet'tedir. Orta dereceli okullarımızdansa Kız Meslek Lisesidir. Öğrenci sayılarını arttırmak için okullar kendi bünyesinde okulunu tanıtıcı bilgiler vermektedir.

 

GÜNEYSU: Köy ilkokullarımızda öğretmen lojmanı bulunan okul sayısı kaç tanedir? Lojman sayısı birden çok olan okullarınız var mıdır?

 

MERT: Köy ilkokullarımızda lojman bulunan okul sayımız 52 tanedir. Lojman sayısı birden çok okulumuz 6 tanedir.

 

GÜNEYSU: Müstakil müdürlük olan İlkokul sayımız kaçtır?

 

MERT: Müstakil müdürlük olan ilkokul sayısı 4 tanedir.

 

GÜNEYSU: Beş sınıflı olan okul sayımız kaç tanedir?

 

MERT: Beş sınıflı olan okul sayımız 13 tanedir.

 

GÜNEYSU: Tek-asil öğretmenle eğitim hizmeti veren okulumuz var mı?

 

MERT: Tek-asil öğretmenle eğitim hizmeti veren 15 okulumuz vardır.

 

GÜNEYSU: Vekil öğretmen sayısı ne kadardır? Sadece vekil öğretmenle hizmet veren okullarınız var mıdır? Varsa bu köylerimizin adlarını verebilir misiniz?

 

MERT: Bu yıl vekil öğretmenimiz yoktur.

 

GÜNEYSU: İlçemiz merkez İlkokullarında öğretmen fazlalığı söz konusu mudur? Fazlalık olarak görülen bu öğretmenlerimize aylık olarak ödenen hakedişlerinin tutarı kaç milyon lira civarındadır?

 

MERT: Fazla olan öğretmen sayımız yani derse girmeyen öğretmen sayımız 50 tanedir. Fazlalık olarak görülen bu öğretmenlerimize yaklaşık ayda 250.000.000 lira para ödenmektedir.

 

GÜNEYSU: Merkez ilköğretim ve merkez ilkokullarımızda bazı öğretmenlerin, merkeze gelme koşullarını sağlamadıkları halde merkeze geldikleri ve merkezde yığı1ma oluştuğu söyleniyor. İlkokulda çalışan öğretmenlerin merkezlere gelebilme şartlan nelerdir?

 

MERT: Merkezde yığı1ma olduğu doğrudur.; Eğer son çıkan atama yönetmeliği aynen uygulansa bu yığılma kendiliğinden önlenecektir. Merkezdeki öğretmen fazlalığının asıl sebebi eş durumu mazereti olan öğretmenlerin geliş gidiş yapacak yerlere zorunlu olarak atamalarının yapılmamasıdır.

 

GÜNEYSU: Merkezde fazlalık varsa köylerimizde de açık vardır. Bu açık kapatılabilinir mi, bu nasıl sağlanır?

 

MERT: Merkezdeki fazlalıkların köylerimize gönderilmesi konusunda eş durumları sebebiyle sıkıntıya düşülmektedir. Şu anda köy ilkokullarımızda açıklık yoktur.

 

GÜNEYSU: Köy ilkokullarında çalışan öğretmenler ayın 15'ini takip eden Cuma günü okulunu bırakıp maaşını almaya geliyor, değil mi? Bu durumun sakıncaları var mıdır? Bu sakıncaları sıralayabilir misiniz?

 

MERT: Köy ilkokullarımızda çalışan öğretmenlerin maaş alabilmeleri için mesai içerisinde birgün tesbit edilmiştir. Gerekli yerlerden olur alınmıştır. Kuş uçmaz-kervan geçmez tabiriyle köylerimizde çalışan öğretmenlerin ayda birgün olurla şehre gelip maaşlarını almaları ve ihtiyaçlarını gidermeleri öğretmenlerimiz açısından gereklidir.

 

GÜNEYSU: İlçe Milli Eğitim Müdürlüğündeki bir memur arkadaşımızın yürüttüğü mutemetlik görevinin ihtiyaca cevap verdiğine inanıyor musunuz? Bu kadronun arttırılması söz konusu değil mi?

 

MERT: Mutemetlik görevi bilgisayarla yürütülmektedir. Bu yönüyle ihtiyaca cevap vermektedir. Kadronun arttırılmasına gerek yoktur.

 

GÜNEYSU: Şu anda iki tane şube müdürünüz var. Bu iki müdürünüzün görev dağılımı nasıldır? Şube müdür sayısı yeterli midir?

 

MERT: İki Şube Müdürümüz var. Şube Müdür1erimizden Ofise BELEN; Orta Öğretim Özlük İşleri, Halk Eğitim-Çıraklık Eğitim İşlerini yürütmektedir. Şube Müdürü Halil AYDOGDU; İlköğretim Özlük işleri, Özel Öğretim Kurumlarına ait yazışmaları Spor İşleri, Eğitim Öğretim İşleri ve İnşaat işlerini yürütmektedir. Ayrıca İlçe Milli Eğitim Müdürü tarafından verilen diğer işleri de yürütmektedirler.

 

GÜNEYSU: Kültürel faaliyetler açısından ilçemiz okullarını nasıl değerlendiriyorsunuz? En fazla kitaba sahip köy ilkokulumuz hangisi?

 

MERT: İlçemiz okulları kültürel açıdan iyidir. Bunun örneğini her yıl üniversiteye verdiğimiz öğrenciler göstermektedir.

 

GÜNEYSU: Öğretmenlerimizin kendilerini yenilediklerini kabul ediyor musunuz? Cevabınız hayırsa bu eksiklik nasıl giderilebilir?

 

MERT: Öğretmenlerimizin kendilerini yenilediklerini pek inanmıyorum. Bu sadece Anamur'da değil Türkiye'nin her yerinde öyledir. Öğretmenlerimiz branşlarında kendilerini yenileyebilmek için maddi yönden tatmin edilmiş olması gerekir. Bunun gerçekleşmediği hepimizce bilinmektedir.

 

GÜNEYSU: Kişisel olarak yılda en fazla kaç kitap okuyorsunuz? En son okuduğunuz kitabın adını mahsuru yoksa verebilir misiniz?

 

MERT: Kişisel olarak eskiden fazla kitap okuyamıyordum. Ancak son bir yılda her Pazartesi Anamur Ekspreste yazı yazmam, son altı ayda mahalli radyoda ve son iki ayda mahalli televizyonda konuşmalar yaptığım için çok kitap karıştırmam gerekiyor. Özellikle dini ve milli sorulara cevap hazırlayabilmek için bütün branş kitaplarını karıştırmam gerekiyor. Bu yönüyle en son okuduğum özel bir kitap ismi veremeyeceğim.

 

GÜNEYSU: Okullarımızda verilen eğitim öğretimden hangisi daha ağır basmaktadır? Cevabınız öğretimse "davranış kazandırmada yetersizliğimiz vardır" diye bilir misiniz?

 

MERT: Okullarımızda verilen eğitim-öğretim eş değerde olduğuna inanıyorum. Eğitimde de öğretimde de bazı aksak1ıklanmızın olduğuna inanıyorum. Zaten görevimiz bu aksaklıkları gidermek değil midir?

 

GÜNEYSU: İlçe Milli Eğitime ilden ve Ankara'dan gelen yazılar çok fazladır diyebilir misiniz? Sizce bu kadar yazışma hedeflenen amaçların gerçekleşmesinde gerçekten katkı sağlayabilir mi?

 

MERT: İlçe milli eğitime Ankara'dan ve ilden pek fazla yazı geldiği söylenemez bir konuda sonuca gitmek için elbet yazışma yapılacaktır. Milli eğitim ulaşmak istediği hedeflere varmasında bu yazıların elbette katkısı vardır.

 

GÜNEYSU: Öğretmenler, idareciler genellikle kim ya da kimler tarafından şikâyet ediliyorlar?

 

MERT: Anamur Milli Eğitimi olarak bu konuda çok rahatız. Öğretmenlerimiz, idarecilerimiz genellikle pek fazla şikâyet edilmiyor. Bazı şahsi davranışlar söz konusudur ki bu da yok denecek kadar azdır.

 

GÜNEYSU: Ülkemizin güneydoğusu ile doğusunda terör konusuyla, milletimizi derinden yaralamaktadır. Anılan bölgelerde şehit düşen öğretmenler için herhangi bir çalışma yapmanız söz konusu mu?

 

MERT: Gerçekten ülkemizi terör olayları adeta savaş alanına dönüştürmüştür. Ben ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütün olan memleketimizin bu terör odaklarından temizlenebilmesi için daha etkin tedbirler alınmasından yanayım. Şehit öğretmenlerimiz konusunda devletimizin gereğini yaptığına inanıyorum. İlçemizde ayrıca herhangi bir çalışma yapmamıza gerek yoktur.

 

GÜNEYSU: 24 Kasım Öğretmenler günü hakkında görüşleriniz nelerdir? Bu günün öğretmenlik mesleğini cazip hale getireceğine inanıyor musunuz?

 

MERT: 24 Kasım Öğretmenler gününün bu yıl 13’sü kutlanmıştır. Öğretmenlik mesleğinin tanıtılması öğretmenler arasında birlik ve beraberlik sağlanması, sevgi ve saygı bağlarının güçlendirilmesi açısından gerçekten kutlanması gereken bir gündür. Bugünün öğretmenlik mesleğini cazip hale getirmesi öğretmenlerimizin çalışmasına bağlıdır.

 

GÜNEYSU: Sizce öğretmene saygı var mı?

 

MERT: Öğretmen etrafına saygılı olduğu müddetçe saygı görecektir. Milletimizin özünde öğretmene saygı vardır.

 

GÜNEYSU: Öğretmenlerin aldığı maaş yeterli midir?

 

MERT: Öğretmenlerin aldığı maaşın yeterli olduğu söylenemez ancak Türkiye şartlarına göre devlerimiz öğretmenlik mesleğine gerekli önemi vermektedir. Ben göreve başladığım 25 yıl önce devletin öğretmene verdiği ücretle maaş aynıydı. İşte ücretle maaş aynı seviyeye getirildiği an öğretmenlerimizin hiçbir sorunu kalmayacaktır.

 

GÜNEYSU: 30 yılını eğitime veren bir öğretmen emekli ikramiyesiyle bir ev ve arabayı neden alamaz?

 

MERT: Eskiden emekli olan bir öğretmen bir ev bir araba satın alabiliyordu. Emekli parasının birazı da artıyordu. İşte şu anda bizim gönlümüzden geçen öğretmenlerimizin aynı duruma gelmesidir.

 

GÜNEYSU: Bu bağlamda eğitim iş kolunda kurulan sendikacılığa nasıl bakıyorsunuz?

 

MERT: Ülkemizin kalkınması için çok sesliliğe taraftar bir yöneticiyim. Bu yönüyle kurulan sendikaları tasvip ediyorum. Zaten devletimizin görüşü de aynı şekildedir.

 

GÜNEYSU: Sendikacılığı bir ihtiyaç ya da bir tehlikemi olarak görüyorsunuz? Sendikaya şu aşamada üye olmayı düşünür müsünüz?

 

MERT: Sendikacılığı eski dönemlerde bir tehlike olarak görüyordum. Çünkü çok çok eski dönemlerde sendikacılar adeta devleti yıpratma görevini üstlenmiş gibiydiler. Yeni sendikacılık anlayışı üyelerinin daha iyi şartlarda yaşamasını sağlamaya yönelik olduğu için elbette tasvip edilecektir. Sendikalara üye olmayı elbette düşünürüm. Ancak ilçemizde iki ayrı öğretmen sendikası var. Birine üye olsam diğeri kırılabilir. Bu yönüyle şu şartlarda üye olmam yanlış değerlendirilebilir.

 

GÜNEYSU: Teftiş konusuna gelmek istiyorum. Teftiş heyetini oluşturan değerli meslektaşlarımızın zor koşullarda çalıştıklarını bilmekle beraber öğretmenler müfettiş kelimesinden adeta korkmaktadırlar. Bu korkunun aslı nedir?

 

MERT: İlçemizde teftişler her geçen gün daha da güzele doğru gitmektedir. Öğretmenlerin müfettiş kelimesinden korkmamaları gerekir. Bugünkü teftiş anlayışı bir hayli farklı konuma gelmiştir. Müfettişlerimiz en güzel şekilde yönlendirme görevlerini yerine getirmektedirler.

 

GÜNEYSU: İlçemizde son yıllarda müfettişten yetersiz puan alan oldu mu? Varsa sayı verir misiniz?

 

MERT: Göreve geldiğimden bu yana yetersiz puan alan öğretmen hatırlamıyorum.

 

GÜNEYSU: İlçemizde bina yapım ve tamiratı için kaç lira harcandı? Bu harcamanın ne kadarı devletten sağlandı?

 

MERT: İlçemizde okul bina yapım ve tamiratı için çok büyük harcamalar yapılmıştır. Bu yıl yaklaşık beş milyar liranın üzerinde harcama yapıldı.

 

GÜNEYSU: Tamir ve yeni inşaat için müteahhitler hangi yolu takip ediyorlar? Açık arttırma ilçemizde mi yapılıyor?

 

MERT: Emanet usulü inşaat yaptırılmaktadır. Lise ve dengi okullarımızın ödenekleri Ankara'dan gönderildiği için bu ihaleler ilde yapılmaktadır. Bizim ilçemizde sadece ilkokul inşaatlarının ihalesi yapılmaktadır.

 

GÜNEYSU: Okul aile birlikleri ve koruma derneklerinin aksayan yönleri var mıdır? Bu aksaklıklar nasıl giderilebilir?

 

MERT: Okul aile birliklerini ve koruma derneklerinin elbette aksayan yönleri vardır. Özellikle son uygulamayla kredi sisteminde okul -aile birliklerine büyük görev düşmektedir.  Heryıl tamiratı gereken okullarımız içinde koruma derneklerine büyük görevler düşmektedir. Okulda, aile birliği ve koruma derneği ne kadar iyi çalışırsa o okulun başarısı büyük ölçüde artacaktır.

 

GÜNEYSU: Sınavını yapmakla görevli olduğunuz sürücü yetiştirme kursları görevlerini tam olarak yapabiliyorlar mı? Sürücüler tam olarak yetişebiliyor diyebilir misiniz? Sürücü kurslarının değerlendirilmesinde gösterilen titizliği yeterli buluyor musunuz?

 

MERT: İlçemizde sürücü kurslarımız üzerine düşen görevleri en güzel şekilde yapıyorlar. Sürücülerin tam olarak yetiştirildiğine inanıyorum. Sınavlarda başarılı oluşları bunu göstermiyor mu?

 

GÜNEYSU: Öğretmenler her ay öğretmen evlerine belli bir üyelik aidatı öder. Fakat ne hikmetse büyük kentlerde öğretmenlerin öğretmen evlerinde kalamadıklarını, buralarda eğitimle ilgisi olmayan kişilerin kaldığını söylemektedirler. Bu iddianın doğruluk derecesi nedir?

 

MERT: Öğretmenevleri büyük bir ihtiyacı karşılamaktadır. İlçemizde beş katlı 60 yataklı, yaklaşık beş milyar lira sarfıyla yaptırılan öğretmen evimizde yeni sene ilçemize hizmet verecektir. Ben arkadaşlarımın büyük kentlerde öğretmenevlerinden istifade edemedikleri için üzülüyorum. Bu sorun çözülmelidir. Birlik beraberlik içinde hareket edersek bu sorunu da halledeceğimize inanıyorum.

 

GÜNEYSU: Siz, Din kültürü öğretmenisiniz. Sizce okullarımızda verilen Din Kültürü dersleri yeterli midir? Kısaca öğrencilerimiz İslâmi okullarımızda öğrenebiliyorlar mı?

 

MERT: Okullarımızda verilen Din kültürü dersi elbette yeterli değildir. Ben daha modern boyutlarda din eğitimi ve öğretimi verilmesinden yanayım. Öyle ki duyduğumuz kadarıyla Kur-an'ı Kerim tamamıyla bilgisayara aktarılmıştır. Video bantlarıyla, bilgisayarıyla, televizyonuyla okullarımızdaki din eğitimi cazip hale getirilmelidir. İşte o zaman öğrencilere din ile ilgili bilgileri tamamen öğretmek mümkün olacaktır.

 

GÜNEYSU: Başörtüsü özellikle üniversitelerimizde sıkıntı doğurmakta, bu sıkıntılar laiklik konusunda düğümleniyor. Sizce laiklik nedir? Başörtüsü sizce laiklik için bir tehlike midir?

 

MERT: Başörtüsünün üniversitelerimizde bir tehlike ve sıkıntı doğuracağına inanmıyorum. Zaten YOK bu konuda esnek kararlar almıştır. Laiklik konusu başörtüsüyle sınırlandırılmamalıdır. Üniversitelerde, başörtüsüyle derse girmek isteyenler, sadece Müslümanlığın icaplarını yerine getirmeye çalışanlardır. Anayasamızda din ve vicdan hürriyeti vardır. Dinin gereklerini yerine getirmeye çalışanlara baskı yapmak da anayasa ihlalidir. Laiklik dinin gereklerini yerine getirmeye çalışanlara engel olmak değil yardımcı olmaktır. Başörtüsünün laiklik için bir tehlike olacağı fikrine katılmıyorum.

 

GÜNEYSU: Medyanın Türkiye'deki örneklerini eğitici buluyor musunuz?

 

MERT: Medya Türkiye’de toplumu yönlendiren en büyük güçtür. İyi insanların eline geçerse eğitici olacaktır. Düzeleceğine inanıyorum.

 

GÜNEYSU: Köy ilkokullarımızın hepsini gezdiniz mi? Gitmediğiniz okul var mı?

 

MERT: Köy ilkokullarından gitmediğim hiçbir okul yoktur.

 

GÜNEYSU: Bazı köy ilkokullarına ihtiyacı olmadığı halde tuvaletlerin yapıldığı halbuki aynı okulların çeşmeye ihtiyaç duydukları okul müdürleri ve muhtarlar tarafından bildirilmiştir. Hatta bazı köy okul müdürü ve muhtarlarının bu inşaatlardan haberi olmadığı söylenmektedir. Bu konuda bizi aydınlatır mısınız?

 

MERT: Köy İlkokullarımızın onarım ve tuvaletlerinin yapımı belli bir plan ve program dâhilinde yürütülmektedir. Okul müdürlerinin ve muhtarlarının bazılarının inşaat başlangıçlarından haberlerinin olmadığı doğrudur. Çünkü bu yıl 24 tane okulumuzda inşaat vardır. Adeta ilçemiz okulları bir şantiyeye dönüşmüştür. Bu aydınlık ufukların geleceğine işarettir.

 

GÜNEYSU: İlave edeceğiniz başka birşey var mı?

 

MERT: Ben Anamur SEDİR dergisinin yayın hayatına girişinde gösterdiğiniz gayretlerden dolayı sizi tebrik ediyorum.

 

GÜNEYSU: Değerli zamanlarınızı ayırıp bizi bilgilendirdiğiniz için teşekkür ederim.

 
 
                       BOSNA’YA AĞIT

 

 

                                                   Kerim TOSLAK

 

İslâm’ın izzeti, bütün değeri,

Yıkıldı Bosna' da, ağıt yak ağla.

Ecdat yadigârı eşsiz mimarı,

Yıkıldı Bosna' da,  ağıt yak ağla.

 

Mostar Köprüsünden geçilmez oldu,

Dost ile düşmanlar seçilmez oldu.

 

Baykuşlar ötüyor, haneler viran,

Mezardan kalk seyret, hey Koca Sinan.

Ne hale gelmiştir,  eşsiz hatıran,

Yıkıldı Bosna'da,  ağıt yak  ağla.

 

Göklere yükselir feryadü figan,

Ümmet paramparça, herkes perişan.

 

Kadınlar çaresiz, çocuklar ağlar,

Nice ocaklar söndü,  bozuldu bağlar.

Şehid kanlarıyla sulanan dağlar,

Yıkıldı Bosna'da,  ağıt yak ağla.

 

Bu bir imtihandır, lakin çok ağır,

Müslüman şuursuz,  insanlık sağır.

 

Mehterin sedası susalı beri,

Gelmez oldu artık zafer haberi.

Allah Resulü'nün yüce minberi,

Yıkıldı Bosna'da,  ağıt yak ağla.

 

Endülüs'ten bir ibret var, Bosna'ya,

Avrupa'dan bir feryat var Asya'ya.

 

Tarihler yazmadı, böyle mezalim,

Nasıl anlatalım, nasıl umalım.

Bir tarih katloldu, mezar kazalım.

Yıkıldı Bosna' da ağıt yak ağla.

 

Sabrın, tahammülün hududu Bosna

Bu asrın ''Ashab-ı Uhdud'u" Bosna

 
 
 
 
 
 
 

       ANAMUR’DA ZİRAAT ve HAYVANCILIK

                                                                  Ahmet CENGİZ

Anamur'un geçim kaynağı olarak ziraat, hayvancılık, orman ve son zamanlarda turizm işletmeciligi olmak üzere, dört ana bölümde toplanır. Bunların içinden, çok önemli olan ve Anamur'un hem eski hem de geniş bir kitleye hitap eden, ziraat ve hayvancılıktan bahset­mek istiyorum.

Toros dağları Akdeniz'e paralel olarak uzanır. Bazı yerlerde hemen denize dik indi­ginden ekime elverişli saha bulmak mümkün değildir. Bunlardan nasibini alan yörelerden biri de Anamur ve çevresidir.

Anamur verimli toprakları olan; fakat ge­nişligi olmayan küçük bir düzlüge sahiptir. Bu nedenledir ki, yılda iki mahsül kaldırıl­maktadır. Ne yazık ki, bu daracık sahada çar­pık bir şehirleşme nedeniyle yavaş yavaş be­ton yığını haline geliyor.

Geçimlerini ziraat ve hayvancılıkla saglayan Anamur halkının zor durumlar içinde ol­dugu bir gerçektir. Bunun sebeplerini şu şekilde açıklamamız mümkündür : Öncelikle Anamur ihracat merkezleri olan Mersin ve Antalya'ya çok uzak. Bununla birlikte yollar da oldukça bozuk. İllere yakın çevrelerde yetişen ziraat ürünleri aynı şartlar altında Anamur'da yetişmesine rağmen, daha iyi kali­tede oldugu halde, oralardan daha ucuza mal olmaktadır. Bu­nun sebebi de tüccar nakliye masrafrını kur­tarmak için Anamur'daki ziraat mahsulüne daha düşük fiyat ver­mektedir. Üretici ken­disi oralara gotürürse yine ambalaj ve nakliye ücreti, çalışanlarımızı bir hayli mağdur etmektedir. Bütün bunların yanında bu­ralarda yetiştigi halde iç piyasada pazarlana­mayan ziraat ürünlerinin ithal edilmesi üre­ticilerin veya tarım işçilerinin hiç bir sosyal güvencesinin olmaması; iktidarlar tarafından desteklenmemesi Anamur'daki ziraatçılığı  olumsuz yönde etkilemişti.

Anamur dağlık ve ormanlık olması nede­niyle koyun yetiştirmeye elverişli degildir. Keçi yetiştirmeye elverişli oldugu halde birçok ormanlık yörenin korunmaya alınması nedeniyle köylüler keçilerini satmak zorunda kalmışlardır. Bir kısmı besiciliğe yönelmiş olsa da, yöremizde hayvan­cılığı gittikçe azaldığı görülmektedir.

Genel bir bakıştan soma ziraat ve hayvancılık konusunda uzmanlarada başvurarak yapılan bir araştırmayla şu sonuçlara vardık.

Ziraat   Mühendisi Gürsel CENGiZ ziraatçilik konusunda sorula­rımızı yöremiz açısından degerlendirdi: “Ziraatcılık yakın zamana kadar ilkel metodlarla  yapılıyordu. Bu yüzden  de birim alanından alınan ürün daha azdı. Bunu şu sebebe baglayabiliriz. Anamur'da kişi başına düşen ekilebilir arazi miktan azdır. Traktör gibi geliştiril­miş ziraat aleteri alması, bu şekildeki çiftçile­ri kurtaramayacaktır. Başkasına ücret karşılığı yaptırmasıda pahalıya mal olacağından kendi imkanları ile ziraatçilik yapmaya çalışmakta­dır. Tabi ki bu da az ve kalitesiz ürün alınmasına neden   olmaktadır.

Günümüzde birçok çiftçimiz yeni teknik­lerle birim alanında alınan ürün miktarını arttırmıştır. Bunun başında seracılık gelmektedir. Yöremizde seracılık, iklim şartları nedeniyle üreticinin en önemli geçim kaynağı olmuştur. Günden güne gelişen tohum, gübreleme, ilaç­lama ve sulama sistemlerinin yeni tekniklerle yapılması seracılığın önemini daha da artırmıştır. Seracılıkta karşılaşılan en buyük prob­lem, nakliyedir. Mersin ve Antalya gibi buyiik sebze ve meyve hallerinin bölgemize uzak oluşundan, Anamur halininde çeşitli nedenler­Ie hizmet verememesinin de dolayı pazarlama işinde çeşitli zorluklarla karşılaşılmaktadır. Mersin ve Antalya hallerinde satılan ürünleri­mizin nakliyenin pahalı olması, kesintilerin fazla oluşu sebebiyle kazancın % 25’i kaybedil­mektedir.

Yöremizin en eski ve ana geçim kaynağı muz ve yer fıstığıdır. Ne yazık ki bölgemizde, en kaliteli olarak yetişen bu ürünlerin önemi­nin artırılması için, gelen hükümetlerin hiç bir destek ve teşvik yapmadıkları gibi; dışarıdan da ithal etmişlerdir. Girdilerin çok fazla artması sebebiyle bu ürünlerden elde edilen kazanç düşmüştür. Bu ürünlerin değerini kaybetmesinden soma üretici muz ve yerfıstığı yerine kazancı daha yüksek ürünler üretmeye başlamıştır. Bu ürünlerin başında sebzecilik ve çilek üretimi gelmektedir. Çiftçilerimizin ümit kapısı haline gelen çilek üretiminin teşvik edil­memesi desteklenmemesi halinde muz ve yer­fıstığı gibi üreticimizin geçim kaynağı olmak­tan çıkacaktır.

İlçemizde kaliteli bir şekilde yetişen narenciye ürünleri de halkımızın diğer geçim kaynaklarından biridir. Narenciye ürünlerinde ihracatın az olması, iç pazarda da tüketilmemesi sebebiyle iyi kazanç sağlanamıyor. Kazanamayan üreticide imar ve bakım işine önem vermemektedir. Bu nedenle de üretim azalmaktadır. Bir zamanlar çiftçilerimizin birçok emeklerle ve ümütle bakıp büyüttüğu limon bahçeleri sökülüyor; yenisi de dikilmiyor.

Arıcılık yöremizde birçok kişinin ilgisini çeken bir uğraştır. Ne yazık ki bu kişiler he­vesle başladığı bu işi hayal kırıklığı ile bırakmak zorunda kalıyor. Yöremiz arıcılığı elve­rişli olmadığı gibi teknik arıcılık yapılmıyor. Böylece ziraai ilaçlamaların çok sık yapılması dolayısıyla arıların zehirli ilaçlardan olümü, arıcılığı olumsuz yönde etkiliyor. Yaz aylarında Toros yaylaları kısa bir süre ciçek mevsimi yaşar. Yöremizin kovanları buraları taşıdığından bal için gerekli olan bal özünü arılar kısa bir zaman içinde almak zorunda kalıyor. Yaylalar da yetişen yoncalar bal özü bakımından zengin olmasma rağmen yöremizdeki yerli arıların hortumları kısa olunca çiçeklerden pek fazla yararlanamamaktadır.

İlçemizin ulaşılabilinecek hayvan potansiyeli; 25000 koyun, 55000 keçi, 14000 Sıgır, 60000 kanatlı olup genelde yerli ırklardan oluşmaktadır.

Yerli ırklar yöremiz şartlarına dayanıklı olma­sına ragmen verimleri çok düşüktür. Yerli ırkların ıslahı yönünde son yıllarda bilhassa sığırcılıkta, suni tohumlama yurt dışından damızlık düve ithali gibi bazı olumlu çalışmalar yapılmakta, verimli neticeler alınmaktadır.

İlçemizde ormanların korunması amacı ile bazı yasakların getirilmesi keçi yetiştiriciligini geriletmekte, bunun yerine kaliteIi koyun ırkları ile koylülerin bu zararları giderilmeye çalışılmaktadır. İlçemizdeki büyük baş hayvancılık ise genelde aile işletmeciligi şeklinde olup ailelerin kendi ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde yapılmaktadır. Son yıllarda tüketimin artması, taleplerin fazlalaşması nedeniyle bilhassa besicilik üzerine bazı modern besihaneler faliyete geçmiştir. Yine devlet tarafmdan yürütülen suni tohumlama programlan ile kaliteli ırk bogalardan alınan tohumlarla inekler tohum­lanmakta, yüksek verimli melez ırk sıgırlarının sayısı artmaktadır. Yine Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatifleri kanalı ile yurt dışın­dan ithal edilen yüksek verimli damızlık dü­veler yetiştiricilere dağıtılarak ıslah çalışmaları sürdürülmektedir. Projeli besihane yapanlara % 25 destekleme primi verilerek, hayvancılık teşvik edilmeye çalışılmaktadır.

Tavukçuluk yapan işletme sayısı çok az olup, sadece et yönünden üretim yapılmaktadır. İlçemizdeki tü­ketime cevap verememektedir. Yumurta üreti­mine yönelik çiftlik bulunamamaktadır. Bütün bu olumsuzlukların yanında Anamur, her bakımdan, herşeyi ile birlikte kendisine fazlasıy­la yetecek ziraat ürünlerine sahiptir. Dört mevsimde her türlü sebzesi bulunmaktadır. Büyük illere oldukça uzak şirin ilçemiz kalkınmak istiyor. Daha dogrusu il olmak istiyor.

İLÇEMİZDEKİ HAYVAN VARLIĞI (*)

İlçemizin Hayvan Mevcudu 

Sığır

3800 Adet

Koyun

15000 Adet

Deve

13 Adet

Keçi

25000 Adet

At-Katır

250 Adet

Eşek

800 Adet

Kedi

180 Adet

Köpek

320 Adet

Kanatlı

35000 Adet

 

Elde Edilen Hayvansal Ürünler 

 

  

Kırmızı Et

416 Ton

Beyaz Et

100 Ton

Yapağı

50 Ton

Süt

20000 Ton

Yoğurt

2000 Ton

Peynir

1050 Ton

Yağ

300 Ton

İlçemizdeki Kovan Sayısı ve Bal Üretimleri 

Fenni Kovan Adedi

9000 Adet

Bal Üretimi

90 Ton

Balmumu

4700 Kg

Arı Besleyen Köy Sayısı

35

İlçemizdeki Kanatlı Sayısı ve Yumurta Üretimleri

Toplam Tavuk Sayısı

35000 Adet

Toplam Yumurta Miktarı

63000 Adet

Hayvan Aşılamaları

Dış. Kay.Hay.Prj.İt.Hay.K.İş. Ay. Kont.Kay.Tut.

40 İşletme

Hay. Has. Ve Zar.İle Müc. Prj.Tarama

19942 Adet

B.Baş Şap Aşısı

6040 Adet

B.Baş Şap Kampanya Dışı

65 Adet

K.Baş Şap Kampanya Dışı

2000 Adet

Kedi-Köpek Kuduz Aşısı

66 Adet

Br. Abr. Bang

20 Adet

Aşılamaları yapılmıştır.

 

 
 
 

ANAMUR'DA YARDIMLAŞMA VE YARDIMSEVENLER DERNEĞİ ANAMUR ŞUBESİ

 

                                                        Ali Rıza KİBRİT

 

"Bir elin nesi var. İki elin sesi var." veciz ifadesi ile yardımlaşmayı ne güzel dile getirmiş Türk insanı. Bu anlayışı günlük hayatına da yansıtmış ve bütün dünyaya ''yardımsever millet" olarak tanıtmış kendini. Tarih boyunca -özellikle Anadolu'da- vakıflar çevresinde önemli yardım kuruluşları doğmuş; açlar doyurulup, çıplaklar giydirilmiş. Türklüğün iyi niyeti ve İslam'ın hoşgörüsü ile geliştirdiği bu mükemmel duyguyu bugüne getirmiş insanımız.

 

Bugün de ülkemizde çeşitli yardım kuruluşları, vakıflar, dernekler var. Hepsinin de hedefi zor durumdaki insanlara yardım etmek.

 

Bu kuruluşlardan biri de Anamurumuz’da bulunuyor. Ülke çapında bir yardım kuruluşu olan Türkiye Yardımsevenler Derneği'nin Anamur Şubesi. 26 Kasım 1986'da kurulan derneğin tüzüğünde de belirtilen amaçlanın şöyle açıklıyor Başkan Yüksel Kaplan : - Yardıma muhtaç insanlarımıza, yoksullara nakdi ve ayni yardımda bulunmak.

 

Bu yoldaki yardımlarını; ilkokuldan üniversiteye kadar öğrencilere, zorda olduğuna inandıkları muhtaçlara yaymaya çalıştıklarını belirtiyor. Yüksel Hanımefendi örnekler de veriyor:

 

Bir böbrek hastamız var. Her diyalize bağlanışında bir milyon lira yardım ediyoruz. Biri ilkokulda, üçü değişik liselerde (birisi de benim öğrencim), biri üniversitede olmak üzere beş öğrencimize şu anda belirli miktarda aylık ödüyoruz, onlara destek olmaya çalışıyoruz.

 

Dernek gelirlerinin üye aidatları, bağışlar ve tertiplenen çay, yemek, gezi gelirleri ile üyelerin el emeklerinin paraya çevrilmesinden oluştuğunu ifade eden demek başkanının dergimiz aracılığı ile halkımıza duyurmak istediği bazı istekleri de var haklı olarak. Neler mi?

 

Öncelikle dernekte çalışabilecek, faal, zamanı müsait olan erkekleri de demek üyeliğine davet ediyorlar. (Şu anda derneğin erkek üyesi bulunmuyor.) İlçedeki müteahhitlerden, zenginlerden -derneğin şu anda faaliyet yaptığı bina sağlıklı olmadığı için- derneğin rahat faaliyet yapabileceği bir bina veya daire bağışı istiyorlar. Hiç olmazsa geçici olarak kullanabilecekleri veya cüzi bir kira ödeyebilecekleri bir yer diyorlar.

 

Halkımızdan konuya daha çok hassasiyet göstermesini istiyor ve tertiplenen çay veya yemek biletlerini belli kişilerin veya sadece üyelerin aldığını, yine belli kişilerin konuya ilgi duyduğunu belirtiyorlar. Vakti müsait olan kadın-erkek herkesi her çarşamba saat 13.30'da yaptığımız istişare toplantıya katılmaya, çalışmalarımızı yerinde görmeye davet ediyoruz, diyorlar.

 

Biz, onların çalışmalarındaki samimiyetlerine inanıyor, çalışmalarını destekliyor ve kendilerine başarılar dilerken okuyucularımıza ve halkımıza da "Düşmez, kalkmaz bir Allah." diyoruz.

 
 

                            “DÖNEK KARDEŞ”

 

                                                            İbrahim TUNA

 

Savaşmayasın, hür olmayasın diye silahını aldılar, hapse attılar;

 

Yazmayasın, kimse seni duymasın, anla­masın diye kalemini aldılar. Ayaklarına zincir, ellerine kelepçe vurdular.

 

Fakat sen kızıl zindanlara al kanınla dileğini, temennini yine yazdın;

 

"Hani yaz mevsimi çiçeğim,

Tez düştü yurduma hazan ay eller.

Ben yazabilmedim ellerim bağlı,

Yok mu bir derdimi yazan ay eller."

 

Dedin...

Aynen böyle haykırdın Ahmet Cevâd'ım.

Ama ben ne yaptım, biz ne ettik?

 

Ya sen Muhammed Hâdi;

 

"Bir nişan almaklık için satmayın bu milleti,

Milletin, milliyetin hiç yok mu sizde gayreti?"

 

Derken bize mi sesleniyordun,

Yoksa bizi mi anlatıyordun?

 

Peki sen ne diyordun Abbas Sıhat?

 

" ... Ya er ol ortaya çık, gel kömek et kardaşına,

Ya gedip evde otur, hem de leçek sal başına."

 

"Bir suç mu düşmana göğüs gerdiğim?

Günah mı Türklüğe gönül verdiğim?

Rusların açtığı yaradan derin,

Anayurtta öz kardeşten gördüğüm... "

 

Aman Allah'ım!

Elmas Yıldırım ne diyor?

Rusların açtığı yaradan daha beter ne ya­pılır ki?

Hem de hitap bize, yani Türkiye Türk’le­rine!

Acaba ne yapmışız ki?

 

"Birleşmiş Milletler var, AGİK var, Minsk Grubu var, Amerika var, Avrupa var, insan haklan var, var, var oğlu var... Demişiz 94'lere girerken.

 

Biz açız diyenlere, açlıktan geberin diye­meyiz demişiz... 94'lere girerken.

 

Elçi bey giderse, Haydar Ağa gelir demişiz 94'lere girerken, Ermeniler...

... 94' ...”

 

Olamaz, gerçekten olamaz! Bu kadar da büyük hataya düşmemeliydim. Elmas Yıldırım 94'lerle ilgili bir olaydan bahsetmiyor. 44'le ilgili bir büyük başarımızdan (!) söz ediyor. Hemen tarihin sayfalarına bir göz atalım:

 

Yıl 1944

İkinci Dünya Savaşı'nın sonları.

 

Alman, mağlup olmuştur. Ruslar tarafın­dan Alman cephesine sürülen milyonlarca Türk'ten, bir kaç milyonu Alman esir kampla­rında yıllarca ölümle pençeleştikten sonra, ba­tılıların eline geçer, Rusya bu Türklerin, "Sov­yet vatandaşı!" oldukları gerekçesiyle kendile­rine teslimini İster.

 

Biz Türk'üz bizi Ruslara teslim etmeyin diye çırpınan milyonlarca Türk, hain ve ah­mak Amerikalılar tarafından Rus cellâtlarına teslim edilir.

 

Stalin'in bir cellât olduğu, bizzat Rus makamlarınca kabul edilmiştir.

 

Rusların elinden ancak bir kaç bin Türk kurtulabilir. Bu Türklerden 150-200 kadar Azeri, Türkiye'ye "Siyasi mülteci" olarak sığı­nır.

 

Ancak Stalin cellâdını, içtiği milyonlarca Türk'ün kanı tatmin etmemiş olmalı ki, döne­min Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'nden bu Azerileri de ister.

 

Türk hükümeti bu 150-200 kadar, Azeri Türkü'nü teslim etmeye karar verir.

 

Teslim heyeti, Azerileri alarak sınıra gö­türür. Azeriler, teslim heyetine yalvarırlar. “Bizi sağ teslim etmeyin, buracıkta siz öldürün, ölümüzü teslim edin” derler. İstekleri kabul edilmez ve küçük gruplar halinde Azerilerin Ruslara teslimine başlanır. Fakat ilk verilenler hemen oracıkta Ruslar tarafından şehit edilince, teslim heyeti durumu telsizle Ankara'ya bildirir, cevabını beklerler...

 

Cevap iki kelimedir! Teslim ediniz. Ve hepsi canlı teslim edilir, cansız teslim alınır!!!

 

Peki, bunlar Türk değiller miydi?

 

İnsan değiller miydi? Kardeş değiller miydi?

 

Teslim edilmese ne olurdu?

 

Bugün Ermenilere ne diyebiliriz?

 

Ruslara ne diyebiliriz?

Azerilere ne diyebiliriz?

 

"DÜN NE YAPMIŞIZ Kİ, BUGÜN NE YAPABİLİRİZ? (YAPACAĞIZ)” İşte Azeri Şair Elmas Yıldırım bu olayı yorumlar:

 

DÖNEK KARDEŞ

 

-1944 yalında anayurda sığınıp bilahare Ruslara teslim edilen Azeri kardeşlerimin ruhuna-

 

"Türk denince özü, sözü merd olur,

Dost deyince ayrılmaz bir ferd olur,

Kardeş deyip dara düşsem, sığınsam,

Şimden gerü bu bana bir derd olur!

Ben ne diyem bu vefasız dağlara?

Öz kardeşi dönek olan ağlar a ...

 

Türk ... O Altayların dünkü eri mi?

Yolunda can koydum, verdim serimi.

Düştüğü ağlardan kurtulsun diye,

Serdim ayağına doğma yerimi...

Kardeş armağanı dökülen kanlar,

Bana mükâfat mı giden kanlar?

 

Ben diyordum : "Kayıhan"dır soyumuz,

Bir kaynaktan varlığımız, boyumuz.

Dilim dili, yolum yolu, emel bir,

Bir bayrakta, yıldızımız, ayımız...

Azeri, Türk, Türkmen... Var mı ayrılık?

Nerden doğdu bu imansız gayrılık?

 

Alnımın yazısı karadır, kara...

Karadan bir mendil yolladım yara;

Yol uzun, il uzak, yetişmez eller,

Türklüğün kanayan kalbini sara...

Felek kıymış beslenen bu dileğe,

Lanet Türk'ü hançerleyen bileğe...

 

Bir suç mu düşmana göğüs gerdiğim?

Günah mı Türklüğe gönül verdiğim?

Rusların açtığı yaradan derin.

Anayurtta öz kardeşten gördüğüm...

Seslenseydim, ses çıkardı her taştan,

Ne beklersin sağırlaşan bir baştan?

 

Kaçtır eli kanlı çıktı oyunda,

Ne bilem kahbelik varmış soyunda?

Girdiğim öz yurttan döndürülürken,

Kanımın aktığı sınır boyunda,

Açan lalelerden bir çelenk örsem,

Türklük dünyasına armağan versem."

 

Evet, E1mas YILDIRIM, "Dönek Kardeş" di­yorsun. Korkuyorum, utanıyorum, kahroluyo­rum, gerçekten ben dönek miyim diye?... Ne bileyim, ne diyeyim! Yıllarca önce öldüğüne, bugünü görmediğine sevineyim mi!?... Allah (CC) sana Cennet, bize Hidayet nasip etsin.

 

 

         ŞEB’İ ARUS’UN 720. YILINDA Mevlâna

 

                                                    Selâhattin ORAL

 

13.Yüzyılda Anadolu’ya yerleşen ya da Anadolu'da yetişen birçok sofi vardır. Bunların başında zengin tefekkürü ve engin bilgisiyle tasavvuf felsefesine yeni bir hamle ve hayat kazandıran "şey-ül Ekber" unvanı ile tanınmış şeyh Muhittin Arabi'yi anmak gerekir. (1165-1240) fakat 13. yy'ın Anadolu sofileri içinde yüksek tefekkür heyecanı ile aşk ve ilhamı birleştirerek bunları şiir sanatının ölümsüz terennümleri arasına koyan en büyük tasavvuf şairi şüphesiz Mevlana- Celaleddin Rumi'dir.

 

Mevlana İslam panteizminin, hakikat adını verdiği Allah'a yani büyük hakikate, bilgi, tefekkür, sanat heyecanı ve bunların hepsinden üstün bir aşk yoluyla varmak isteyenlerin en büyüklerindendir. Aynı yolda şiiri, musikiyi ve insan vücudunun her zerresi ve her hareketiyle bir ibadet havasına girerek Tanrı'ya katlanması manasındaki "sema" sanatını dile getirerek, insanın bir gün insanlıktan da üstün dereceye yükselip büyük bir yaratıcıya vasıl olabileceğini söylüyordu. Mevlâna'nın fikir ve gönül yücelten felsefesi imanın bütün esaslarını, emirlerini, İslâm’ın Allah'ına ve Peygamberine tam bir ihlâsla bağlı bulunuyordu.

 

Mademki insansın, mademki duyuyor, düşünüyor ve seziyorsun büyük hakikati bulmak için gönlünü ve idrakini yoracaksın. Duyduklarını ve bulduklarını söyleyeceksin sen söylemezsen ruhunun vasıl olduğu sırlan sazlara, semalara söyleteceksin. Bütün bunlara dahi söylenemeyecek sırlara erdiğin zamandır ki, o zaman susacaksın.

 

Mevlana yalnız Türk tasavvuf edebiyatında değil hemen bütün İslâm edebiyatları ile batının düşünce yapısında tesir etmiştir. Onun adı, imanı, yalnız Türkler arasında değil, İran, Pakistan, Hindistan gibi ülkelerden başka İslâm panteizmi ile ruhunu besleyen birçok batılı bilim adamlarını da etkilemiştir. Başta İngilizler, Almanlar ve Hollandalılar olmak üzere Mevlana ve Mevlevilik Batılı aydınların Farsça öğrenmelerine sebeb olmuştur.

 

Mesnevi üzerinde çalışan ve onu İngilizceye çeviren çağdaş dünya bilgilerinden A. Nicholson, tercümesinin önsözünde şunları söylüyor. Mevlana kafadan ziyade gönüle hitap eder. Hiçbir zaman felsefe dili kullanmaz, okuyucularına vahdet yolunu açtıktan soma onları Allah'a kavuşturmanın bir panaromasını çizer, bütün sırlarını beyan eder. Gerçekten de Mesnevi bir felsefe kitabı olmaktan çok romantizmin doruğuna ulaşmış bir sofiyane aşk kitabıdır. Geothe'yi düşündüren muhteşem romantizm de budur. Hemen hemen bütün büyük-küçük şairleri etkileyen, onlara ilham ve heyecan kaynağı olan Mevlana halk arasında da daima "sevgi ve saygı” görmüştür. Mesnevi'nin mukaddes bilinen adı ve varlığı kadar Mevlevilik heyecanını terennüm vasıtası olan ney sedası da hep Mevlana'yı hatırlatmış ve;

 

“Niye halk etti deme Hazreti Mevlana'yı

Halka andırmak için Hazreti Mevlana'yı”,

 

gibi tecnislerle onun adı neyin ve Mevlana'nın adıyla birleştirilmiştir. Düşüncesinin temeli sevgi olan Mevlâna, bu sevginin kaynağım İslam’dan almıştır. İnsanlar arasında din, soy, mezhep gözetmeksizin bütün insanlığa açtığı kucağı, hakiki değerini hümanist geçinenlerin hiçbir dönemde anlayamayacakları bir sevgi ile doludur. Kur-an'ı Kerim'in esaslarına bağlı kalarak hoşgörüsünü en yüce seviyeye yükselten Mevlana, Hazreti Muhammed'in izi tozuna bağlı olduğunu çok yerde ifade etmiştir.

 

Şiirlerindeki temel görüş kendisine mahsus bir tasavvuf odağında toplanır. Ancak bu tasavvuf onda bambaşka terennümlere ulaşır. Tek varlık ilahi aşk ve insan sevgisi gibi başlıca temaları tabiattan, hayattan ve halktan aldığı zengin malzeme ile donatmış buna sonsuz bilgisini ve hayal gücünü de katmıştır.

 

Tasavvufa Allah karşısında insanın durumunu daha açık surette belirterek yeni bir yıl getirmiştir. Ona göre insan yalnız Allah'ı değil Allah da insanı sevmektedir. Şu halde insanoğlu Allah'ın sevgilisi, maşuk-u ilahidir, in san bu yüceliğini iyi bilmeli ve ona göre yaşayıp ona göre davranmalıdır. Hileci, zalim, dönek, cimri, bayağı, basit, tembel, kirli, çirkin, pasaklı olmak bir Allah sevgilisine göre insan bu düşünce ve davranışlardan kurtulmalı yalnız Allah'ın kendisine bahş etmiş kendinde tecelli ettirmiş olduğu lüzumsuz ve yüce vasıflara özenmelidir. Hakiki insan Allah'ın kendisine bahşettiği bu aşk karşısında şımarmaz. Onu sevindirmek için diğer insanlara da dost, kardeş gözüyle bakar. Bu konuda bir rubaisi de çok anlamlıdır.

 

 O şarapla sarhoşum ki kadehimde nakş-ı aşk

 O ata binmişim ki onun yemi aşk

 Ben o varlığa kulum ki

 Onun kulu kölesi aşk

 

En yüksek ahlâk, hakiki Müslümanlık ve insanlık ancak bu davranışların içinde bulunur. Zaten onun da asla ayrılmadığı, durmaan üzerinde durduğu mesnevisinde adeta reddettiği kâinat, Kur-an'ı Kerim kâinatı, Allah aşkına ve onun Resulüne duyduğu sevgidir.

 

Mevlana'nın tasavvuf, Allah aşkı, dünya vs.yi ilgilendiren görüşleri mesnevi ve başka eserlerinden aldığımız şu metinlerle anlatılabilir. Bu âlem bir rüyadır. Hakikatte yok olan şu cihan, var gibi görünmekte. Hakikatte yok olan cihan da adamakıllı gizlenmekte. Rüzgâr esti mi toz toprak görünür. Amma rüzgâr görünmez. Toz, toprak kendisini gizleyen rüzgâra perde olur. Deniz birdir. İncisi, balığı da dalgasındadır. Denizde ikilik ve ıstırap yoktur. Allah âlemi yaratmakla çoğalmadı, artmadı. Zat'da ne artma vardı ne eksilme. Artmış gibi görünen onun zuhurudur. O gizli bir define idi. Pek dolu olduğundan yarıldı. Kendisini izhar etti.

 

Biz sana aşıkız sense aynaya aşıksın

Biz sana bakmaktayız, sen aynaya bakmaktasın

Bir ah edeyim de dumanıyla dünyayı kurtarayım

Artık ayna bir daha cilalanmasın, içinde bir şey görünmesin.

 

Mevlana'ya göre nefse eziyet etmektense ıslah etmeli. Asıl sofiliği biçimde, kıyafette, insanı aşağılatan vücut eziyetlerinde değil gönül sağlığında, irade gücünde aramalıdır. Dua, ayin, sema, musiki, insanları maddi dünyanın boğuntusundan kurtarıp, hür ve yüce iklimlere ağdırabilir.

 

Sanat eserlerinde sadece kelimelerin yığını olarak telakki etmeliyiz. Onu incelerken sanatkârın, bütün yönleriyle şahsiyetini, çevresini, sosyal hayatını da göz önüne almak gerekir. Kelimenin arkasındaki dünya asıl olan dünyadır. Önemli olan oraya inebilmektir. Sartre "günümüz sanat eserleri ısmarlama olmalıdır" der. Bu görüş de sanatı bir gaye olarak alan, ona ulaşmayı ön planda tutanların görüşüne göre tezat teşkil eder. Şaire yansıyan madde, maddi fonksiyonunu kaybeder. İmaj, görülen bir kaynaktan gelen fakat sanatkârın hayal dünyasında eridikten soma dışa akseden bir unsurdur. A.Nihat Tarlan'ın ifadesiyle "hayatın her tecellisinin arkasında bir iman vardır." İşte o "iman" sanatı gaye olmaktan çıkarıp vasıta yapar.

 

Mevlâna irşad vazifesini güzel sanatların bir dalı olan şiirle yapmıştır. Bunun en tabii bir netice olduğunu arılamak için onun vecd içinde bulunuşunu anlamak şarttır. Sadece bir duygu işi olmayan şiir ona bir aşkın kelime halinde ifadesi tarzında gelmiştir. Hüsamettin Çelebi'ye Meram Bağlarında Mesnevi'nin ilk on sekiz beytini yazdırırken bu aşkın terennümünü görüyoruz.

 

"Benim nefesim âlemde ne ateşler yakmıştır." Benim bu fani sözlerimden ne bekalar coşup zuhur etmiştir. Kulaklar ancak benim sözlerimin dışını anlıyor. Canımdan kopup gelen feryatları kim arılayacak?  "Şiiri konusunda bunları söyleyen Mevlana bazen şiirden nefret eder." Kafiyeyi düşünüyorum diyorum. Sevgilim “kafiyeyi düşünme beni düşün" diyor. Harf, söz, ses... bunları ortadan kaldırmak ve seninle başka türlü konuşmak istiyorum. Ziya Paşa bir beyitinde şöyle diyor:

 

Şair demek öyle ehl-i hale

lns-ı nakisedir kemale

 

Hakikatten Mevlana'yı birinci planda şair olarak değerlendirmek yanlış olur. Kur'an-ı Kerim'de "şairlere ancak asiler tabi olur, biz ona şiir öğretmedik. Bu ona yakışmaz. Onun sözleri vahy-i ilahidir. Ve Kur' an-ı mü'bindir”, buyuruyor. Ancak böyle bir değerlendirmeyi devrin Arap cemiyeti içinde nüfuslu hale gelen şairlerin ve yeni dinin yayılması açısından düşünürsek haklılığına kanaat getiririz. Nitekim daha soma Yüce peygamber, bir hadisinde "şiirde muhakkak hikmet vardır. Beyan ve ifade de insanı büyüler" buyuruyor. Bu sözler şiirin insan üzerindeki asıl tesirine işaret olarak kabul edilmelidir.

 

Hemen bütün tasavvuf ehlinin fikirlerini ihtiva eden eserleri vardır. Sonradan bir araya getirilen Yesevi Hikmetlerin dışında da hemen hemen tamamı derli topludur. İlmin en yüksek mertebesine yükselmiş büyük âlimlerin tamamı çağlarını aşabilmek, fikirlerini gelecek nesillere aktarabilmek için bu yolu seçmişlerdir. Nesir yada nazım olsun fark etmez. İran'dan Pakistan'a oradan batıya kadar yakılan geniş felsefesinin özüne Mesnevide toplayan Mevlana, şiirin yanında musikiyi de vasıta olarak kullanmıştır. İrşad için bu iki sanatı seçmesinin sebebi derinliğine araştırılmalıdır. İnsan ruhunu en çok etkileyen ve onu madde âleminden sıyırabilen bu sanatlar, coşkunun engin romantizmin vasıtasıdır. Fizik ötesini kavrayabilene de etkileri inkâr edilemez.

 

Eserlerinin çoğunluğunu Farsça yazan Mevlana, aynı zamanda devrinin Türkçe yazan nadir şairlerindendir. O'nun eserlerinde birçok Türkçe deyim, atasözü ve toplumsal hayatla ilgili terimlere rastlıyoruz. "Her ne kadar Farsça söylüyorsam da aslım Türk’tür" (Aslem Türk-est eperçi Hinduguyem) diyen Mevlana safi Türkçe beyitler de söylemiştir.

                    

 

Gele sen bunda sana en garazum yok işidür sen

         Kala sen anda yavuzdur yolunuz kande kalur sen

        Çelebidir kamu dirlik Çalab' a gel ne gezersen

        Çelebi kullan n isten Çelebi'yi ne sanur sen

 

Örneklerini çoğaltmak mümkündür. Eski Yunanca, Rumcası gibi dilleri, İslâm’ın yanında diğer dinleri ve müsbet ilimleri yakından tanıyan bu büyük mutasavvıf âliminin tohumlarını attığı bir imparatorluğunun enkazında çıkanlar genç devlerimizin yeni nesilleri "şeb-i arus” (kavuşma günü, düğün gecesi) da onu anlamaya çalışmalıdır. Çünkü büyük vatanlar büyük mezarlar üzerinde kurulur.

                         

 

 
 
 
           

 

SİZİN ŞİİRLERİNİZDEN     

 

               DOGA SEVGİSİ

 

Seviyorum ben doğayı

İçindeki tüm canlıyı

Seviyorum ben dünyayı

Ayrı ayrı her bir kıtayı

 

Güneşin doğuşunu, batışını

Yağmurun şıp şıp yağışını

 Karın kelebek gibi uçuşunu

Günlerin aylan, aylarım yılları

Durmadan kovalıyor

Seviyorum ben yaşamayı

 

Kuşların cik cik ötüşü

Yılanın dans ederek yürüyüşü

Karıncanın ufacık gövdesinde

Durmadan yük taşıyıcısı,

Arıların vızıldayışı,

Kuzuların meleyişi,

Danaların, müleyişi...

Huzur veriyor içime.

 

Bakarsın yüksek dağlara, o da nesi!

Üzerine giymiş gelinlik elbisesi,

Bir gelin kadar güzel ve ahenkli,

O karda, insanların kayması ne zevkli.

 

Çevirsen yönünü öbür tarafa

Görürsün; masmavi denizi,

İçerisinde yelkenli gemisi,

Kıyısında insanları,

Ve hırçın dalgaları...

 

Yukarı çevirsen gözünü,

Görürsün gökyüzünü,

Çoban yıldızını;

Ve saman yolunu..

 

Doğanın güzelliğini saymakla bitiremezsin,

Sevmiyorsan tabiatı, dünyayı,

Sen bu güzellikleri göremezsin.

 

                            Havva KADİROGLU

                               İmam-Hatip Lisesi

 

 
 

ORMANCI GÖZÜYLE 

 

           BİRAZ DA DİKİLENE BAKALIM

 

                                                       A.Yüksel ŞANLIER

                                                        Ağaçlandırma Şefi

 

Halk arasında çoğu kez duyarız : "Ormanlar kesiliyor, satılıyor, devlet eliyle yok ediliyor" gibi laflar konuşulur. Ama hiçbirimiz neden kesiliyor; kesilen yerlere fidan dikiliyor mu? Veya kesilenin yerinde ne var hiç düşünmeyiz.

 

- Ne zaman ki kesilen ağaçların yerinde gençlik büyür, gelişir, uzaktan bakıldığında halk gözü ile orman şeklini alır işte o zaman geçmişte aynı yer için söylediğimiz neden kesiliyor dedikodularını unuturuz.

 

Bakın sayın okuyucularımız! İçinde yaşadığımız Anamur İlçesi topraklarının % 40'ını ormanlık alanlar oluşturmaktadır. Bu ormanların 1990 yılı istatistiklerine göre 36120,0 hektarı koru, yani kerestelik evsafta odun hammaddesi üretilen orman, 33694,5 hektarı bozuk koru ormanları. Bunlar bazı nedenlerle bozulmuş ıslahı gerekiyor. 34889,5 hektarı bunun biraz daha fazla bozulmuşu; geri kalan da ancak yakacak odun üretilebilen veya üretilemeyen baltalık tabir ettiğimiz maki türleri ile karışık orman alanlarıdır.

 

-İlçemiz topraklarının % 40 gibi önemli bir bölümü ormanlık alan olan bir yerde halkımızın da büyük bir kısmının bu varlıklardan faydalandığı; bu yörenin bu alanda çalışan kesiminin oranının büyüklüğünü düşünmemiz gerekir.

 

İlçe topraklarımızın % 40'ı üzerinde bulunan ormanların işletilmesi, korunması, bakılması ve gençleştirilmesi bu ilçedeki faaliyette olan Orman Bakanlığına bağlı Mersin Orman Bölge Müdürlüğü emrindeki Orman İşletme Müdürlükleri ve Bakanlığımızın Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrol Genel Müdürlüğü ve diğer genel müdürlüklerin taşra kuruluşları tarafından yapılmaktadır.

 

Şimdi gelin bazılarının düşündüğü ormanları "orman idaresi kesiyor' gözü ile gören kişilerin gördükleri sahların niçin kesildiğini inceleyelim.

 

Ormanlarımızı teşkil eden ağaçlarda insan gibi doğar, yaşar, yaşlanır ve ölür. Bu gerçek tüm canlılarda aynıdır. Nasıl 30 yaşındaki insanın iş gücü ile 80 yaşındaki bir insanın iş gücü bir tutulamaz ise ağaçlarda aynıdır. Cinslerine göre ağaçların verimleri belli yaşlardan sonra düşer. İşte bu safhada bu ağaçların yerine yenisinin gelmesi yani gençleştirilmesi istenir. Orman İdaresinin de yaptığı budur. Ağaçlar ayakta ölmeden en son verimli çağında kesilip yerine yenisinin getirilmesidir. Bu nedenle toplu kesimler yapılır. Yerine yenisi dikilir. Veya tohum ekilir ya da kendiliğinden gelmiş olan gençliklerin üzeri açılır.

 

- Şayet gençlik ekim veya tabi olarak o yere gelmemiş ise toprak işçi veya makina ile işlenerek fidanlıkta yetiştirilen fidanlar bu hazırlanan yerlere dikilerek o saha gençleştirilmiş olur.

 

- Bir diğer işlemde yukarıda bahsettiğimiz sadece odun üretilebilen başkada endüstriyel yararı olmayan bozuk sahalarda yapılır ki işte bu gibi yerdeki çalışmaları Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolü Genel Müdürlüğü örgütü yapar.

 

- Bu tip (Maki florası ile kaplı veya açıklık alan orman toprakları) sahalarda yapılan ağaçlandırma çalışmaları:

 

a) Bozuk alanları verimli orman haline getirmek amacı ile,

 

b) Erozyona karşı toprağı korumak amacı ile,

 

c) Orman alanlarını çoğaltmak amacı ile,

 

d) Yerleşim yerleri çevresinde rekraatif görüntü amacı ile,

 

e) Hava kirliliğini önlemek amacı ile ağaçlandırma çalışmaları yapılır.

 

- Anamur İşletmesindeki bozuk sahalarda ise bozuk orman alanlarını ıslah amacı ile yapılan ağaçlandırma çalışmaları veya tabi olarak gençleştirilemeyen yerlere suni olarak dikim yapmak; yapılan gençleştirme amacı ile yapılan ağaçlandırma çalışmalarıdır.

 

1991 yılı sonu itibariyle ilçemizde Orman İşletme Müdürlüğünce geçmişte 3008,0 hektar bozuk sahaların ıslah amacı ile 2986,0 hektar tabi olarak kendiliğinden veya tohum atılarak gençlik getirilmek suretiyle, 5048,0 hektar yaşlı ormanları gençleştirmek amacı ile toplam 11402 hektar gençlik alanı meydana getirilmiştir.

 

Ayrıca bu sahalara gerekli fidanı üretmek amacı için de bir adet fidanlık kurulmuştur.

 

Yapılan bu hizmetler işçi gücü ile yapıldığından her yıl ortalama değişik yerlerde 2000' den fazla işçi kısa süre de olsa bu işte çalışmakta kısa zaman da olsa bir gelir temin etmektedir.

 

Memleketimizde bozuk orman alanlarını ıslah etmek her yıl milyonlarca metreküp verimli toprağın yağmurlarla erozyona uğrayıp denizlere dökülmesine mani olmak için yapılacak tek işlemin ağaçlandırma olduğunu her Türk vatandaşının çölleşen bir Türkiye yaratmamak için yardımcı olması, mümkünse katkıda bulunması gereken bir iş olduğu unutulmamalıdır.

 
 
 
                                      

  OKUYUCU ŞİİRLERİNDEN

 

               ELBALAK YAYLASI

 

Şu bizim yaylayı methedeyim,

Sürü, sürü giden kuzusu ile,

Bahar gelsin yaylara gidelim.

Ak koyun, ardında kuzusu ile...

 

Koyun gelir, kuzuları meleşir...

Suya gelmiş sığırları böğrüşür.

Sabah olur, keklikleri çığrışır.

Çiçekten çiçeğe arısı ile...

 

Kır çiçekten yoncaların dalına,

Kurban olam yayla senin malına,

Peteklerde beyaz yayla balına

Pare pare olan karın var senin.

 

Yörük oğlu Mehmet güder koyunu,

Altundan değerli soğuk suyunu,

Orada geçirir, altı ayını..

Çobanın koyunun daim var senin...

 

                             Mehmet YILDIZ

                                  Ticaret Lisesi

 
 
 
 
 
 
 

TERÖR

 

PKK terör örgütü tarafından çevresiyle birlikte 60.000 nüfusa sahip Anamur ilçemizden şimdiye kadar 6 gencimiz kalleş kurşunla katledilmiştir. Bu gençlerin aileleri ile tek tek görüştük, hepsi saf temiz ruhlu insanlar. Her Türk vatandaşı gibi canlarını feda edebilecek kadar vatan ve millet sevgisiyle dolular.

 

PKK yaptığı eylem türü açısından incelendiğinde ortaya;

 

a) Çocuk, yaşlı, kadın, asker ayrımı yapmamaktadır.

 

b) Gerilla savaş taktiği yani vur kaç saklan prensibi hareket unsurudur.

 

c) Yol kesme olaylarında aldıkları ifade sonucu kendileri ile iş birliği yapan insanların gayrısını öldürme.

 

d)Sivil araziyi mayınlama

 

e)Pusu kurma

 

f)Devlet ve özel sektöre ait okul, şantiye, fabrika gibi doğu ve Güney doğu' daki yatırım ve gelişim projelerini önleme.

 

g) Propagandaları baskı ve riyaya dayanmakta kimi yerde halkın ilgisini çekmek amacıyla dinden hareket edilmektedir.

 

h) Psikolojik eylemde sıkıştığında barış anlaşmasına ve silahı bırakmaya razı görünmekte, zayıflığını hissettirmeme gayreti içindedir.

 

Arkasındaki güçler açısından;

 

1) Siyasi olarak SHP'den ayrılan DEP milletvekilleri savunuculuğunu yaptırmaktadırlar.

 

2) Almanya, Fransa, İsviçre, Suriye, Irak, Iran gibi devletler tarafından destek görmekte serbest teşkilatlanmada, yardımcı olunmaktadır.

 

3) Çekiç güç tarafından da PKK'ya yardımlar yapıldığı malumdur.

 

4)32. paralelin kuzeyindeki Peşmerge kamplarının liderleri de yardımcıdır.

 

5)Ermenistan' dan Ermenilerden büyük destek görmekte ASALA'nın devamı niteliğinde olması ihtimal dahilidir.

 

Maddi Açıdan;

 

a)Yurt dışındaki işçilerden zorla toplanan paralar.

 

b)Yurt içinde esnaf ve sanayiciden toplanan paralar.

 

c)Eroin, esrar ve uyuşturucu kaçakçılığı.

 

d)Beyaz kadın ticareti.

 

e)Doğu ve Güney Doğudaki memur öğretmen ve imamlardan, köylülerden zorla toplanan paralar.

 

Barınma Yerleri Açısından;

 

Suriye, Irak ve Lübnan’da bulunan eğitim kampları ve Güney Kıbrıs’taki Rumlarla Ermenistan'ın bütün bölgeleridir.

 

Bütün bunları eksiklikleriyle ortaya koyduğumuzda PKK Türkiye'de bölücü bir eylem grubu olma özelliğinden çok uluslararası bir terör örgütü ve birçok devletle işbirliği halinde olması da ayrı bir önem kazanmaktadır.

 

İstenilen acaba Türkiye'de bir kürt devleti kurmak mı? sorusu şimdiye kadar bir alternatifle ilgili olmadıklarını Peşmerge liderlerinden Talabani'nin verdiği demeçlere bakılırsa Büyük Kürdistan iddiası görüntüsü ağırlık kazanır.

 

Bizce esas gaye; insan haklan savunucularının, süper güçlerin Orta Doğu' da insan haklanın savunan zulme ve işkenceye, sömürmeye dur diyecek bir güç oluşmasını engelleme planlarının aşamasıdır. Irak-İran savaşları, Kuveyt'in işgali 32. paralelin kuzeyinin boşaltılması İsrail-Filistin anlaşması aşamalı olarak geleceğimiz noktalar biraz daha açık ve net olarak göstermektedir.

 

Bosna Hersek'te, Azerbaycan’da PKK terörüyle mücadelede kaybedilen kadar, insan kaybedilmemiştir.

 

Ey Türk Milleti ya millet olma, devlet olma şanıyla düşüneceksin; ya da gündelik siyasi çekişme ve entrikalar arasında boğulup gideceksin.

 

Anamur şehitlerimize Yüce Allah'tan Rahmet, ailesine sabırlar diliyoruz.

 
 
 
 
 
 
 

    

HİKÂYE

 

                                MİLYONER BİR KÖPEK

 

                                                   Hüseyin ŞİNASİ

 

İki senedir… Öyle bir çilenin girdabında ki… kıvranıp duruyorum ki sormayın yani. Böylesi düşman başına. Her sabah, ama her sabah hava daha iyice aydınlanmadan sıcak yatağından kalkmak, alel acele giyinmek... koştura koştura ve soluk soluğa otobüse yetişmek, şayet mümkün olabilirse tabi binbir mücadeleyle binebilmek... yine tabii şayet Çankaya'ya kadar pestiliniz çıkmamışsa, sağ-salim yere adım atabilmişseniz... bütün bunlar da kâfi değilmiş gibi dik bir yokuşa tırmanmaya mecbursanız, eeeh biraz da nefes darlığınız filan varsa... takdir buyurursunuz ki artık bütün bunlar insanın insana zulmünden başka bir kelime ile ifade edilemez.

 

Mutad olduğu üzere, dün de Ankara Belediyesi E.G.O İşletmesi Otobüslerinden birinden Çankaya'daki Kooperatifler Genel Müdürlüğünün önünde inmiş, daireye tam vaktinde ulaşabilmek için yokuş yukarı tırmanmaya başlamıştım. Yokuşun Alaçam Sokağına ulaşan noktasında, artık yürümeye mecalim kalmamış, nefes nefese bulunuyordum. İşte tam bu sırada hediyelik eşyalar satan mağazadan, orta yaşlarda, sarışın, saçları meçli, sansar derisinden bir kürke sarılmış bir kadın çıkmaktaydı. Onu, her halinden iyi bakıldığı, iyi beslendiği farkedilen iri yan bir köpek takip etmekteydi. Kadını istediği tarafa sürüklemesine bakılacak olursa, güçlü kuvvetli olduğu da anlaşılıyordu. Tüyleri diken diken, gözleri pırıl pırıldı. Köpeğin boğazına geçirilmiş tasmanın ve tasmaya iliştirilmiş ipin parlaklığı ise daha bir göz alıcıydı.

 

Gözlerim bu sahnede olduğu halde bir kendimi, arkadaşlarını, bir de şu mutlu köpeği, köpeğin sahibesini düşündürün. Bu sabah yine aç karma yola düşüşümle, kadım istediği tarafa sürükleyebilen köpek arasında bir bağ kurmaya çalışsam, da başaramadım. Ben hasta, ben güçsüz... ama köpek güçlü, köpek zinde...

 

Sonra kendi kendime güldüm. Güldüm acınacak halimize. Bir yanda aç insanlar, doktorsuz, ebesiz ve ilaçsız ölen insanlar, bir yanda güçlü, kuvvetli köpekler. Şu tezatlar

karşısında ağlamamak, isyan etmemek mümkün mü Allah aşkına... Ve şunu peşinen ifade etmek isterim: Bu ve bunun gibi insanlardan, köpeklerden hoşlanmam. Hoşlanmadığım gibi nefret ederim.

 

Böyle bir hakikat karşısında asabınız bozulmaz, bütün kötülüklerine rağmen bir sigara yakıp sinirlerinizi yatıştırmak ihtiyacını duymaz mısınız? O yorgunluğuma ve nefes darlığıma ve de son beş sigaram kalmış olmasına rağmen ben de yaktım bir sigara. Ve daireye saatinde varabilmek için adımlarımı sıklaştırdım. Bu arada bir arkadaşla beraber şahit olduğumuz, daha doğrusu arkadaşımı çok yakından ilgilendiren milyoner bir köpeğin tatlı macerasını hatırlayıverdim.

 

Arkadaşımla Kuğulu Parkta karşılaşmış, beraber gezmeye başlamıştık. Küçükesat'ta dörtyol kavşağına geldiğimiz bir sırada arkadaşım sanki birileri damarına basmış gibi ciyak ciyak bağırmaya başladı.

 

- Bak bak şuraya (!) Allah Allah, parmağıyla gösterdiği tarafa doğru uzandım. Hayır, orada insanı heyecanlandıracak olağanüstü hiçbirşey yoktu. Kocaman bir kedi çöp bidonuna tırmanmaya çalışmakta, üç kişiyse aralarına bir köpeği almış gezdiriyorlar. Evet, evet bunların hiçbirinde öyle hemen heyecanlanacak, ciyak ciyak feryatları basacak bir taraf yoktu.

 

- Peki, ama ne var ki orada?

 

Parmağı hala o üç adamın ve iyi cins köpeğin üstündeydi.

 

-Yahu, şu köpeği... şu adamların arasındaki iri köpeği görüyor musun?

 

-Pekâlâ, görüyorum, ama dostum bunda olağanüstü birşey yok ki? Hazin hazin üzüme baktı,

 

-Daha ne olabilir ki, ne olmalıdır ki azizim? Bu köpek krallar gibi korunan, her istediği yapılan bir köpektir. Bu bir sokak köpeği değildir ki belediye ekipleri tarafından zehirlenerek öldürülsün veya bir memur köpeği değildir ki açlıktan çeneleri kıkırdasın, kemikleri birbirine girsin(!)

 

Parmağını henüz indirmişti ki adeta nişan alıyormuş gibi tekrar dikti.

 

-Şu köpek var ya şu köpek, ah ulan.

 

-Evet, var o köpek.

 

-İşte o var olan köpek, milyoner bir köpektir.

 

-         Yok devenin boynu!

 

Gerçi bazı gazetelerde elli bine, yüz bine köpek satışı ilanı görmüştüm. Hatta bazılarının gazetelere ilan vererek cici köpeklerini bulana binlerce lira vermeyi vaat ettiklerini okumuştum. Fakat şu köpek onlardan biri olamazdı. Şunda ne gibi bir hususiyet vardı ki de bu kadar değer veriliyor, anlamıyorum. Çoban köpekleri bundan daha alımlı, daha çalımlı ve Sevimliydi. Hâlbuki şunda sevimlilikten, alım1ılıktan yana zerrece birşey yoktu.

 

- Bu köpek o kadar para eder mi? Allah aşkına. Kattiyen etmez... deyip kestirip attım.

 

- Aslında haklısın bu köpek beş para bile etmez, ama dediklerime dikkat et. Bu köpek milyoner bir köpektir.

 

- Sen nereden biliyorsun peki bunu?

 

-Bildiğim kadarı ile sen pek köpekten köpekten de anlamazsın, hatta hoşlanmazsın.

 

- Hala anlamıyorum... Fakat ben bu köpek milyoner derken köpeğin kaç para edeceğinden değil, servetinden bahsediyorum.

 

-Servet mi, ne serveti? Köpeğin de serveti olur muymuş? Peki ya o üstündeki sırmalı libaslar neydi? Ya yanındaki gayet zengin adamlar? Sustum aval aval yüzüne bakakalmışım.

 

- Senin anlayacağın bu köpek kimsesiz bir zenginin yegâne varisidir. Herifçiğin oğlu mortu boylamadan evvel kapı gibi bir vasiyetname bırakmış ve bütün servetini şu pis mahlûka bırakmış. Şimdi ise bu köpek dünyanın en zengin hayvanlarından biridir.

 

- Yaaaa (!) diye upuzun bir hayret nidası bırakıvermişim. Arkadaşım beni şaşırtmaktan biraz daha memnun devam etti.

 

- Adamcağız, bu köpeği daha minnacıkken alıp büyütmüş. O kadar dost olmuşlar ki bir yedikleri ayrı gidermiş. Adam ahireti boylayınca tabii yallah tüm serveti buna geçmiş. Uzak veya yakın tüm akrabaları avuçlarını yalamışlar bitabii. Hele vasiyetname açılırken bir görecektiniz, hepsi birden nasıl bozulmuşlardı.

 

- Peki, ama arkadaşım bütün bunları sen nereden biliyorsun?

 

Köpeğe şöyle bir kere daha baktı, hareketlerini gözleriyle takip ederek, derin bir iç çekişten sonra, gülmeye gayret ederek,

 

- Ben bilirim, dedi. Bilirim çünkü o bozulanlardan biri de...

 

- Sendin demek ha? İhtiyar senin de akraban oluyordu.

 

- Ehhh biraz öyle sayılırdı. Ve en azından yirmi milyon lira düşerdi hisseme. Kahkahayı bastım.

 

- Demek bu köpeğe onun için kızıyorsun? Tuhaf tuhaf yüzüme baktı.

 

- Hayır, katiyetle hayır... Kızdığım filan yok. Ama bir köpeğin bunca servete layık olup olmadığını merak edip duruyorum.

 

- Aldırma be dostum aldırma. Sen şu etrafındaki arabalarında kırıtan, zengin kürkler içinde sefa süren, erkek bozmalarıyla, kadın müsveddelerinin kaç tanesinin mirasına layık olduğunu bulabilirsin?

 

- Haklısınız… haklısınız belki ama ben o para ile ufak çaplı da olsa bir iş kuracak, kim bilir kaç garibanın karnını doyuracaktım. Fakat görüyorsun işte bu köpek kendi karnını doyurmaktan başka birşey yaptığı yok.

 

Köpeği gözden kaybetmemek için peşinden gidiyorduk. Bir ara adamları bir duvarın dibine doğru sürükledi. Yemiş yemiş yusyuvarlak olmuştu. Adamların istediği tarafa sürüklemesine bakılırsa bir hayli de kuvvetliydi. Duvarın iyice dibine gelince arka bacaklarından birini havaya kaldırdı ve afiyetle def-i hacetini yaptı. Sonra tekrar adamlarının istediği yönde yürümeye başladı. Arkadaşım olup bitenleri pürdikkat izlemekteydi. Kolunu çektim,

 

- Gördün mü? dedim.

 

Başım salladı. Fakat cevap vermedi.

 

-Bak hiç üzülme dostum, köpek milyoner değil milyarder bile olsa yine de bir köpektir…

 

Nasıl olduğunu hala anlayamadığım bir hareketle, daireye gidecek yerde geri dönmüşüm ve köpekli sarışın kadını izleyip durmaktayım. Başka bir arkadaş daha soluk soluğa daireye geliyorken, ben de onunla birlikte geri dönüp daireye geldim. Baktım ki bizim kaloriferler yine yanmamış, arkadaşlar paltolarına, pardösülerine iyice sarı1mışlar... Etraf yine buz kesmekte... Sarışın, saçları meçli hanım köpeği ise keyfinde...

 

                  SEDİR’DEN

 

Anamur SEDİR dergisi Ocak-1994 tarihli yeni sayısı ile huzurlarınızda. Yayını ile birlikte Anamurlular tarafından dergimiz sıcak bir ilgi ile karşılandı. Her okuyucunun üzerinde birleştiği nokta "derginin gerek baskı-gerekse yazı kapasitesi bakımından Türkiye'de yayınlanmakta olan birçok derginin çok üstünde" olduğu yönünde.

 

Okuyucularımızın bu görüş ve düşüncede olmaları, bize sıcak ilgi göstermeleri bizim çalışma şevkimizi artırıyor. Daha iyi bir SEDİR için kollan sıvadık. Bu sayımızı Anamur'un il yapılması konusuna ağırlıklı olarak ayırdık. Bu sayımız bütün ilgililere ulaştırılacak ve inşallah Anamur'un il olmasına katkıda bulunacak.

 

Bu sayımızda gençlerimize yönelik bir kompozisyon yarışması açtık. Yazılarınızı bekliyoruz. Sizlerden yazı ve şiirler bekliyoruz.

 

Yeni bir sayıda buluşmak üzere hoşçakalın...

 

 

         SEDİR’DEN KOMPOZİSYON YARIŞMASI

 

Derginiz Anamur SEDİR tarafından Lise ve Dengi okul öğrencileri arasında "MİLLİ BİRLİK VE BERABERLİK" konulu bir kompozisyon yarışması düzenlenmiştir. 

 

YARIŞMA ŞARTLARI

 

1)Yazılar iki daktilo sayfasını geçmeyecektir.

2)Yazılar daktilo ile yazılacaktır.

3)Kompozisyonda, yaşayan Türkçe kullanılacaktır.

4)Yazılar en geç 8 Şubat 1994 gününe kadar dergimiz adresine teslim edilecektir.

5)İlk üç dereceye giren kompozisyonlar derginizde yayınlanacak, yazarları dergimize bir yıllık abone yapılacaktır.

6)Yarışmaya katılan yazılar iade edilmeyecektir.

7)ADRESİMİZ:  Anamur SEDİR Dergisi - Nizam Reklam. Tahsin Soylu Caddesi, Üçyol civarı - ANAMUR'dur.

 

 
 

DİŞ-DİŞ ETİ HASTALIKLARI VE KORUYUCU DİŞ HEKİMLİĞİ

 

                                              Dr. Fehmi MERT

 

Konu itibariyle, ağız içi (oral) hastalıkların bir bütün olarak değerlendirmek, ilmi bir yaklaşım açısından bizi zorlasada, pratiğe yönelik ve anlaşılırlık açısından (ağız hijyeni amacımız olduğu için) daha çok iki temel faktör olan diş ve diş eti diyorum çünkü toplum olarak karşımıza çıkan iki büyük ağız içi probleminin yaygın diş çürükleri ve periodontal hastalıklar dediğimiz diş eti rahatsızlıklarının olduğunu bariz şekilde görüyoruz.

 

DİŞ ETİ HASTALIKLARI

 

Diş eti hastalıklarının olmasında en önemli etken dişlerin çevresinde ve aralarında kalan gıda artığı ve bakteri (mikrop) birikintileridir.

 

Yetersiz veya hiç yapılmayan diş fırçalama olayı sonucu, özellikle dişleri sık olan kişilerde, dişle diş etinin birleştiği (kole) bölgede, diş eti üzerinde, gıda artıklarının toplanması sonucu, tükürük içindeki kimyasal maddelerinde etkisiyle kısa zaman sonra (24 saat içinde bakteri plağı oluşumu başlar) tartar dediğimiz diş taşı oluşumu meydana gelir.

 

Yabancı cisim konumundaki, oluşan bu diş taşlarına reaksiyon (tepki) olarak diş eti iltihap yaparak kendisini geriye doğru çeker. (diş eti çekilmesi)

 

Diş eti rahatsızlıklarının bariz belirtileri;

 

-Kanama

-Koku (halitosis)

-Karıncalanma ve kaşınma hissi Şişkin ve saydam bir görüntü

-Diş eti çekilmesi ve diş köklerinin açığa çıkması

 

Tedavisi:

 

Şunu hiç bir zaman unutmamak gerekirki, dişeti hastalıklarının tedavisinde temel prensip mekanik temizliktir.

 

- Yumuşak bir diş fırçası (3 ayda bir değişecek)

 

- Dişler, diş-dişeti hizasında dairemsi hareketlerle fırçalanacak. (sabah, akşam)

 

- Yatmadan önce tuzlu ılık suyla gargara yapılacak (haftada 2-3 defa)

 

- Oluşan taşlanmanın derecesine göre 3 ile 6 ay arasında periyodik olarak diş hekimine diş taşı temizliği yaptırılacak.

 

Unutmayınız; Sağlığın ve medeniyetin göstergesi ağız hijyenidir.

 

Bilinçli bir diş fırçalama alışkanlığı ile dişlerimizi, diş etlerimizi ve nihayet genel sağlığımızı tehdit eden etkeni ortadan kaldırabiliriz.

 

Günlük diş fırçalamadaki amaç, dişlerin üzerine yapışmış olan ve gözle farkedilmeyen besin artığı bakteri tabakasını temizlemektir.

 

Bakteri plakları ancak diş fırçasıyla temizlenebilir. Ancak; dişler arası bölgelerdeki bakteri plaklarının tamamen temizlenmesi, en iyi diş fırçası fırçalanma yöntemiyle bile mümkün olmamaktadır. Bu nedenle temizlenmesi sorun olan dişler arası bölgeler için diş fırçasının en iyi yardımcısı diş ipliği (dental floos)’dir.

 

Yaklaşık 40 cm uzunluğundaki ipliğin iki ucunu, arada 8-10 cm kalıncaya kadar iki orta parmağınıza dolayınız. İki elinizle tuttuğunuz ipliğin ana kısmını, işaret ve başparmağımızla yön vererek, iki diş arasına yerleştiriniz. İpliği her yandaki dişe yasladıktan sonra aşağı yukarı hareket ettiriniz. Daha soma ipliği aynı çıkarmadan, diğer dişe yaslayarak, temizlik hareketini tekrar ediniz. Bu işlemi girebildiğiniz bütün dişler arasında yapacaksınız.

 

Böylelikle, diş fırçasının erişemediği bölgelerdeki bakteri plağı temizlenmiş olacaktır.

 

Unutmayınız ki, sağlıklı bir hayat için sağlıklı bir "ağız gereklidir.

 

DİŞ ÇÜRÜKLERİ

 

Diş üzerindeki en sık rastlanan patolojik durum, çürümelerdir. Onu sırasıyla pulputin dediğimiz sınır iltihaplanmaları, yapısal ve kalıtsal nedenlere bağlı defermasyon, çarpma vs. izler.

 

ÇÜRÜK ETKEN VE NEDENLERİ

 

Tedavide öncelik çürüğü durdurmak ve oluşan çürük boşluğunun, uygun herhangi bir de 19i maddesiyle doldurmaktır. (koruyucu, tedavisi)

 

İhmal edilen bir çürük, sonuçta dişin çekilmesine neden olur. Bu da hastanın iki yönden aleyhinedir.

 

- Mevcut dişini kaybetmiş olur.

 

-Yerine diş yaptırmak suretiyle ekonomik külfet getirir.

 

Unutmayınız;

 

Sağlıklı bir ağız temizliği için;

 

Bilinçli ve sürekli ağız bakımı ve koruyucu tedavisi yapılması gereken öncelikli ilmi temel faktördür.

 
 
 
 

Bu sayfa 3637 defa görüntülenmiştir.

ÖFKE BALDAN TATLI MI?22 Temmuz 2014

Sponsor Alanı

ANKET

ANAMUR OKULLARINDA SERBEST KIYAFET UYGULANSIN MI?




Tüm Anketler

Sponsor Alanı

0cak - 2012 / Her Hakkı Saklıdır / Kaynak gösterilip, sitemizin ilgili sayfasına link verilerek alıntı yapılabilir. Yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir-Site ticari olmayıp, kütüre hizmet eder.
RSS Kaynağı | Anasayfa | İletişim

(c)2012 Anamur SEDİR